İşçi sınıfı bunlara mecbur değil!



Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay’ın son açıklamaları sendika ağalarının sınıfı kendisine yabancılaştırmak gibi uğursuz bir rolün temsilcileri olduklarının çarpıcı bir özeti gibi


Sendika ağalarının sınıf içindeki en önemli rollerinden biri onun kendisine yabancılaşmasını derinleştirmektir. “Patronlar olmasa sen de işsiz kalırsın” fikriyatını ince ince bazen de en kaba biçimlerle işleyip dururlar. Türk-İş ağası Ergün Atalay, yıllardır oynadığı bu rolü son zamanlarda daha açık bir şekilde icra ediyor. Asgari ücret konusunda yapıp ettikleri bunun son örneği oldu. İlk önce “Açlık sınırı kırmızı çizgimizdir” diyerek işçileri bu sınıra razı etmeye soyundu. Sonra “9 bin olmazsa biz yokuz” diyerek aklınca oynadığı kirli rolü temize çıkarmaya kalktı. Hükümet ve patronların özünde enflasyon karşısında eriyen ücretleri arttırmış gibi yaparak “farkı verdik” dedikleri oyunun önemli parçası olarak sadece 500 liralık fark için masayı terk etmiş gibi yaptı. 500 liranın bugünkü değerini en iyi işçi ve emekçiler bilir oysaki. Dört kişilik bir aile için bu miktar taş çatlasa birkaç günlük kahvaltı masrafına denk gelir.

Atalay son olarak Cumhuriyet’ten İklim Öngel’e yaptığı açıklamalarla eşyanın adını koydu. Daha doğrusu oynadığı rolü daha açık bir ifadeye kavuşturdu. Ona göre “8 bin 500 lira da kötü bir rakam değil(miş)”, ama kendilerinin içine sinen (işçilerin de!) 9 bin liraymış, bu kabul edilmeyince de masaya gelmeyeceğini söylemiş ve açıklamaya da o nedenle katılmamış!

Erdoğan’ın bir gazetecinin Atalay’ın 9 bin demesine yönelik sorusuna “sırtında yumurta küfesi olmayanlar konuşur” demesine ilişkin soruya da, “Dikkatli dinledim, ertesi gün de imzalarken genelde de söyledi. Bana mı dedi bilmiyorum. Benim için bir mahsuru yok. O işini yapıyor, ben işimi yapıyorum” diye yanıt verdi. İşçilerin en büyük konfederasyonunun başına çöreklenmiş bu zat, “onun sırtındaki küfede sadece işçiler yok” deme gereği bile duymayacak bir sınıfsal duruşun temsilcisi. Hangi sınıfın olduğunu ise söylemeye bile gerek yok.

Eskiden asgari ücret bu kadar tartışılmazmış çünkü enflasyon bu kadar yüksek değilmiş diye söylemek zorunda kalan Atalay, onun bile arkasını bu tartışmaların fiyatları yükselttiği manipülasyonuyla getiriyor. Başından beri de aynı masalı anlatmıştı zaten. Asgari ücret için rakam telaffuz etmenin fırsatçıların zam yapmasına neden olduğunu belirtmişti. Oysaki bir sendika başkanının yapması gereken bu değil mi? En büyük toplu sözleşme olan asgari ücret belirleme sürecini işçi sınıfının üretimden gelen gücünün devreye girmesi de dahil büyük bir pazarlık sürecine dönüştürmek! Ama Atalay gibi sömürü düzeninin sığ sularında oyun oynayanlar bunun adını bile anmamaktan özenle kaçınır, sınıfın gündemine girmemesi için çırpınır!

Tayyip beyin kendi huyunu iyi bildiğini belirten Atalay, övünülecek bir şeymiş gibi “Türk İş başkanı söyler ve söylediği yerde durur” diye belirtiyor. Türk-İş Başkanı değil işçilerin söyleyeceği ve söylediği yerde duracakları, mücadele edecekleri günlerin uzak olmaması dileğiyle…

Utanmadan “Ben 100 gram kıyma alanların, ekmek arası köfte yiyenlerin değil, ekmek arası patates yiyenlerin temsilcisiyim” diyebilen Atalay, kendisi on binlerce liralık maaş alırken (sınıfı sattığı için!) “Ben öyle yaşadım, geldim” hamaseti yapabiliyor. İki yıl önce yaşanan mikrofon kazasından sonraki pişkinliğini sürdürüyor, çünkü onu o tepeden indirecek örgütlü bir sınıf öfkesi yok!

Sırtında milyonların vebali olduğu tekerlemesiyle “sermaye olmazsa işçi de olmaz” fetişini pekiştirmeye çalışan Atalay, küçük esnafı öne sürerek “bu rakamı ödeyemez, devlet desteklemeli” diyor.

Baklanın büyüğünü de burada çıkarıyor, “Ben sermaye düşmanlığı yapmam. Büyük firmalara bir itirazım yok ama Anadolu’da kasaplar, terziler, ayakkabı tamircileri, üç beş kişinin çalıştığı yerler var. Onların da desteklenmesi gerektiğini de ifade ediyorum.”

Atalay’ın sermaye dostu-temsilcisi olduğu, tarihte oynadığı uğursuz rolle zaten ortada. Mesele onun halen bu rolü oynayabilme cüreti gösterebilmesi. İşçi sınıfı kendi öz örgütlerini, mücadele birikimi içinde damıttığı bilincini kuşanarak karşılarına dikilmedikçe de göstereceklerdir. O gitse yerine gelen devam ettirecektir!