“Denetlenmeyen Sermaye, Dizginlenmeyen Sömürü”



EMEK-AR’dan çarpıcı rapor: Türkiye’de işyerlerinin yüzde 99’u denetlenmiyor, her 100 bin işçiye sadece 2,8 müfettiş düşüyor


Düşük ücretli, sendikasız, güvencesiz, geçici ve esnek istihdam biçimleri başta olmak üzere emek aleyhine sonuçlar doğuran politika ve uygulamaları ortaya çıkarmaya amaçlayan Emek Araştırmaları Derneği (EMEK-AR) tarafından yayımlanan ve Dr. Fatih Güngör’ün imzasını taşıyan “Türkiye’de İş Teftişi: Denetlenmeyen Sermaye, Dizginlenmeyen Sömürü” başlıklı araştırma raporu çalışma hayatındaki denetim verilerini mercek altına aldı. Kuruluşu geçen yıl Muğla’da yapılan EMEK-AR Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Güngör, Gündem Fethiye gazetesine açıklamasında yürütecekleri çalışmaların Türkiye’de hak mücadelelerine katkı sağlayacağını belirtmişti:

Türkiye’de çalışma hayatı denetlenmiyor ve iş cinayetleri başta olmak üzere saymakla bitmeyeceğimiz sorunlar silsilesini beraberinde getiriyor. Dolayısıyla denetim konusunda araştırmalar yapacağız. Denetimsizliğin sonuçları üzerine araştırmalar yapacağız.

İşsizlik sigortasının da dosya başlıkları arasında olduğunu belirten Güngör, “Türkiye’de işsizlik sigortası; işçiye sadaka, sermayeye sigorta niteliğine büründü” diye eklemişti.

T24’ün haberine göre raporda öne çıkan veriler ve bulgular şunlar:

100 bin işçiye 2,8 müfettiş düşüyor

Raporda yer alan ILO verilerine göre, Türkiye müfettiş sayısı bakımından dünya genelinde son yüzde 20’lik dilimde bulunuyor. Türkiye’de her 100 bin çalışana yalnızca 2,8 iş müfettişi düşerken; bu oran Almanya’da 14,4, Bulgaristan’da ise 14,1 seviyesinde kaydedildi.

Verilere göre; 2017’den 2024’e kadar Türkiye’deki çalışan nüfus yaklaşık 4,5 milyon artmasına rağmen, müfettiş sayısı 1.019’dan 917’ye geriledi. Raporda ayrıca kamu personeli dağılımına dikkat çekilerek, 2024 yılı itibarıyla Türkiye’de görev yapan polis ve bekçi sayısının toplamının, iş müfettişlerinin 367 katına ulaştığı belirtildi.

İşyerlerinin yüzde 99’u denetlenmedi

Teftiş istatistiklerindeki değişim de raporda detaylı olarak ele alındı. 2010 ile 2024 yılları arasında Türkiye’de kayıtlı işyeri sayısı yüzde 69,1 oranında artış gösterirken, “işçi sağlığı ve iş güvenliği” teftişleri yüzde 56,3; ücret, fazla mesai ve izin gibi hakları kapsayan “işin yürütümü” teftişleri ise yüzde 81,5 oranında azaldı.

2024 yılı resmi verilerine göre, Türkiye’deki 2 milyonu aşkın işyerinin yüzde 99,8’i işin yürütümü yönünden herhangi bir denetime tabi tutulmadı. Teftişlerde ulaşılan işçilerin tüm kayıtlı işçilere oranı ise 2010 yılında yüzde 16,1 iken, 2024’te bu oran yüzde 3,6’ya düştü.

‘Haberli teftiş’ eleştirisi ve Soma hatırlatması

Raporda, Çalışma Bakanlığı’nın “proaktif teftiş” stratejisi kapsamında uyguladığı “haberli teftiş” yöntemi de eleştirildi. Habersiz denetimlerin yerini alan bu yöntemin, patronlara eksikleri gizleme imkânı tanıdığı savunuldu.

Bu duruma örnek olarak Soma maden faciası sonrası kurulan Meclis Araştırma Komisyonu tutanakları hatırlatıldı. Raporda, faciadan kurtulan bir işçinin komisyondaki, “Müfettişler geleceğine yakın, 15 gün önceden haberimiz oluyordu… Birinci bandın arkasında benim ustalarım makineyi gömdüler. Neden? Müfettişler gelecek” şeklindeki ifadelerine yer verildi.

İdari para cezaları yerine “süre verme” uygulaması

Bakanlığın denetimlerde tespit edilen mevzuata aykırılıklar karşısında doğrudan idari para cezası uygulamak yerine “süre verme” yöntemini tercih etmesi de raporun bulguları arasında yer aldı. Çocuk ve genç işçilerin gece çalıştırılması veya hayati tehlike arz eden eksikliklerin varlığı gibi durumlarda dahi işverenlere yaptırım öncesi süre tanındığı, kesilen para cezalarının ise caydırıcılıktan uzak seviyelerde kaldığı ifade edildi.

Müfettişlerin yetkileri ve zorunlu arabuluculuk

Raporda, halihazırda sayıca yetersiz olan iş müfettişlerinin asli denetim görevleri yerine Avrupa Birliği destekli projeler, çalıştaylar ve patronları “bilinçlendirme” toplantıları gibi faaliyetlere yönlendirildiği belirtildi. Ayrıca, müfettişlerin herhangi bir makama bağlı kalmaksızın tehlike gördüğünde denetim başlatabilmesini sağlayan “re’sen teftiş” yetkisinin de yönetmelik değişiklikleriyle daraltıldığına dikkat çekildi.

Son olarak, işçi şikayetlerinin incelenmesi sürecinin zorunlu arabuluculuk sistemiyle yargı ve teftiş mekanizmasının dışına çıkarıldığı vurgulanarak, bu sistemin işçileri hak ettiklerinin altında ödemelere razı eden bir yapıya dönüştüğü değerlendirmesi yapıldı.