Tanur Oğuz Gündüzalp
Her sabah uyanmanın ağırlığı çöküyor üzerime. Acaba bu sabah nasıl bir felaket haberiyle güne başlayacağız tedirginliğini hissediyorum uzun bir süredir. Son 10 yıldır aldığım tüm acı haberlerin neredeyse tamamını sabahları aldığımdan olsa gerek, ülkeye dair ne kadar “korkunç” ve “can yakıcı” bir gelişme yaşanırsa bunun haberi de sabahtan geleceği duygusu pekişmiştir yüreğimde. O yüzden her sabah ilk işim yoldaşlarımın durumunu merak etmekle başlar, sonra ülkeye dair gelişmeleri öğrenmek için haberleri didik didik eden bir göz taraması yaparım. Doğrudan canımı(zı) yakıp üzecek bir “son dakika” gelişmesi yoksa güne dair yaşantım plânladığı yerden devam eder.
Bu sabah da o sancılı sabahlardan biri oldu. Gözüme ilişen ilk haber, okunan ilk satır ve durduramadığım gözyaşları. İçimde müthiş bir öfke patlaması, ağzımda küfürler, dudaklarımda çığlık, avuçlarımda duvara vurulması gereken sıkılı yumruklar. İşte o lânet sabahlardan, işte o lânet haberlerden, işte insanda yarattığı kahredici duygulardan biri daha gelir çatar, yapışır yakanıza…
İşte öfke ve acıyı barındıran o uğursuz haber: “19 gündür arama çalışmaları adeta gösteriye dönüştürülen Narin çocuğun cansız bedeninin evinin kuzeyinde 3 kilometre uzaklıktaki bir dere yatağında bulunması”nın haberi. Yürek ile bilinç arasında süren bir çatışma haliydi yaşadığım. Şüphesiz milyonlarca insan aynı hissi aynı duyguyu yaşıyordu. Bilincim zaten “öldürüldüğü” yönünde net gibiydi, lakin yüreğim umuda sarılmış, yaşadığına dair inancını sonuna kadar koruyordu ya da buna inanmak istiyordu. Öyle de değil midir zaten, yaşadığımız onca ağır felâket karşısında yüreğimiz her daim umuda sarılmış, oradan nice tohumları çatlatarak sayısız fidanlar yetiştirmiş, içinde yeşilin her tonunu barındıran en kurak ortamlara en gür ormanları bahşetmemiş midir? Bahşetmiştir!
Sırtında ölümün soğuk ağırlığını taşıyan bu haberin ardından yürek atışlarımız nasıl normale dönebilir? Alacak defterine kaydedilmiş onca bedelin hesabını daha soramamışken bu yeni hesapla birlikte o kurak toprakları nasıl yeşertebiliriz, neyle sulayabiliriz umutlarımızı?
Bir sır değil ama Narin çocuk aile-din-devlet denen bu üçlü şebekeden oluşan “seri katil”ce öldürüldü. Öldürülen ilk çocuk değildi elbette, Berkin, Ahmet, Cemile, Leyla, Uğur Kaymaz, Rabia Naz… ve bu noktalı yere eklenecek ama henüz adını bilmediğimiz çocuklarla devam edecek bu kahredici sıralama. Ve dur demezsek noktanın bir yerinde, günden güne kabaracak hesap sorulması için tuttuğumuz defterin sayfaları…
Geriye dönüp bakıyorum da memleket kocaman bir kadın mezarlığına dönüşmüş durumda. Kocaman bir çocuk mezarlığı kaplıyor her yeri, devasa bir işçi mezarlığı yükseliyor işçi ve emekçi mahallelerinden. Ülke Edirne’den Kars’a her bir karışıyla baştan aşağı çiçeksiz bir mezarlık olmaya doğru yol alıyor sanki…
Daha acı nedir diye sorarsanız şayet, internet ortamının yarattığı iç dökme ve rahatlama ayinleri… Pazar günü olmasından kaynaklı mıdır nedir bilmiyorum ama Facebook’undan İnstagram’ına Twitter’ına kadar her yer kilisede yapılan toplu ayinlere dönüşmüş durumda. Ardı ardına atılan twitler, yapılan yorumlar, ücretsiz iç dökme seansları almış başını gidiyor. İçlerinde anlamlı, doğru olanlar da yok değil ama birçoğu gerçekten pes dedirtecek türden. “Tanrı’ya havale etmeler”, katile ya da katillere “belâ okumalar”, yok seni “cennette iyi bir yer bekliyor” temennileri, sana bunu yapanlar “en ağır cezayı bulsunlar” beklentileri, gibi gibi…
Öyle olmuyor işte, keşke olsa! Keşke bu duygularla hesap sorulsa, bir karşılık bulsa. Acının bedeli böyle sorulmuyor. Onlarca deneyim var, kanı hala içimize akan onca yara, bedel var. Acının kendisi kadar işlenen cinayet de somut olunca hesabının sorulması da hedefli, somut ve sonuç alıcı olmalı. Katil de azmettirici de buna yol açan zihniyet de belli. Günden güne öldürüyor, günden güne eksiltiyor bizi; gözümüze baka baka ve kendisinden hesap soramayacağımızı bile bile yapıyor bunu.
Tanıdığımız, güvendiğimiz, olayın başından sonuna kadar süreci yakından takip eden gazeteci arkadaşlarımız konuya dair bilgilendirmeler yapıyor. Çok önemli noktalara değinen, devletin ısrarla sakladığı, bilinçli, hedef şaşırtan, aile-HüdaPar-devlet işbirliği içinde gerçekleşen bu cinayette deyim yerindeyse katili “suçüstü” yakalayan gazetecilik örneği sergiliyorlar. Herbiri kafalardaki şüpheleri ortadan kaldırarak gözlerdeki perdeyi tümden indiren somut gelişmeleri topluma gösteriyorlar. Ama…
Ama bunlardan bağımsız, hukuktan beklenti oluşmuş durumda ya da güçsüzlükten kaynaklı sorunları hukuka havale eden yaklaşımlar boy vermekte. Küçümsemiyorum elbette, hukuk işin bir boyutu ama gelinen aşamada hukuk da katilin silahlarından birine dönüşmüş durumda. Bu “katil” bildiğimiz, gördüğümüz, alışageldiğimiz, film veya dizilerde izlediğimiz katillere hiç benzemiyor, elindeki silahlar ise son derece sıra dışı. O yüzdendir 19 gündür devletin elindeki onca teknik donanıma, özel ekip yığınağına, güç gösterisine rağmen Narin çocuğun bugüne kadar bulunamaması… Yine o yüzdendir “kimlerce korunmaya ya da neyin üzeri kapatılmaya çalışıldı bunca gündür” sorularının yanıtsız kalması…
Burada son dakika bir ekleme ihtiyacı gelişti. Tam da yazının özüne uygun bir gelişmeyle AKP Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu’ndan Narin’in katledilmesine ilişkin itiraflar geldi; “Bizlerin bazen bilmediği, bazen de bilip söylemememiz gereken şeyler var, çünkü aile, bizim dostlarımızdır.”
Malûmun ilamı mı dersiniz. azmettiren adına sözler mi?.. Size bırakıyorum. 19 gün boyunca adeta arama gösterisi yapılan, bugün bulunduğu derede daha önce 3 defa arama yapıldığı halde bulunamayan (!) ve bedeni deforme olduğu için delillerin tespit edilmesi de imkânsız hale gelince bulunuveren Narin çocuğun kolektif bir cinayete kurban gittiği ve katillerin de korunacağı ancak bu kadar net özetlenebilirdi. Bu itirafla yazıya bile gerek kalmadı desem yeridir bence…
Narin çocuğun katili devlet denen azmettiricinin ta kendisidir. Öldür diye eline verdiği silah ise “hukuk-aile-din” silahıdır.
Devletin işbirliği içinde olduğu tüm cinayetlerde katil “özel bir koruma”ya alınırken, cinayetin neyle işlendiği ise hep “sır” olarak kalmıştır!
Narin çocuğun hesabının sorulması aynı zamanda bu ikilinin deşifre olmasının da önünü açacaktır.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!