Rojava’yı Savunurken Tarihi Çarpıtmanın Anlamsızlığı



Rojava’yı savunmak, onun tarihsel köklerini inkâr etmekten geçmez. Fırat Dicle’nin sevgi ve bağlılıkla yazdığı yazı, sosyalizmin yüzyıllık birikimini yok saydığı ölçüde Rojava’nın gerçek gücünü de zayıflatıyor. Çünkü Sovyetlere “faşizm”, sosyalist devrimlere “çöküş”, Stalin’e “diktatör” diyerek Rojava’yı savunamazsınız


Fırat Dicle’nin ANF’de yayınlanan “Rojava sosyalizmin son durağı, demokratik sosyalizmin ilk adımıdır”başlıklı yazısı Rojava’ya duyduğu büyük sevgi ve bağlılık açısından anlaşılır. Bu toprakların ağır bedellerle kazanıldığı devrimin zorun, ölümün gerçek olduğu; kadınların, gençlerin, halkların ortak direnişiyle kurulduğu kesin. Kimse Rojava’yı küçümseyemez! Kimse Kobanê’nin, Dirbêsiyê’nin, Qamişlo’nun, Efrîn’in ödediği bedeli yok sayamaz!..

Ama tam da bu nedenle tarihsiz bir Rojava savunulamaz!.. Tarih çarpıtılarak Rojava güçlendirilemez!.. Ve daha önemlisi sosyalizmi karalayarak, Stalin düşmanlığını tekrarlayarak, Sovyetleri faşizmle eşitleyerek Rojava savunulamaz!..

Bu, Rojava’ya iyilik değil kötülüktür. Çünkü bir deneyimi ‘sosyalist’ olarak savunabilmenin meşruiyeti için önce tarihin sosyalist birikimine yaslanmak gerekir.

Dicle’nin yazısının temel sorunu, sosyalizmin başarısızlıklarının nedenini “devleti anlamamak”, “şekilsel devrim”, “eskiyi yıkıp yeniyi kuramamak” gibi soyut, üstelik nedensellikten kopuk afaki tezlere bağlamasıdır. Bu, Soğuk Savaş döneminin anti komünist söylemlerinin neredeyse kelimesi kelimesine tekrarıdır. Sosyalizm deneyimlerini “renk değiştiren devlet”, Stalin’i “faşizmin temsilcisi”, Mao’yu “kapitalizmin öncülü” ilan eden çizgi yüz yıl boyunca emperyalist merkezlerin ideolojik aygıtlarının ürettiği klişelerden başka bir şey değildir. Bu iddiaların bir teorik derinliği olmadığı gibi, Rojava’ya da hiçbir faydası yoktur. Çünkü bugün Rojava’nın nefes almasının, Kobanê’nin ayakta kalmasının, QSD’nin örgütlenmesinin, kadın devriminin bu kadar güçlü olmasının tümünün arka planında sosyalizm ve ondan esinlenen devrimlerin dünya çapında bıraktığı izler, açtığı politik kanallar, militan birikim, örgüt kültürü ve enternasyonal gelenek vardır.

Sovyetler Birliği’nin kadın özgürleşmesinden okuryazarlık kampanyalarına, elektrifikasyondan bilim akademisine, toplumsal planlamadan faşizme karşı savaşın kazanılmasına kadar yarattığı muazzam mirası “Sovyet faşizmi” olarak damgalamak, kendini bilmez bir cahilin zırvalaması olmakla kalmaz, Rojava’nın direniş momentini besleyen tarihsel damarları kesmek anlamına gelir. Oysa tarihin en büyük anti-faşist zaferinin adı Sovyetler’dir. Kadın mühendislerin, kadın partizanların, kolektif üretimin, bilimsel ilerlemenin, halk sağlığı devrimlerinin adı Sovyetler’dir. Bugün Kuzey-Doğu Suriye’de kooperatif kuran, kadın komünleriyle toplumu örgütleyen, eğitim seferberliği yapan her pratiğin ardında bunları mümkün kılan yüzyıllık sosyalist deneyimlerin ruhu vardır.

Dicle’nin sosyalizm düşmanlığı aslında Rojava’yı savunmanın imkânını ortadan kaldırıyor. Çünkü Rojava’da inşa edilen yapı -tüm eksiklerine rağmen- kamucu ekonomi, halk meclisleri, kadın özgürlük çizgisi, yurttaşlık yerine toplumsal aidiyeti esas alan siyaset biçimi, milis-demokrasi geleneği  kendi bağlamında demokratik halkçı bir yönelimdir. Onu özellikle bugün gelinen noktada ‘sosyalist’ olarak tanımlamanın zorlama karakteri de bir yana sosyalizme küfrederek Rojava devrimini savunamazsınız!.. Stalin’e söverek, Lenin’e saldırarak, dünya sosyalist hareketini karikatürize ederek Rojava’nın geleceğini koruyamazsınız!.. Çünkü Rojava’nın düşmanları tarihsel sosyalizmin düşmanlarıyla aynıdır. Türkiye’de, Suriye’de, ABD’de, Avrupa’da bu coğrafyaya yönelik saldırıların ideolojik cephaneliği tam da “komünizm geldi, çöktü sosyalizm öldü, Stalin diktatördü, merkeziyetçilik faşizmdir” türü söylemlerle beslenmektedir.

Rojava’yı savunmak için sosyalizmin ne kadar kötü olduğunu anlatmaya çalışmak, emperyalist merkezlerin bayatlamış anti komünist dilini tekrarlamak olur. Bu çizgi, devrimi toplumsallık, kadın özgürlüğü ve halkların birliği adına savunurken bile kendi teorik zeminini bizzat düşmanlarına teslim ediyor. Oysa sosyalizmin hatalarını tartışmak başka şeydir; sosyalist hareketleri “binlerce bedelle yaratıldı ama kapitalizme hizmet etti” diye kriminalize etmek bambaşka bir şeydir. Bu ikinci yaklaşım, Rojava’nın somut gerçekliğiyle de bağdaşmaz. Çünkü Rojava’da komünler, kadın örgütlenmeleri, halk meclisleri ve toplumsal savunma modeli hem tarihsel devrimci hareketlerden hem de Marksist geleneğin askeri-siyasal birikiminden beslenmiştir.

Bugün Rojava’yı savunan herkes şunu açıkça görmelidir: Rojava tarihsiz değildir!.. Rojava yeni bir başlangıçtır ama köksüz değildir!.. Bu devrim ne gökten düşmüştür ne çölde bir mucize olarak bitmiştir. Dünya devrimci hareketlerinin ortak tecrübesinin, bunun içinde Sovyetler başta olmak üzere tüm sosyalist iktidar deneyimlerinin birikimini taşır. Bu nedenle sosyalizmin kazanımlarını yadsıyarak “demokratik sosyalizmi” savunmak mümkün değildir. Sosyalizm ile Stalin düşmanlığını aynı çuvala koyan yaklaşımlar yalnızca ideolojik bir çarpıtmaya değil politik zayıflığa da yol açar. Rojava’nın savunusu, sosyalizmi düşmanlaştırarak değil tarihsel sosyalizmin mirasıyla birlikte düşünülerek yapılabilir.

Bugün emperyalizm karşısında tek direnç hattı halkların kendi öz örgütlenmesi ve bu örgütlenmenin ideolojik omurgası olan sosyalizmdir. Özellikle de kapitalist emperyalizmin sistem olarak nasıl derin bir çürüme ve tükeniş yaşadığı her alanda çıplak gözle görülebilecek kadar ortadayken sosyalizme, onun tarihsel değer ve kazanımlarına küfrederek Rojava Devrimi’nin halkçı özü ve ruhunun yaşatılabileceği hayalini görmek bizzat o devrimin kendisini inkardan başka bir anlama gelmez!.. Rojava Devrimi’nin tarihsel anlam ve önemini ifade etmek için kullanılan “Kobane Stalingrad’tır!” sloganını unutmakla da kalmayıp ona sırtını dönmektir!..

Rojava bir umut olarak büyümek istiyorsa, bu büyüme sosyalizmin tarihiyle düşmanlık kurarak değil, o tarihin bütün derslerini kavrayarak, onun kazanımlarını sahiplenerek ve eksiklerinin üzerine yeni inşa yolları koyarak mümkün olacaktır. Çünkü sosyalizmi karalayarak Rojava savunulamaz!.. Ama sosyalizmin birikimiyle Rojava, yalnız savunulmakla kalmaz aynı zamanda büyür, kök salar, halklara ilham olmaya devam eder.