Tuzluçayır’da Gezi anması: Gezi yargılanamaz!



Gezi Direnişi’nin 6. yılında Tuzluçayır Meydanı’nda “Gezi Yargılanamaz” şiarıyla anma gerçekleştirildi.


Mamak Platformu Girişimi’nin (Aka-der, Alınteri, DAD, Devrimci Parti, ESP, HDP-HDK, Halkevi, Partizan) örgütlediği, BDSP’nin desteklediği anma saat 19:00’da yoğun polis yığınağı altında gerçekleşti. Anma sırasında Gezi’de ölümsüzleşenlerin resimleri taşındı.

Anma, sloganlar ve saygı duruşuyla başladı.  Saygı duruşu sırasında Adnan Yücel’in “Saraylar saltanatlar çöker. Kan susar bürgün, Zulüm biter. Menekşeler de açılır üstümüzde, leylaklar da güler. Bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır. Bir de yarınlar için direnenler…” dizeleri okundu.

Saygı duruşunun ardından basın metni okundu.

Basın metni okunduktan sonra Gezi direnişinde ölümsüzleşenlerin isimleri haykırılarak, YAŞIYOR sloganı atıldı.  Kitle Gezi’de yitirdiklerimizi alkışlarla zılgıtlarla selamladı.  En son Çav Bella okunarak anma sonlandırıldı.

Anmada, Tuzluçayır halkına yarın Ethem yoldaşın vurulduğu saatte ve yede yapılacak anmaya katılım çağrısı da yapıldı.

Gezi’nin tarihsel toplumsal yerini anlatarak, onun bir avuç insanın komplosu olduğu teorileriyle yargılanmaya çalışılmasını teşhir eden, mücadele çağrısı yapılan metinde şunlar ifade edildi:

2013’ün mayıs ayının son günlerinde İstanbul’un ciğerlerini sökmeyi, tarihini yağmalamayı ifade eden bir saldırının düğmesine basılmıştı. Bu saldırı karşısında bedenlerini ağaçlara siper ederek tutum alanların üstüne şiddeti giderek artan polis terörüyle gidilmişti. Gezi’deki ağaçların halkın akciğeri olduğunu haykırıp, orayı terketmeyen bu bir avuç insanının üzerine TOMA’lar, coplar, gaz bombaları yağdırılıyordu.

 

Sözkonusu gözüdönmüşlük, olup bitenleri uzaktan seyreden milyonların her şeyden önce vicdanını harekete geçirmişti. Sonrasını hepimiz biliyoruz… Sessiz milyonlar, meselenin hem birkaç ağaç ama hem de ondan daha fazlası olduğunu bilerek, alanlara akmaya başladı. Gezi, bir halkın isyanına ebelik etmişti. Mayıs ayının son günlerinden başlayarak Haziran’a ve daha sonraki aylara yayılan bir isyanın fitilini ateşlemişti.

 

Alanlara akan milyonlar, biriktirdikleri tüm öfkeleri ve talepleriyle kendilerini bedeller pahasına özgürleştirilen kent meydanlarına atıyorlardı. Kimler yoktu ki aralarında… Hakkı yenilmiş, posası çıkıncaya kadar sömürülen, ücretini bile alamayan, çalışması ölümle özdeşleşen işçiler; kaç çocuk doğuracakları, sokakta nasıl yürümeleri-gülmeleri-konuşmaları, nasıl bir işte çalışabilecekleri buyurulan kadınlar; geleceksizlik duygusunun o karanlık dehlizlerinde çıkışsızca dolaşan gençler; sözü-bestesi-senaryosu-sesi istenen kalıba dökülmeye çalışılan aydınlar-sanatçılar; en basit demokratik talepleri için sokağa çıktıklarında ya da seslerini çıkardıklarında karşılarına cezaevleri-polis copu-gözaltı çıkarılan tüm bir halk; hayatlarını kurdukları, sosyal ilişkilerini soludukları mekanlardan zorla koparılarak kentlerin dışına sürülen emekçiler… Kısacası iradeleri teslim alınmaya ve gasp edilmeye çalışılan Türk ve Kürt halkları mevcut sömürü-yağma-talan politikalarına, örülmeye çalışılan faşist hücrelere; dayatılan gündelik yaşam ve alışkanlıklara; “makbul” olarak çizilen tüm zorbaca sınırlara karşı birikmiş ne kadar öfkesi varsa onları, kent meydanlarında kurulan devasa isyan korusunun uyumlu bir sesine dönüştürdü.

 

Gezi halktı, Gezi umuttu; gençti, gelecek beklentisiydi…

 

İnşa edilmeye çalışılan faşist zorbalık düzeninin krizini derinleştiren, onun halk korkusunu kabusa dönüştüren halkın bu isyanı; dayanışmayı, hesapsızlığı, güveni, dostluk ve gelecek umudunu yeniden mayalaması, kapitalist barbarlık düzeninin cenderelerini zorlayarak yeni ilişkiler, anlayışlar, düşünüş ve eyleyiş biçimleri mayalamasıyla “başka bir dünyanın” kapısını aralamıştı. Türkiye’nin hemen tüm illerinde kitleler haftalarca sürecek bir özgürlük rüzgarıyla yıkanmıştı. Onun içinden sınırsız-hesapsız-riyasız ilişkilere duyduğu özlemi dile getirmiş, dayatılan tüm yabancılaşma biçimlerine duyduğu tepkiyi o zincirleri çözerek ifade etmişti.

 

Bu büyük anlamlar aynı zamanda Ethem’ler, Berkin’ler, Mehmet’ler, Abdullah Cömert’ler, Ali İsmail’ler, Medeni’ler, Ahmet Atakan’lar, Hasan Ferit’lerin polis kurşunları, gaz bombalarıyla dökülen kanlarıyla buluşmuş, halkın manevi dünyasında sökülüp atılamayacak derinlikte kök salmıştır.

 

İnşa edilmeye çalışılan rejimin tüm dengesini sarsan, krizini derinleştiren bu halk isyanı şimdi birkaç kişinin komplosu olarak yaftalanıp, yargılanmaya çalışılıyor. Yıllar sonra rejimin başındakilerin direktifiyle hazırlanan akıllara zarar bir iddianameyle Gezi’den mağduriyet çıkarmaya çalışıyorlar. Onun bir halk isyanı olduğunu bilmenin korkusu yüreklerini titretirken, bu korkuyu mezarlıkta ıslık çalmak misali ondan büyük bir komplo hikayesi kurarak sıyrılmaya çalışıyorlar.

 

Fakat nafile… Onlar da biliyorlar ki bu ülkenin işçi ve emekçileri Gezi’de ciğerlerine çektikleri o temiz havayı halen hücrelerinde taşıyorlar. Fırsatını buldukları her anda da yeni Gezi’ler yaratacak bir enerjiye dönüştürüyorlar.

 

Bizler o ruhun yaratıcı-dönüştürücü-kurucu doğasının halkın hafızasından silinmeyeceğini biliyoruz. Gezi’nin bir halkın özgürlük türküsü olduğunu, komplo teorilerine, yargılamalarına sığdırılamayacağını biliyoruz! Onu istedikleri kalıplara sığdırarak kendilerine meşruiyet zemini yaratmaya çalışanlar da biliyor… Bilmiyorlarsa da bir halkın isyanının, direnme hakkının böyle kalıplara sığdırılamayacağını tarih onlara öğretecektir diyoruz.

 

Gezi biziz, Gezi ezilen-sömürülen-horlanan-aşağılanan-bu barbarlık sistemi içinde ötekileştirilen herkestir! Onu yargılamaya hiç kimsenin gücü yetmez!