Amin Maalouf
Kölecilik uygulamasının “Bütün insanlar eşit yaratılmıştır” ve “onlara Yaradan’ları tarafından bağışlanmış bazı vazgeçilmez haklara sahiptirler: Yaşam, Özgürlük ve Mutluluğa erişme hakları da bunların arasındadır” diyen Bağımsızlık Bildirgesi’ne ters düştüğünden kimsenin kuşkusu olamazdı. Ama kurucu babaların hiçbirinin bu tutarsızlığa son verme konusunda acelesi yoktu, hatta metnin asıl yazarı sayılabilecek Thomas Jefferson’ın bile… Aydınlanma taraftarı ve Fransız Devrimi’nin büyük hayranı olan Jefferson, siyah köle ticaretinin kendisini allak bullak ettiğini söylese de Monticello’daki mülkünde 600 bin kölesi vardı.
Vazettiği inançlarla açıkça çelişen bir siyaset ve hayat sürdüren tek yönetici de o değildi. Bu adamların gözünde, İngiliz kraliyetine karşı verdikleri mücadeleden daha öncelikli hiçbir kavga yoktu.
Birlik her büyüdüğünde ve ne zaman yeni bir devletin katıması söz konusu olsa tartışma alevleniyordu. Yeni gelen “hür devlet” mi olacaktı, “köleci devlet” mi? Bir diğer can alıcı soru şuydu: Efendisinin evinden kaçan bir köleye nasıl davranılmalıydı? Güney yanlılarının gözünde o köle bir suçluydu. Ama bu, bir Kuzey devletine sığındığı takdirde onu bir cani veya hırsız gibi iade etmek gerektiği anlamına mı geliyordu? Bu söylediğimiz canavarca görünebilir. Fakat Kongre tarafından 1850’de onaylanan Fugitive Slav Law’da (Kaçan Köleler Hakkında Kanun) aynen böyle deniyordu ve yine bu kanuna göre, Birleşik Devletler topraklarının neresinde olursa olsun, kaçan bir köleyi koruyan veya ona yardım eden herkes 6 ay hapis ve bin dolar para cezasıyla cezalandırılabilecek federal bir suç işlemiş sayılıyordu.
(…)
Krizden krize geçilip şantajları bilek güreşleri izledikçe pek çok Amerikalının gözünde bu cerahatin şu veya bu biçimde akıtılması gerektiği giderek netlik kazanıyordu.
Bir adam bu duygunun sözcülüğünü üstlenmişti: Abraham Lincoln. Ulusal ölçekte bir yazgısı olacağını pek az kişinin öngördüğü kavgacı bir siyasetçiydi ama yurttaşlarının işitmeye gereksinim duyduğu sözcükleri bulmayı bildi: “Kendi içinde, kendine karşı bölünmüş bir ev ayakta kalamaz. Bu ülke artık bir yarısı kölelikten diğer yarısı özgürlükten yana olarak yönetilemez. Evin çökeceğini düşünmüyorum. Ama artık bölünmüşlükten vazgeçmeli.”
İçlerinde Güney Carolina, Virginia ve Texas’ın da olduğu yedi köleci devlet, bu sonuca tepki olarak derhal Birlik’ten koptuklarını ve ayrı bir Konfederasyon kurma niyetlerini açıkladılar. İç savaş resmi olarak Nisan 1861’de başladı.
Amerikan İç Savaşı çok kıyıcı geçse de kısa sürdü. Birlik orduları, çatışmaların sonu hiçbir zaman önceden belli olmasa ve genellikle son derece kanlı seyretseler de nihayetinde bölünmeyi engellemeyi başardılar. Sivil ve asker 800 bin kişi ölmüştü.
ABD 1867’de Alaska’yı 7 milyon dolar karşılığında Rusya’dan satın alarak Kuzey Amerika’daki yayılmasını tamamladı. Daha sonra bağımsızlıklarını isteyen Kübalıların ayaklanmasına dayanarak Nisan 1808’de İspanya’ya savaş ilan edip İspanyol ordularını ve donanmasını kolayca yenerek imparatorluğundan geri kalanları ele geçirdi. Bunlar sadece İspanya’nın Yeni Dünya’da elinde son kalan toprakları, yani Küba ve Porto Riko’yu değil Pasifik’teki kolonilerini, özellikle de Filipinleri de kapsıyordu.
[Labirent, Amin Maalouf, Çeviren: Ali Berkay, Yapı Kredi Yayınları, 2. Baskı]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!