O sabah, işe gitmek için erkenden yola koyulan işçi ve emekçiler, bütün ana caddeleri tutmuş, semtleri çevirmiş askerlerden öğrendiler sabaha karşı darbe olduğunu. Bütün yerleşim alanları adeta askeri bir işgal altındaydı. Yabancı ve ürkütücü… Evde radyolar, TV’ler açıldı. Durmadan MGK’nın o ünlü 1 No’lu bildirisi okunuyor, aralarda da Hasan Mutlucan kahramanlık türküleri söylüyordu.
Sokağa çıkmak yasaktı. İşbirlikçi burjuvazi, tüm Türkiye’de o kıymetli iş gününü kaybetmeyi göze almıştı. O yılların ünlü kan emicisi, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Başkanı (TİSK) Halit Narin’in dediği gibi “artık gülme sırası” onlardaydı. Emekçi semtleri ablukaya alınmış ve derhal ev ev aramalar başlamıştı. O kuşağın okuduklarından ve dinlediklerinden bildiği 1961 ve 12 Mart darbesine hiç de benzemiyordu. Faşist cunta, tankıyla, tüfeğiyle komünist, devrimci ve emekçilere ilk günden savaş açmıştı bile. Sokaklarda gerginlik ve yoğunlaşan bir devlet terörü kol gezmeye başlamıştı.
Evden, işten, sokaktan, okuldan… yüzlerce, binlerce devrimci, işçi önderi, sendikacı vb. toplanmaya başlamıştı. Sadece emniyet binaları, asker kışlaları değil, okul gibi binalar da gözaltına alınanlarla dolup taşmaya, işkence tezgahları tam gaz işlemeye başlamıştı. Geceleri her yerde silah sesleri yükseliyordu. Komünist ve devrimciler çatışıyor, katlediliyordu. Her köşe başında insanlar durduruluyor, üzerleri aranıyor ve kimlik kontrolünden geçiyorlardı.
Günlerden 12 Eylül 1980’di.
***
1970’1i yılların sonlarında emperyalist kapitalist sistem yeni bir kriz sürecine girdi. Özellikle 1977’de sınıf mücadelesi ve halk hareketinin yükselişi yanında kriz de ivmelendi.
Kapitalist sistemin 2. emperyalist savaştan sonra girdiği istikrarlı gelişme dönemi tıkanmış, burjuvazi açısından köklü yapısal değişiklikler zorunlu hale gelmişti. Avrupa ve ABD’de işçi sınıfının kazanımlarına saldırılar başlamıştı. Türkiye işbirlikçi tekelci burjuvazisi ise, sistem krizini, IMF ve DB çıkışlı 24 Ocak Kararları’yla aşmak istiyordu.
Emperyalist kapitalist sistem için krizi aşabilmenin yolu, pazarları derinleştirmek ve genişletmekti. Sistem yapısal bir dönüşüme girmiş, tüm dünya pazarlarının emperyalist sisteme yeniden entegrasyonu sağlanmak isteniyordu. Bağımlı Türkiye işbirlikçi tekelci kapitalizmi açısından da siyasal, toplumsal, ekonomik her alanda yapısal tıkanma kendisini göstermiş, aşırı zora dayanan bir dönüşüm kaçınılmaz hale gelmişti. 24 Ocak Kararları, bu nedenle işbirlikçi burjuvazi için stratejik bir öneme sahipti. Kararlar doğrultusunda atılan adımlar, işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin direnişiyle karşılaşmaya başladı. Sistemin krizini aşabilmesi ve yapısal dönüşümünü gerçekleştirebilmesi için, sınıf mücadelesini bastırması gerekiyordu. Sınıf mücadelesi, sistemin krizini derinleştirici bir rol oynadığı gibi, yönetememe krizine de yol açıyordu. İmdada çağırılan düzenin stepnesi soşyal demokrat CHP ve kitlelerin “umudu” Karaoğlan da burjuvazinin yönetememe krizini aşmaya yetmedi. 2. MC Hükümeti kuruldu (AP-MHP-MSP).
70’1i yıllarda yükselen hareketin halkçı karakteri, küçük burjuva devrimci örgütleri güçlendiren bir zemin yaratıyordu. Kimi örgütlerin kitlesel güçleri on binlerle ifade edilir hale gelmişti. Kitlelerin değişik kesimlerinin eylemleri birbirlerini ileriye doğru etkileyerek ivmeleniyordu. Grevler, boykotlar, toprak işgalleri yaygınlaşıyor, ulusal hareket güçleniyordu. 1977 1 Mayısı’na 500 bin kişi katılmıştı. Eylemciler tarandı. Mücadelenin yükselişi, karşı devrimi de daha saldırgan hale getiriyordu. Sivil faşist gü.ler, her alanda yükselen mücadelenin önüne dikilmeye, devlet eliyle palazlandırılıp güçlendirilmeye başlandı.
16 Mart l 978’de faşistler İstanbul Üniversitesi’ne saldırdı ve 7 öğrenci öldürüldü. Bu katliamı protesto etmek için yapılan 20 Mart’taki 2 saatlik üretimi durdurma eylemine 1 milyon işçi ve emekçi katıldı. Bundan kısa bir süre sonra Malatya, Sivas ve Elazığ’da faşist saldırılar gerçekleştirildi. Ardından Malatya saldırısı geldi. Buralarda Alevi-Sünni kitleler birbirine düşürüldü, demokrat, devrimci örgütlerin dernek ve kurumları yakılıp yıkıldı. Faşist saldırıların en vahşisi 19 Aralık 1978’de Maraş’ta başladı. Kent yakılıp yıkıldı, kitleler katliamdan geçirildi. 25 Aralık’a kadar süren saldırılarda yüzden fazla insan öldürüldü, yüzlerce insan yaralandı. Maraş katliamı, DİSK’e bağlı 500 bin işçi tarafından kısa süreli iş bırakmayla protesto edilirken, eyleme, değişik meslek ve öğrenci örgütleri de katıldı.
Puslu hava yaratılmıştı. 1979’da Ecevit Hükümeti tarafından sıkıyönetim ilan edildi. Ancak sınıf ve kitle mücadelesi bastırılamadı.
- 1979’da 190 greve 40 bin işçi katıldı. İşgünü kaybı 2.217.347 oldu. 1980’de ise 227 işyerinde, 36 bin işçi greve çıktı. İşgünü kaybı 5.408.618 oldu.
- Aynı yıl İzmir Tariş’te işçilerin işten atılıp yerine faşistlerin alınmak istenmesi, Tariş işçisinin militan direnişine çarptı.
- 1980 Temmuz ayında resmi sivil faşist güruh peşpeşe Çorum ve Fatsa’ya saldırdı.
- 22 Temmuz’da Maden-İş Genel Başkanı Kemal Türkler katledildi. Bu cinayeti, yaklaşık 1 milyon işçi iş durdurarak protesto etti.
- 24 Ocak Kararları’yla açıklanan “istikrar paketi”nden sonra, bütün tüketim ve sanayi ürünlerine fahiş zamlar bindirildi. Esnaf zamları kepenk kapatarak protesto ediyordu. Enflasyon yüzde 89.5’tu. TİS’lerdeki uyuşmazlık nedeniyle birçok fabrika greve gidiyordu. İç ve dış borç astronomik rakamlarla ifade ediliyordu. 1980’in ilk 6 ayında 8 kez devalüasyon yapılmıştı.
’80’in ilk 6 ayında, 1553 kişi öldürülmüş, 1928 kişi yaralanmıştı . Cumhurbaşkanı krizi giderek derinleşti. 6 Eylül’de MSP’nin Konya’da yaptığı ‘KudüsMitingi’nde yeşil bayrakların açılması ve şeriat çığırtkanlığı, asker sivil devlet erkanı tarafından yaygın bir demagoji malzemesi haline getirilerek ortam iyice kızıştırıldı. 12 Eylül’de ise askeri faşist cunta işbaşındaydı.
***
– 12 Eylül askeri faşist cunta döneminde 650 bin kişi gözaltına alındı.
– 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
– Bütün siyasi partiler dışında 23 bin sendika ve dernek kapatıldı.
– 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
– 48 idam kararı infaz edildi.
– 171 devrimci işkencede katledildi.
– 129 tutsak hapishanelerde hayatını kaybetti.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!