Eğitim-Sen’in tabutuna çivi çakmak



Üyelerinin önüne hayatımızı cehenneme çeviren faşist baskı ve yasaklara karşı direniş ve eylem motivasyonu kazandırmak, ufuk açıcı bir hat çizmek, eylem programı koymak yerine kapalı kapılar arkasında koltuk paylaşım savaşları yürütüp muhalifleri biçmeyi en önemli iş addeden bir sendikal anlayıştan ne bekleyecek bundan böyle işçi ve emekçiler?..


Eğitim Sen’in 11. Genel Kurulu dün (28 Kasım) Ankara’da toplandı.

İşçi sınıfı ve emekçilerin pandemi koşullarında daha da ağırlaşmış onca sorunu varken Genel Kurul, hem mide bulandırıcı koltuk pazarlıklarına sahne oldu hem de KHK ile atıldıktan sonra Yüksel Caddesi’nde direniş yapan Acun Karadağ, Mehmet Dersulu ve Nuriye Gülmen ile Hatay Şubesi yürütme kurulu üyelerinin sendikadan ihracını gündem konusu yaptı.

Üstelik haklarında ihraç kararı verilen üç üye tutuklu oldukları için genel kurula katılamadı, dolayısıyla kendilerini “savunamadılar”!

Sisteme karşı mücadele içinde şekillenmiş ve kendisini “sol” etiketiyle tanımlayan bir sendikanın yönetiminde yer alan grupların yangından mal kaçırır gibi giriştikleri bu tasfiye harekatı Eğitim-Sen’in alnına sürülen yeni bir lekedir!

AKP’nin KHK ile işten attığı ve tutukladığı eğitim emekçilerini tasfiye konusunda sergilenen ısrar ve işgüzarlık utanç vericidir! Eğitim Sen yönetiminde koltukları paylaşan gruplar bu iradeyi ve ısrarı keşke KHK’lar konusunda sergileselerdi!

Yüz binlerce kamu emekçisinin “taş yiyip ağaç kabuğu kemirme”ye mahkum edildikleri o yığınsal tasfiyeyi AKP-MHP-Ergenekon faşist koalisyonuna karşı kitlesel bir muhalefet dinamiğine dönüştürmekte kullansalardı keşke bu yeteneklerini!

Bu rezillik Genel Kurul gündemine gelene kadar gıkları çıkmayanlar dahil Eğitim-Sen ve KESK yönetiminde koltukları paylaşan grupların hiçbiri bu yönde bir ısrar ve inisiyatif sergilemedi. Hep birlikte “dostlar alışverişte görsün” türünden göstermelik basın açıklamaları ve cılız protestolarla yetindiler. Faşist iktidar koalisyonunu sıkıştıracak tutumlardan ve onların içerdiği risklerden hep birlikte kaçtılar! Şimdi Genel Kurul’da direnen üyelerine karşı “aslan” kesiliyorlar!..

Düşmanına benzemek

Kendilerini “Yüksel Direnişçileri” olarak tanımlayan eylemcilerin, “Allah’ın lütfu” olarak değerlendirilen 15 Temmuz girişimi arkasından zincirlerinden boşanan faşist rejimin yeniden yapılanması gibi kapsamlı bir saldırının 5-10 bireyin açlık grevi vb. yöntemlerle püskürtülebileceği yanılsamasına eleştirileriniz olabilir. KHK’lara karşı çıkılırken kamuoyunun gözünü boyama ve oyalama aracı olarak kurulan KHK ihraçlarına itiraz komisyonunun kararını “meşru” görmelerindeki tutarsızlık “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” dedirtebilir. O süreçte bir süre sonra devleti bırakıp KESK’i ve Eğitim-Sen’i -ve kendileri dışındaki bütün solu- baş düşman haline getirmenin arkasındaki mantıkla bugünkü ihraç kararının arkasındaki grupçu-tekkeci mantık arasında nitelik farkı görmeyebilirsiniz.

Fakat bunların herbiri -ya da hepsi- sonuçta bir eleştiri konusudur. Kendisine güveni ve saygısı olan bir solculuk iddiası, doğru görmediği, dahası rahatsız edici bulduğu anlayış ve tutumlarla solculuğun asgari ilke ve değerlerine saygı temelinde mücadele eder. Bu mücadeleyi fikir mücadelesi, eleştiri ve teşhirin ötesine taşırıp fizik güce, kaba kuvvete, şiddete başvurmak ne kadar kabul edilemez bir tutumsa sahip olunan “iktidar gücü” ve yetkilerine dayanarak bastırmaya ve tasfiyeye çalışmak da aynı ölçüde kabul edilemez bir tutumdur.

Bunların her ikisi de “düşmanına benzemek” kapsamına girer. Çünkü bunlar burjuvazi ve faşizmin muhaliflerini bastırıp etkisizleştirmek için kullandığı yöntemlerdir.

Rezilliğin daniskası

Eğitim-Sen’in 11. Genel Kurulu bir başka rezalete daha sahne oldu. Sol Parti (eski ÖDP) çizgisindeki Devrimci Sendikal Dayanışma (DSD) grubu tumturaklı bir açıklama yayınlayarak genel kuruldan çekildiğini duyurdu.

Bu çevrenin gerçek amaç ve niyetlerini gizleme ihtiyacı duyduğu her durumda yaptığı gibi bu açıklamada da önce bol bol sınıf siyaseti, sendikayı gerçek bir sınıf mücadelesi çizgisine çekme, taban iradesinin yansıması, pandemi koşulları nedeniyle demokratik temsil zafiyetine meydan vermeme vb. vurgularıyla karşılaşıyoruz.

Fakat bu kez baklayı ağızlarından çabuk çıkarıyorlar. Meğer KESK’i ve Eğitim Sen dahil bağlı sendikaları 1990’ların ortalarından itibaren elbirliğiyle bugünkü etkisiz hale düşürdükleri eski dostları şimdi onları da yönetimden şutlamaya karar vermişler. Bütün bu şov, feryat figan bu yüzdenmiş!!!

Açıklamada, “Yapılan görüşmelerde anlaşıldı ki, bu anlayış, Genel Kurul’da eğitim emekçilerinin ve eğitimin sorunlarını tartışmayı değil, sendika yönetimini kendi arzuladığı biçimde dizayn etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda “MYK’nın nasıl ve hangi gruplardan oluşacağını”, “temsiliyetlerin hangi gruptan olacağını” dayatmayı “çoğunluk gücünün” verdiği bir hak olarak görebilmiştir” deniliyor. Anlaşılan pazarlıklara genel kurul öncesinde başlamışlar ama bu kez uyuşamamışlar. Zaten bugüne kadarki genel kurullarda başkalarına karşı hep birlikte yaptığınız bu değil miydi? “Etme bulma dünyası” sözü boşuna söylenmemiş!

DSD’nin Kamu Emekçileri Hareketinin Birikimlerini ve Üye İradesini Yok Sayan Eğitim Sen 11. Genel Kurulundan Çekiliyoruz! şeklinde şatafatlı bir başlık taşıyan açıklaması 11 paragraftan oluşan yaklaşık iki Word sayfası uzunluğunda. Şimdi canları yanınca, “Bir kez daha vurgulamak isteriz ki, KESK’in demokratik birikimi, dar grupçuluğun ve siyasal dayatmacılığın reddine dayanır” gibi demokratik değerleri hatırlayan bu çevre “Yüksel Direnişçileri”ne tavır konusunda şimdi kendilerini de tasfiye eden dünkü ortaklarıyla kol kolaydılar.

Bu utanç verici tasfiye girişimine iki sayfalık açıklamada o da dil ucuyla şöyle değiniliyor: “Kamu emekçilerinin ortak mücadelesinin sembolü olagelmiş Eğitim Sen’in Genel Kurulu’nun, belli bir siyasal grubun disiplin kurulu eliyle tasfiyesinin zemini haline getirilmesi de, mücadele geleneğimize uygun düşmemektedir”.

Sendikal demokrasiyi”, “KESK’in geleneklerini”, “mücadeleyi”, “birliğin önemini” tasfiye sırası kendilerine gelince şimdi hatırlayan bu somun pehlivanlara sormak gerekiyor: Nazan Bozkurt’u hep birlikte sendikadan atmadınız mı?.. O eylemciler KESK ve Eğitim Sen kapıları önünde saldırıya uğrayıp tartaklanırken niye aklınıza gelmedi bu değerler?..

1980’lerin ortalarından itibaren dişe diş mücadele içinde serpilip hükümetlerin korkulu rüyası haline gelmiş KESK’in ve Eğitim-Sen’in içine düşürüldüğü halleri görünce öfkesinin küfre dönüşmesini zor engelliyor insan.

Üyelerinin önüne hayatımızı cehenneme çeviren faşist baskı ve yasaklara karşı direniş ve eylem motivasyonu kazandırmak, ufuk açıcı bir hat çizmek, eylem programı koymak yerine kapalı kapılar arkasında koltuk paylaşım savaşları yürütüp muhalifleri biçmeyi en önemli iş addeden bir sendikal anlayıştan ne bekleyecek bundan böyle işçi ve emekçiler diye soruyor.