Cehennemde inşa edilen cennet



Meksika’da 1985 yılında deprem ve sonrasında yaşananlar bugün Türkiye’de yaşananlara çok benzer. T24 yazarı Esra Akgemici’nin yazısını kısaltarak yayınlıyoruz.


 

Depremin vurduğu şehirde hastaneler ve oteller dâhil binlerce bina yıkılmış, tarihî kent merkezi yerle bir olmuştu. 

Enkaz altında kalan yaklaşık 4 bin kişi günlerce yardım bekledi. Bazıları, gönüllülerin yardımıyla enkazdan çıkarıldı ancak arama kurtarma çalışmaları yetersizdi. Devletin yardım kurumları yıkılan binalara müdahale etmekte gecikmişti. 

Devlet başkanı ortalarda görünmüyordu ama ilk iş olarak depremle ilgili haberlere yayın yasağı getirdi. Nihayet depremden iki gün sonra kameraların karşısına geçtiğinde ölü sayısını düşük gösterdi ve uluslararası yardımları (gerek olmadığını belirterek) reddetti. 

Enkazın altında hâlâ kurtarılmayı bekleyen insanlar varken, devlet başkanının derdi, hayatta kalanlara (çoğunlukla da kendi destekçilerine) ulaştırılan devlet yardımlarının reklamını  yapmaktı

İlerleyen günlerde hükümet, arama kurtarma çalışmaları henüz sonlanmamışken enkaz kaldırma kararı aldığında, öğrenciler buldozerlerin önüne uzandılar. 

Bu tanıdık manzara, 1985 yılının Meksika’sına aitti.

Meksika’nın 19 Eylül’ü

19 Eylül 1985’te, sabahın erken saatlerinde büyük bir yıkıma yol açan 8,1 şiddetindeki Mexico City Depremi, ülkenin kolektif hafızasında hâlâ canlı. Depremde, resmi rakamlara göre 5 bin, tahminlere göre ise 20 ila 30 bin arasında insan hayatını kaybetti. Tahminlerin resmi rakamların kat kat üstünde olması, kayıtlara geçmeden defnedilen cenazelerden, bulunamayan kayıplardan ve bilhassa hükümetin felaketin boyutlarını gizleme çabasından kaynaklanıyordu. 

Oysa esas felaket, depremden çok önce başlamıştı. 1929’dan beri iktidarda olan Kurumsal Devrimci Parti‘nin (PRI) otoriter yönetimi altında, sisteme entegre edilemeyen tüm muhalif yapılar sistematik olarak baskı altında tutuluyor, devlet şiddeti tırmanıyor ve neoliberal politikaların dayattığı yeni sömürü biçimleri yoksulları dışlamaya devam ediyordu. Deprem, ülkedeki tek parti yönetiminin acizliğini ve imar rantına dayalı yozlaşmanın boyutlarını gözler önüne serdi. 

19 Eylül 1985, Meksika’nın toplumsal dönüşümü açısından önemli bir kırılma noktası  oldu. Devletin yokluğu gösteriyordu ki, toplumsal aktörlerin dayanışması hayati ve vazgeçilmezdi. Depremde ortaya çıkan dayanışma odaklı yatay örgütlenme, daha eşit ve daha adil bir gelecek inşa edebilmek güçlü bir temel oluşturdu. 

Afetzedeler Hareketi

Böyle bir düzende ayrıcalıklı kesimler her zaman daha korunaklı olacaktı. 3 bin bina yıkılmış, 100 bin bina ağır hasar görmüş, 5 milyon insan elektrik ve içme suyundan yoksun kalmıştı. Devletin güçlü eli, depremzedelere uzanmıyordu. O halde toplumun geniş kesimlerini oluşturan dar gelirliler ve yoksullar, kendi kendilerini korumak zorundaydılar. Hayatta kalma mücadelesi, birlik olmayı ve örgütlenmeyi gerektiriyordu. 

Depremde evlerini kaybeden insanların barınma hakkı talebiyle örgütlenmesi, Damnificados (Afetzedeler) Hareketi‘ni ortaya çıkardı. Tabandan yerel gruplar bir araya gelerek evsiz ve işsiz kalanların ihtiyaçlarını karşılamak için dayanışma ağları kurmuştu. Bir ay içerisinde, 40’tan fazla yerel grup, Afetzedelerin Birleşik Koordinasyon Komitesi‘ni (Coordinadora Única de Damnificados/CUD) kurdu ve böylelikle sorumluluklarını yerine getirmesi için hükümet üzerinde baskı oluşturan güçlü bir toplumsal hareket inşa edildi. Hükümetin evleri yıkılan depremzedeler için önce prefabrik konutlar yapması, sonrasında ise 45 bin konutluk bir proje başlatması, aşağıdan gelişen bu baskı sayesinde mümkün oldu.  

CUD ile birlikte yıkıntıların arasından doğan bir diğer önemli örgüt, Meksika’nın yakın tarihinde kadınların kurduğu ilk bağımsız sendika olan 19 Eylül Konfeksiyon İşçileri Sendikası‘ydı. Depremin ertesi günü, 7,3 şiddetindeki ikinci bir depremde konfeksiyon bölgesi olan San Antonio Abad’da 800’den fazla atölye yıkılmış, bin 600’den fazla kadın işçi hayatını kaybetmiş, 40 bin ila 70 bin arası konfeksiyon işçisi işiz kalmıştı

Bu atölye ve fabrikalarda çok zor şartlar altında çok az ücrete çalışan kadınların politik olarak bilinçlenmeleri ve örgütlenmeleri, depremin açığa çıkardığı gerçekle mümkün oldu: Patronların gözünde onların hayatının hiçbir değeri yoktu. 

Kadın işçiler göçük altında kalan mesai arkadaşlarını çıkarmaya çalışırken, patronlar ve fabrika sahipleri enkazdan makineleri ve giysileri kurtarmakla meşguldü. En az 400 tekstil işçisi kadın, enkazın altında ölüme terk edildi. 

Çığlıklara, haykırışlara aldırmadan enkazdan makinelerini çıkaran patronların görüntüsü karşısında, işçi kadınlar ilk günden itibaren bir sendika gibi hareket ettiler ve haklarını birlikte aradılar. Bir ay içerisinde 5 bin işçinin katılımıyla 19 Eylül Konfeksiyon İşçileri Sendikası kuruldu. Bu sendika, son 10 yıldır tek parti yönetiminin güdümündeki İşçi Federasyonu’ndan özerk olarak kurulan ilk bağımsız sendika oldu.

Meksika’nın ikinci 19 Eylül’ü

1985 Depremi sonrası ivme kazanan toplumsal mücadele sayesinde Meksika, bugün afete karşı dirençli toplum  oluşturma sürecinde örnek ülkelerden biri  olarak öne çıkıyor. 

Dirençlilik (resilience), afetle başa çıkabilme kapasitesini tanımlayan önemli bir kavram. Özellikle Türkiye gibi deprem ülkelerinde mutlaka toplumun afete karşı direncini artıracak etkin politikaların izlenmesi gerekiyor. Hem risklerin belirlenmesi ve azaltılması hem de afet sonrasında müdahale için hazırlıklı olunması, daha dirençli toplumların oluşturulmasını ve böylelikle felaketlerin önüne geçilmesini sağlıyor.

Meksika’da 1985 Depremi’nden sonra, altyapının güçlendirilmesi, daha sıkı bina yönetmeliklerinin uygulanması, SAS olarak bilinen Erken Uyarı Sistemi‘nin uygulamaya konması ve düzenli tatbikatlarla desteklenmesi, eğitim programlarıyla vatandaşların farkındalığının artırılması ve müdahale için  prosedürlerin ve acil durum planının hazırlanmasıyla dirençli bir toplum oluşturuldu. 

Mart 2012’de Mexico City’i 7,4’lük bir deprem vurduğunda başkentliler hazırlıklıydı, can kaybı olmadı. 2014’te gerçekleşen 7,2’lik depremde yine kayıp yoktu.

Görsel hakkında: 1985’te yıkılan Regis Oteli

Yazının tamamı için: https://t24.com.tr/yazarlar/esra-akgemci-america-invertida/dogal-olmayan-afet-felaket-utopyasi-ve-sinifsal-deprem-meksika-dan-dersler,38873