FBI’ı dizginlemek



Dünyanın güçlüleri verimliliği ve düzeni nedeniyle Nazi polis devletine öyle hayran kalmışlardır ki, II. Dünya Savaşı’ndan onlarca yıl sonra FBI, bazı başka hükümetlerin ajanlarıyla birlikte Hitler’in üst düzey adamları da dahil en az bin Nazi’yi hevesle bünyesine katmıştır.


John W. Whitehead

“Demokrasinin içinden süzülen totalitarizmin sessiz ellerinden biri de Federal Soruşturma Bürosudur…  FBI’ın tüm bunları yapma nedeni nedir? İnsanları korkutmak… Onlar, her şeyin olduğu gibi kalması amacıyla  egemen çevreler için, şirketler için ve politikacılar için çalışırlar. Ve olanı değiştirmek için çabalayan insanları korkutmayı ve yıldırmayı arzularlar.” (Howard Zinn, Tarihçi)

Güç yozlaşmayı getirir. Bunu biliyoruz.

Aslında biz bunu kendi hükümetimizin elinden çektiklerimizle zor yoldan öğrendik.

Öyleyse, polis devletinin güce aç ve yozlaşmış çok sayıda kurumu arasında, güce en çok susamış yıkıcı kurumlarından biri olan FBI’ın Amerikan vatandaşlarını hedeflemek amacıyla hükümetin izleme veri tabanını 300 bin defadan fazla kötüye kullanmış olduğunu öğrenince neden şaşırıyoruz?

Devlet tam da böyle işlemiyor mu zaten!

Önce bazı ulusal krizlerin ardından sıradışı bir güç edinmenin yollarını ararlar -bu durumda, terörizm ile ilişkilendiğinden şüphelenilen yabancı hedefleri ihbar etme suretiyle hükümete yardım etmeyi amaçlayan yasadışı gözetim kuvvetleri- ve sonra bütün bu gücü Amerikan vatandaşlarına karşı kullanırlar.

Yabancı İstihbarat Gözetim Mahkemesi’ne göre, FBI,  Yabancı İstihbarat Yasası’nın  702. Maddesi’ni birbirinden çok farklı iki Amerikalı grup arasındaki ilişkiyi ihbar etmek amacıyla defalarca kötüye kullanmıştır: Bu gruplardan biri George Floyd protestocuları diğeri 6 Ocak 2021’de Kongre Binası’ndaki protestolara katılanlardı.

Hükümete yönelik tehditler karşısında, tarih boyunca hareket tarzı olarak “tehlikeye atma, parçalama, itibarsızlaştırma, yanlış yönlendirme ya da etkisizleştirme”yi benimsemiş olan FBI için bu beklenen bir yoldu.

Aslında FBI, zulüm, kovuşturma, genel olarak aktivistleri, politikacıları ve kültürel figürleri taciz etme konularında uzun bir geçmişe sahip.

1950’lerde ve 60’larda FBI’ın hedefleri, sivil haklar aktivistleri, komünist bağlantıları olduğundan şüphelenilenler ve savaş karşıtlarıydı. Son yıllarda FBI erişimini, sözde yerel aşırıları, çevre aktivistlerini ve polis devletine karşı çıkanları da hedef alacak şekilde genişletti.

Başkan Trump 2019’da, anayasanın bu türden aşırılıkları yasaklaması için belirgin bir düşünceye  sahip olmaksızın FBI’a, nefret suçları ve yerel terörizmi soruşturmak ve dağıtmak için “neye ihtiyaçları varsa” karşılayacağına söz verdi.

Bu sapkın taahhüt, SWAT baskınları, takipler, dezenformasyon kampanyaları, korku söylemleri, paranoya ve fiziksel şiddet taktikleri ile FBI’ın hem sağ hem soldaki muhaliflerine ulaşan mevcut çılgınlıklarına ince bir ışık tutar.

Yine de bu, güç ile nasıl yönetileceğine dair ağır ve aşırı dersler; öncelikle vatandaşlarıyla acının, korkunun, tehdidin dili ile iletişim kuran hükümetin uyguladığı  standart bir prosedür olmuştur ve bunların hiçbiri yeni değildir.

Gerçekten de, FBI’ın totaliterliğe düşkünlüğünün kökleri Nazi polis devletine dayanır.

Tarihçi Robert Gellately’nin aktardığı gibi, dünyanın güçlüleri verimliliği ve düzeni nedeniyle Nazi polis devletine öyle hayran kalmışlardır ki,  II. Dünya Savaşı’ndan onlarca yıl sonra FBI, bazı başka hükümetlerin ajanlarıyla birlikte Hitler’in üst düzey adamları da dahil en az bin Nazi’yi hevesle bünyesine katmıştır.

O zamandan beri, Amerika Birleşik Devletleri kurumları -FBI, CIA ve ordu-  Nazilerin keskinleşmiş bazı gelişmiş polislik taktiklerini tamamen bağrına basmış ve bunları Amerikan vatandaşlarına karşı kullanmıştır

Birleşik Devletler hükümeti Nazi Almanyası kitabının başka bir sayfasını her geçen gün adeta ödünç alır: Gizli Polis. Gizli Mahkeme. Gizli hükümet ajanları. Gözetim. Sansür. Sindirme. Yıldırma. İşkence. Şiddet. Yaygın Yolsuzluk. Tuzak. Zorla kabul ettirme. Süresiz gözaltı.

Bunlar, vatandaşlık haklarının üstünlüğünün ve hukukun esas olduğu anayasal cumhuriyetler tarafından kullanılan taktikler değildir. Dahası bunlar, gizli polisin toplumu yıldırmak, korkutmak yoluyla ve bazı hükümet ajanlarının resmi kanunsuzluklarıyla kontrol ettiği otoriter rejimlerin simgeleridir..

FBI’ın gözetleme, tutuklama, gözaltı, soruşturma, cezalandırma, polislik ve kendi başlarına yasaymış gibi davranma konusundaki geniş imtiyazının Nazi kuzenleri Gestapo’ya benzediğini de dikkate alalım.

Tıpkı Gestapo gibi, FBI’ın da ülke içinde kimin devlet düşmanı olduğunu belirlemek için geniş kaynakları, geniş soruşturma gücü ve yetkisi vardır.

Gestapo’nun posta ve telefon görüşmelerini izlemiş olmasına benzer bir şekilde, FBI ajanları yurttaşlarının kişisel bilgilerine her türlü ulaşma özgürlüğüne sahiptir.

Gestapo’nun sofistike gözetleme programlarına benzer bir şekilde, FBI’ın casusluk yetenekleri Amerikalıların en özel detaylarını araştırıp bulabilir (ve yerel polise de bunu yapma izni tanıyabilir).

Gestapo’nun ırk ve dine dayalı profilleştirmesine ve bunun suç iştirakiyle ilgili varsayımına benzer bir şekilde; FBI’ın suç öncesi yaklaşımı, Amerikalıları ırk ve din de dahil olmak üzere geniş bir skalada profilleştirmesine izin verir.

Gestapo’nun bir kişiyi devlet düşmanı ilan etmek için sahip olduğu güce benzer bir şekilde FBI da birini yerel terörist olarak etiketleme gücüne sahiptir.

Gestapo’nun topluluklara Alman yurttaşları hakkında bilgi toplamak için sızması gibi FBI da işletmeler de dahil olmak üzere politik ve dini gruplara rutin olarak sızar.

Tıpkı Gestapo’nun Alman polis kuvvetlerini ulusal polis kuvveti altında birleştirmesi ve militarize etmesi gibi Amerikan polisi de geniş ölçekte federalleştirildi ve ulusal bir polis gücü haline getirildi.

Gestapo’nun gerçekleştirdiği tuzak operasyonları gibi, FBI da tuzak sanatında ustalaşmıştı.

Gestapo’nun politik liderlere ilişkin gizli dosyaları, gözdağı vermek ve baskı uygulamak için kullanılmıştı; FBI’ın da “hükümet karşıtı” duygulara sahip olduğu düşünülen kişileri hedefe alma ve gözetleme girişimleri de aynı şekilde suistimal edildi.

Gestapo başarısının dayanağı, “söylentileri, sapkın davranışları hatta gelişigüzel sohbetleri” rapor etmek için eğilim gösteren ordu, polis, istihbaratçılar, mahalle bekçileri, posta ve demiryolu hükümet çalışanları, sıradan hizmetliler ve ulusal muhbirlerle işbirliği olan Üçüncü Reich dönemi sofistike gözetleme ve kolluk kuvvetleri terör sistemiydi.

Benzer şekilde, sayısız belgenin açıklığa kavuşturduğu gibi, FBI’ın politikacılara şantaj yapmak, tanınmış ve yüksek rütbeli kişileri ihbar etme, her türden muhalifli korkutmak ve itibarsızlaştırmaya çalışmak konusunda herhangi bir kuşkusu olmamıştı.

1956 – 1971 arasında FBI, aslında ağırlıkla Gestapo’dan ödünç alınan, COINTELPRO olarak anılan yerli muhalifleri felce uğratmayı hedefleyen yoğun iç istihbarat programını yönetti. Kongre üyesi Steve Cohen’in de açıkladığı gibi COINTELPRO FBI’ın tehdit edici bulduğu savaş karşıtı, öğrenci ve çevre aktivistlerini içeren ve içine sızılan, zarar verilen ve kriminal eylemlerle suçlanan Yeni Sol grupları dağıtmak ve gözetim altına almak için kuruldu.”

Tanıdık geliyor değil mi? Birçok şey değişmiş, birçok şey ise aynı kalmış.

COİNTELPRO’nun sindirme, gözetleme, itibarsızlaştırma kampanyaları altında FBI tarafından hedeflenenler, Martin Luther King Jr., Malcolm X, Charlie Chaplin, Ernest Hemingway, Felix Frankfurter, John Lennon ve daha yüzlercesini içerir.

COINTELPRO’nun 1975’teki suistimalleriyle ilgili soruşturmayı yürütmekle görevlendirilen Senato görev gücü olan Kilise Komitesi, hükümetin suistimallerini kınadı:

“Çok fazla insan çok fazla hükümet kurumu tarafından ihbar edilmiş ve çok fazla bilgi toplanmıştı. Hükümet sıklıkla, yurttaşlarını temel politik inançlarıyla ilgili yabancı güç düşmanlığının bir parçası olan illegal  eylemler ve şiddet tehdidi görüntüsü vermese de onları gizli gözetim altına  almıştır.”

Rapor şöyle devam etti:

“Gruplar ve bireyler politik inançları ve yaşam stilleri yüzünden bezdirildi ve dağıtıldı. Soruşturmalar, genişliği aşırı toplamadan oluşan kaçınılmaz belirsiz standartlara dayandırıldı. Evlilikleri sonlandırmak, toplantıları bozmak, kişileri mesleklerinden afaroz etmek ve hedef grupları ölümle sonuçlanabilecek rekabete provoke etmek için isimsiz girişimleri de içeren kabul görmez ve kısır taktikler işe koşuldu. İstihbaratçılar başkanların ve diğer yüksek rütbeli devlet görevlilerinin politik ve kişisel amaçlarına hizmet etmişlerdir.

50 yıl önce -ya da günümüzde-, hükümetin ölümcül güçleri tarafından insanlara dağıtılan bu davranış, tehdit ne olursa olsun ısrarla kaldı.

FBI’ın Amerikan insanına karşı suçlar listesi; gözetleme, dezenformasyon, şantaj, tuzağa düşürme, sindirme taktikleri, taciz ve beyin yıkama, hükümetin aşırı erişimi, suistimal, görevi kötüye kullanma, haneye tecavüz, suç eylemlerine izin verme ve özel mülkiyete zarar vermeyi içerir ve bu sadece bildiklerimize dayanır.

FBI’ın gizli ajanlarını kiliselere, sinagoglara ve camilere yerleştirip yerleştirmediği; Amerikalıların telefon kayıtlarına erişmek amacıyla sahte acil durum mektupları yayımlamak, hükümet için kritik olanları susturmak için sindirme taktikleri kullanmak; lise öğrencilerini, geleceğin teröristi olma işaretleri gösteren arkadaşlarını ihbar etmeleri için işe alma ya da kolay etkilenebilen bireyleri terör eylemi yapmaya ikna etmek ve sonra onları tuzağa düşürmek, bütün ulusal gizli polis güçlerinin verdiği genel izlenim iyi giyimli bir eşkıyadır, kaslarını esnetir ve patronunun kirli işlerine uyum sağlamak için, potansiyel muhalifleri takip eder ve her kim statükoyu değiştirmeye cesaret ederse onları cezalandırır.

“Battlefield America: The War on the America People” kitabımda ve onun roman emsali olan The Erik Blair Diaris’de de açıkladığım gibi Federal Sindirme Bürosu’nun politik özgürlüğe yönelik savaşını dizginlemenin zamanıdır.

Bu makalenin orijinali The Rutherford İnstitute’de yayımlanmıştır.

[Counterpunch‘un 7 Haziran 2023 tarihli sayfasında yayınlanan Rein in the FBI” başlıklı yazı Alınteri Çeviri Ekibi tarafından Türkçeleştirilmiştir.]