Kavganın ilk raundunu biz kazandık!



19 Ocak’ta Fransa’nın 200 ilinde gerçekleşen grev ve eylemlere 2 milyonun üzerinde katılım gerçekleşti. Eylemlere, sendikaların bile öngöremediği kitlesellikte bir katılım sağlandı.


Nuray Sarıyelek

Fransa’da “Emeklilik Reformu”na karşı başlayan kavganın ilk raundunu emek cephesi kazandı.

Fransa’nın 200 merkezinde gerçekleşen grev ve eylemlere 2 milyonun üzerinde katılım gerçekleşti. Eylemlere, sendikaların bile öngöremediği kitlesellikte bir katılım sağlandı.

Katılım polise göre 500 bin, sendikalara göre ise “ancak 1 milyon’u aşabilir” diye telaffuz ediliyordu.

19 Ocak‘ta eğitim, sağlık, demiryolları, taşımacılık, devlet daireleri çalışanları, öğrenciler, polisler… her sektörden, her yaştan, her renkten yüz binlerce insan Fransa sokaklarını doldurdu.

Greve TotalEnergies çalışanları başta olmak üzere demiryolları ve eğitim sektörlerinden işçi ve emekçiler en yüksek düzeyde katılım sağladı.

10 yıllardır durmaksızın tekrarlanan emeklilik reformlarından yorulmuş kitleler, “62 yaş sınırlaması, 42,5 yıl çalışmış olmak yeterince uzun, 64’e kadar uzatılmasına kitlesel olarak hayır diyoruz” demek için caddeleri doldurmuştu.

Günün moral üstünlüğünü arkasına alan emek cephesi için bu sadece bir başlangıçtı.

19 Ocak’taki katılım genel kitlenin nabzını ölçen, önümüzdeki günlerde yapılacakların seyrini belirleyen önemli bir başlangıç oldu.

Aslında ‘başlangıç’ demek çok da doğru olmaz. Çünkü bu kavganın yıllara dayanan geçmişi var. Bugün geçmişte kaldığımız yerden, yenildiğimiz yerden bayrağı tekrar alıyoruz.

Nerede kalmıştık?

’90’lı yıllardan başlayarak ısıtılıp ısıtılıp önümüze getirilen emeklilik reformunun seyrine bakalım. Neredeyse her yönetim değişikliğiyle beraber emeklilik yaşının yükseltilmesi ve en iyi koşulların en kötüye doğru çekilmesi saldırısına tanıklık ettiğimizi görüyoruz.

1993 yılında emeklilik yaşı 60, çalışma süresi ise 37,5 dan 40 yıla, emeklilik ücreti ise en iyi 10 yıldan en iyi 25 yıla göre belirlenir oldu.

15 Kasım1995’teki “Juppé Planı”nda memurların emeklilik maaşları, daha düşük olan özel sektör çalışanlarının maaşlarıyla eşleştirilmek istendi. Fakat SNCF çalışanları başta olmak üzere ülke genelinde 2 milyonunun üzerinde katılımın sağlandığı haftalarca süren ısrarlı eylemler sonucunda hükümete geri adım attırıldı.

Yine 2003 yılında dönemin Sosyal Dayanışma ve Çalışma Bakanı olan François Fillon tarafından emeklilik “reformu”yeniden gündeme geldi. Eksiksiz bir emekli maaşı alabilmek için çalışma yılı aşamalı prim ödemesiyle, 37,5 yıldan 42 yıla çıkarıldı.

Bu reform aynı zamanda Juppé’nin kaldığı yerden devam etmesini de sağlayan devlet memurları için emeklilik ücretini özel sektörünkiyle aynı seviyeye getirmeyi de içeriyordu. Emek cephesinden kabul görmeyen bu “reform”a karşı günlerce süren eylemlere rağmen maalesef reform yasallaştı.

2007 ila 2010 gelindiğinde bu kez Sarkozi’nin “Emeklilik Reformu” gündeme geldi. Buna göre iki “reform” öngörülüyordu. Birincisi, en iyi olan sektörel emeklilik koşullarının en kötüye göre ayarlanması, ikincisi ise emeklilik yaşını 62’den başlatıp 2022 yılında 67’ye doğru çekmek. Ancak bu kez de sokaklar Sarkozi’nin niyetini boşa çıkardı.

2014 yılında bu kez “Touraine Reformu” gündeme geldi. Bu reforma göre ise

2020 yılından 2035 yılına kadar prim yılı ödemesi aşamalı olarak 43 yıla çıkarılmak isteniyordu. Yani, 3 yılda bir 3 aylık fazla prim ödeyerek 2035 yılına gelindiğinde tam emeklilik için 43 yıl çalışmış olunması hedefleniyordu.

Macron dönemine, yani 2023 yılına geldiğimizde ise on yıllardır emeklilik için yapılmak istenenlerin toplamını en hızlı bir biçimde hayata geçirmiş olmak!.. Yani emeklilik yaşı 64 hatta 65, sektörler arası farklılık gösteren en iyi koşullarda olanın en kötü olanla eşitlenmesini sağlamak.

Emeklilik hakkımızda görüldüğü gibi, kapitalist sistem varlığını sürdürdüğü sürece hangi parti iktidarda gelirse gelsin hiçbir hakkın kalıcılığı yok. Tek garantimiz kendi gücümüz.

19 Ocak eylemlerinde gençlerin attığı sloganda söylendiği gibi: “Genel grev, barikat, blokaj!”