Tek İsteği Bir Yere Ulaşmaktı



Şurada da, MUSEVİ MEZARLIĞI yazılı: Tam böyle, mezarlık. Ve Musevi… iyi ama, bu yasaklanmış bir sözcük değil miydi?! Mezarlık kapısında bu yazıyı okuyunca, işin aslının hiç kuşkusuz böyle olduğuna kanaat getirdi: Ari olmadığı için sürüyorlardı onu. O sırada adımlarını hızlandırmaya kalkıştı ama yapamadığını hissetti


Elsa Morante

İda’nın canı şu tezgâhtan başka bir yere kıpırdamak istemiyordu: Şu günün sonuna göğüs germek için gereken gücü nasıl, nereden toplayacağını bilemiyordu. Meyhanede müthiş bir koku vardı; ama o, terden yapış yapış, kucağında sımsıkı tuttuğu oğluyla, duygusuz ve hemen hemen esrime halinde bir dinginliğe erişmişti sanki. Gürültüler ona boğuklaşmış olarak erişiyordu, sanki kulaklarına bir tür bez gerilmişti; derken baktı, meyhane boşalmış, güneş batmaya başlamış. O zaman dükkân sahibinin konukseverliğini kötüye kullanmış olmaktan utandı; kucağında uyuyan Useppe ile açık havaya çıktı.

Az sonra Tiburtina Caddesi’ni yürüyerek geçerken Useppe hâlâ, başı annesinin omzundan sarkmış uyuyordu. Bu cadde bir yandan mezarlık duvarı, öte yandan da kısmen yıkılmış kışlalar boyunca gidiyordu. Belki biraz da açlık nedeniyle İda’nın uykusu gelmişti, geçtiği yerleri tanıyamıyor gibiydi. San Lorenzo’da, Volsci Sokağı’ndaki evin, yirmi yılı aşkın bir süredir oturduğu evin Messina ve Reggio’yu yerle bir eden deprem sırasında yıkılmış, Cosenza’daki ev olup olmadığını soruyordu kendine. Ve şu cadde San Lorenzo’da mı, yoksa Yahudi mahallesinde mi acaba diye soruyordu. Herhalde mahallede salgın hastalık çıkmış olmalıydı, bu yüzden kazmayla yıkıyorlardı evleri! Peki, kana, kirece bulanmış şu ceset, kadın mıydı erkek mi? Yoksa sadece bir kukla mıydı? Polis ille de öğrenmek istiyordu, hani nüfus kaydı bakımından, bu yüzden de askerle tartışıyordu. Şu irin gibi kokan alevler, ölü yakmaya mı yarıyordu acaba? Peki tekerlekleri çıkmış tramvay iskelet haline geldiğine göre, yarın sabah okula nasıl gidecekti? Yolunu kesen şu beygir ölüleri, Ari miydi, yoksa Yahudi mi? Köpek Blitz piçti, şu halde nüfus memuruna göre Yahudi sayılırdı.

İşte bu yüzden sürüyorlardı onu da, çünkü nüfus kayıtlarından Yahudi olduğu anlaşılmıştı, soyadının üzerinde vurgu işareti vardı. Ha, şimdi anlaşılıyor her şey… Onun soyadı Almagià idi… Useppe’ninkiyse, neyse ki Ramundo oluyordu… Peki ama Ramundo sözcüğünde vurgu son hecede midir değil midir? Şurada da, MUSEVİ MEZARLIĞI yazılı: Tam böyle, mezarlık. Ve Musevi… iyi ama, bu yasaklanmış bir sözcük değil miydi?!

Mezarlık kapısında bu yazıyı okuyunca, işin aslının hiç kuşkusuz böyle olduğuna kanaat getirdi: Ari olmadığı için sürüyorlardı onu. O sırada adımlarını hızlandırmaya kalkıştı ama yapamadığını hissetti.

Meyhane sahibinin öğüdünü tutarak Pietralata’ya yönelmiş bir grup felaketzedenin ve şehirden kaçanların arasına katıldı, söylendiğine göre orada, damsız kalmışlar için bir bina hazırlanmıştı. Önünde ve arkasında yürüyenlerin hemen hemen hepsi çıkınlar, bavullar ya da ev eşyası taşıyordu; onunsa Useppe’den başka taşıyacak hiç ama hiçbir şeyi yoktu. Elinde kalan tek malı, içindeki Kızılhaç paketleri ve Mandelalı ihtiyarın bez simidiyle kolundan sarkan torbasıydı. Ama neyse ki, korsesinin altında, (yazın bile giymeyi asla ihmal etmezdi) gene de, birikmiş parasının bulunduğu o değerli çıkın, sağ salim duruyordu. Aslında şu korse bunca saatten sonra onun için bir işkence gömleğine dönüşmüştü. Artık tek isteği, bir yere ulaşmaktı, nereye olursa olsun, ister toplama kampına ister bir çukura, tek şu berbat korseyi çıkarıp atabilsin de!..

[Ve Tarih Devam Ediyor, Elsa Morante, Çeviri: Nihal Önol, 3. Baskı, Can Yayınları]