Halkların Köprüsü Derneği: Mültecileri yalnız bırakmadık



Halkların Köprüsü Derneği Başkanı Üstün Reinart, korona salgını sürecinde mültecilerin durumuna dair sorularımızı yanıtladı


Alınteri: Korona salgını öncesinde Türkiye, Suriye’deki savaşın şiddetlenmesi ve çok sayıda asker kaybının da ortaya çıkması ile mülteci politikasını değiştirerek birdenbire mültecilere Avrupa kapılarını açtı.

Yunanistan sınırında mültecilere atılan gaz bombalarını hepimiz canlı izledik TV’lerde. Korona salgınından sonra ise devlet, görünürde geri adım atarak sınır kapılarındaki mültecileri “14 günlük karantinaya” aldığını söyledi ve mültecileri sınır kapılarından uzaklaştırdı. Mülteciler birden bire mülteciler görünmez kılındı. Corona gibi bir salgın döneminde mültecilerin ulusal ve uluslararası hukuka göre ne gibi hakları vardır?

Üstün Reinart: Avukat Gizem Metindağ’dan aldığım bilgiye göre 6 Aralık 2019 tarihli kanun değişikliği ile kayıtlı mültecilerin sağlık hakkına erişimleri kısıtlandırılmıştır. Bu düzenleme öncesinde ücretsiz sağlık hakkına erişimleri olan mülteciler için 1 yıllık sınırlandırma getirilmiştir. Yani uluslararası koruma başvurusu veya statü sahibi mültecilerin, başvuru tarihinden itibaren sadece 1 yıl süre ile ücretsiz sağlık hakkı erişimine sahip olup bu süre sonunda prim ödeme esaslı Genel Sağlık Sigortasına geçişleri yapılacak. Kanun değişikliği sonrası geçmişe dönük taramalar yapılmış ve bu süreyi aşan mültecilerin ücretsiz sağlık hakkına erişimleri engellenmiştir. Kanunda ücretsiz sağlık hakkına erişimin devam edebilmesi Bakanlıkça yapılacak değerlendirme sonucuna bağlı kılınmıştır. Kayıtsız mültecilerin sağlık hakkına erişimleri ise sadece trafik kazası gibi acil vakalarla sınırlı.

Korona virüsü sebebiyle alınan önlemler içerisinde bulunan ve devlet elişle haftalık 5 maske dağıtımı işlemi ise e-devlet üzerinden yapılan başvuruyla mümkün. Bu durumda sadece kayıtlı mültecilerin e-devlet şifresi sahibi olduğu düşünüldüğünde kayıtsız mültecilerin hiçbir şekilde maskeye erişimleri mümkün olamamaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti sadece İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olmakla yargı alanındaki “herkesin” yaşam hakkını korumakta pozitif yükümlülüğe haizdir. Bu demektir ki; kendisine başvuran ve koronavirüs sebebiyle enfekte olan veya bu yönde şüphesi bulunan kişiyi vatandaş/yabancı, kayıtlı/kayıtsız ayırımı yapmaksızın ücretsiz muayene ve tedavi etme yükümlülüğü devlete aittir. Tüm bunlarla beraber devletin kendisine başvuranlara tedavi veyahut koruma amaçlı olarak maske gibi medikal hizmetleri ulaştırmada uygulayacağı ayrımcı kıstaslar sadece birey özelinde ihlale sebep vermeyecektir. Korona virüsün ölümcül oluşu ve bulaşıcılığı sebebiyle devletin toplum sağlığını koruma yükümlülüğü de ihlal edilecektir.

Alınteri: Bu süreçte başta sınırlara yığılan mültecilerle ilgili devlet neler yaptı, mülteciler buna karşı neler yapabildi ya da yapamadı, anlatabilir misiniz?

Üstün Reinart: Devletin mültecilerle ilgili tasarrufu baştan beri iki temel hata diyeceğimiz ve hiç tasvip etmeyeceğimiz bakış açısı üzerineydi. Birincisi, mülteci meselesini geçici gördükleri için kalıcı çözümden çok uzak tedbirlerle geçiştirme, ikincisi ise mültecileri AB’ye karşı “koz” olarak kullanma.

Bu süreçte devlet mültecileri sınırlara otobüslerle taşıdı ve onlardan karşıya geçmelerini istedi. Mülteciler de yer yer Yunan güvenlik güçleriyle mücadele ederek sınırın açılmasını bekledi.

Türkiye hükümetinin mültecileri sınıra yığmalarının amacı yeni bir gündem yaratarak AB’ye karşı blöf yapmaktı. Ki başarılı olunamadı. Sınırda resmi kuruluşlar olarak Kızılay, AFAD aracılığıyla mülteciler için yiyecek, mobil hastane gibi hizmetler sunuldu ancak bunlar orada bulunanların ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzaktı. Mültecilerin çoğunluğu saatlerce yemek kuyruğu beklemek yerine en yakın yerleşim birimi olan Karaağaç’a yiyecek içecek ve diğer ihtiyaçlar için gidip gelmeye başladı. Bu her gün yaşanan yaklaşık 3 km’lik insan seliydi adeta. Bu bekleyiş salgınla birlikte sonlandırıldı. Korona salgınıyla birlikte mülteciler zorla otobüslere bindirilerek Anadolu’nun çeşitli illerine dağıtıldılar. Paraları, eşyaları ellerinden giden mülteciler bu durum karşısında ne yazık ki hiçbir şey yapamadılar.

Alınteri: Son günlerde mültecilerin 14 günlük karantina sonrasında bizzat devlet eliyle sınır kapılarına değil ama Yunanistan’a geçiş yapılabilecek sahil bölgelerine bırakıldıklarına dair haberler düşmeye başladı. Bu konuda daha detaylı bilgi verebilir misiniz?

Üstün Reinart: 14 günlük karantina sonrasında, tam da Türkiye’de 31 ilde sokağa çıkma yasağı ilan edilmişken devlet mültecileri otobüslerle bu kez de Çanakkale, İzmir gibi yerlere bıraktı. Bu insanlar yiyecek ve içeceksiz, kalacak yerleri olmadan sokakta bırakıldılar. İşte o zaman hem Türkiye’de hem de Yunanistan’da ‘kıyı kasabalarından Yunanistan’a geçmeye teşvik ediliyorlar’ endişesi doğdu. Bir yandan da korona virüs salgınının azılı olduğu bir zamanda insanların aç susuz bir şekilde kalmaları bizi çok kaygılandırdı. Ancak 13 Nisan Pazartesi ve 14 Nisan Salı günlerinde Göç İdaresi yaptığı yanlışın farkına vararak otobüslerle bu mültecileri kayıtlı oldukları illere geri götürdü ve böylece hem görünürlükleri azaldı hem de kıyı kasabalarından Yunanistan’a geçme imkanı ortadan kalmış oldu.

Alınteri: Yunanistan Türkiye’deki mültecilerin neredeyse ilk durağı. Karşı kıyıdan da bu sürece dair size ulasan bilgiler varsa nelerdir?

Üstün Reinart: Yunanistan’da halkta mültecilere karşı artan olumsuz bir tepki oluştuğunu, devletin de gözyaşı bombaları, tazyikli su ve plastik mermiyle sınırdan geçmeye çalışanlara karşı şiddetle karşılık verdiğini biliyoruz, bunu Edirne sınırında da bizzat gözlemledik. Avrupa gazetelerinde Yunanistan’ın teyakkuzda olduğundan söz eden yazılar yayınlandı. Yunanistan Türkiye’nin ‘haydi gidin’ dediği mültecileri istemediğini çok net olarak gösteriyor. Bu süreçte bir şekilde Yunanistan tarafına geçen mülteciler de Midilli gibi adalardaki kamp alanlarına götürülüyor. Buralarda da kapasitesinin çok üzerinde mülteci yoğunluğu oluştuğu bilgisini aldık maalesef.

Alınteri: Halkların Köprüsü Derneği bu süreçte temel olarak hangi noktalarda sürece müdahil olmaya çalıştı? Genel olarak bu süreçte mülteciler için sizce neler yapılabilir?

Üstün Reinart: Binlerce mülteci Edirne Pazarkule Sınır Kapısı’ndayken Halkların Köprüsü acil bir kampanya ile mültecilerin gıda, su, hijyen, giyecek gibi en temel ihtiyaçlarını biraz olsun karşılayabilmek için paketler hazırladı ve gönüllülerden oluşan bir grup 6 Mart gecesi yola çıkarak 7 Mart Cumartesi gününü sınırda dağıtım yaparak ve gözlemlerde bulunarak geçirdi.

Daha sonra covid-19 salgını ve Yunanistan’ın şiddetle kapadığı sınırla karşılaşan mültecilerden bir grup bu sırada İstanbul Esenler otobüs Garı’na geri dönüp kayıtlı oldukları illere dönebilmek için çok zor şartlarda beklemeye başladılar. Kiminde yol parası yoktu zaten, kimilerini de firmalar almadı süreç dolayısıyla. Halkların Köprüsü otogarda bir lokantaya yemek ücretini ödeyerek iki hafta boyunca 50 kişiye her gün bir öğün yemek verilmesini sağladı. Karantinaya alınan mülteciler için yapılabilecek bir şey yoktu. Karantinanın bittiği 12 Mart günü, binlerce mültecinin otobüslere bindirilip Çanakkale ve İzmir yönünde yola çıkarıldığı haberi geldi.

Bu sokağa çıkma yasağı olan hafta sonuydu. 13 Mart Pazartesi günü, büyük bir grup mültecinin İzmir Otogarı’nda, bir grubun da Menemen Otogarı’nda aç susuz beklediğini öğrendik. Korona virüsü salgını sırasında İzmir Otogarı’na yiyecek ve giyecek dağıtmaya gitmek isteyen üç gönüllü üniversite öğrencisinin gitmesinin riskli olduğu düşünüldüğü halde, öğrencilerin koruyucu maske ve eldivenlerle teması en az tutarak bazı temel maddeleri sağlamaları, mültecileri dayanışmasız bırakmamak adına kabul edildi. Bir gün önce mültecileri sokağa atan Göç İdaresi bu kez otobüslerle mültecileri kayıtlı oldukları illere geri gönderdi.

Bu süreçte genelde telefon trafiği yaşıyoruz ve gördüğümüz, haberdar olduğumuz bir gelişmeyi ilgili kurum ve STK’larla iletişim kurarak çözmeye çalışıyoruz. Genel olarak, hele bu salgın ve evde kalma günlerinde, Halkların Köprüsü gönüllülerinin hem sağlıklarını korumak hem de virüsün yayılmasını engellemek çok önem kazandığı için İzmir’de yaşayan mültecilerin acil temel ihtiyaçlarının karşılanması zorlaştı. Belediye ve Dayanışma Gönüllüleri’yle işbirliği, hiç olmazsa adresleri belirlenen ailelere destek paketleri gönderilebilmesini sağlıyor.

Alınteri: Çok teşekkürler.

Üstün Reinart: Ben teşekkür ederim.