Pazar, 30 Ağustos 2026

Devrimci Proletarya’nın 19. Sayısı Çıktı



İki ayda bir yayınlanan teorik-siyasal dergi Devrimci Proletarya (DP)’nın Eylül-Ekim 2026 tarihli 19. Sayısı çıktı


Derginin manşetinde Çerçeve Yasa tartışmaları ışığında “Süreç” Neyin Çözümü makalesi yer alıyor. Sorunu hâlâ şu ya da bu adımın şu ya da bu söylemin ateşli savunusu ya da hararetle eleştirisi sınırları içinde ele alan yaklaşımlardan farklı olarak makale, gelişmeleri mevcut dünya ve Ortadoğu konjonktürüyle bağlantısı içinde ele alıyor. Bu bağlamda sadece Türk burjuvazisinin bütün kesimlerinin değil Kürt burjuvazisinin de süreçten beklentilerinin ortaklığını vurguluyor.  Öte yandan bağımsız devrimci bir duruşun ilk adımı olarak “sürecin seyircisi olmaktan çıkılması” çağrısı yapıyor. Sadece uyarı ve eleştiriyle yetinmeyip Kürt halkının meşru ulusal talep ve beklentilerini sahiplenmenin somut yönelimleri olarak ilk etapta anadilde eğitim hakkı ve bölgesel asgari ücret hazırlıklarını hedef alan kampanyalar açılmasını öneriyor.

Mürüvet Küçük, Emperyalizmin Değişmeyen Dinamikleri başlığı taşıyan makalesinde I. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın hemen öncesiyle dünyanın günümüzdeki gidişi arasındaki benzerliklere dikkat çekiyor. İndirgemeci mekanik bir yaklaşımla bu iki süreci ‘aynılaştırmama’ uyarısının altını kalınca çizdikten sonra benzerliği doğuran temel etken kapsamında emperyalizmin doğası ve temel yasaları üzerinde duruyor. Günümüzde rekabetin yeniden kızışmasını ABD hegemonyasının gerileyişiyle Çin ve Rusya’nın yükselişine bağlıyor. Rekabetin konuları bağlamındaki farklara dikkat çekerken de “O zamanlar petrol, demir, çelik, çimento hayati öneme sahipti onların yerini bugün nadir toprak elementleri aldı; eskiden Berlin- Bağdat Demiryolu, Süveyş ve Panama Kanalları stratejik önem taşıyordu bugün enerji ve ticaret koridorları” karşılaştırmasını yapıyor. Makalenin son bölümünde Ankara’da yapılan son NATO Zirvesi’nin anlamı ve sonuçları üzerinde duruyor.

D. Emrah Zıraman, Katil Kim? İnternet Öldü mü Öldürüldü mü? sorusunun yanıtını aramaya Ölü İnternet Teorisi’nin tarihsel evrimini kısaca hatırlatarak başlıyor. İnternet ile sermaye ilişkisini baş aşağı çeviren bu teoriyi “Gerçekte ölen internet değil, tarihsel olarak çoktan ölmüş ve bugün çürümüş olan kapitalizmin zehirleyici etkisidir” yaklaşımı temelinde eleştiriyor. Devamla sanal dünyada mutlak ve göreli artı değerin elde edilme yöntemlerine işaret ettikten sonra elde edilen muazzam kârları rakamlarla sergiliyor. Makalenin sonunda Hindistan’da Hamamböceği Gençliği’nin kazandığı son zafere işaret ederek ‘internetin arka sokaklarını’ kullanma konusunda ustalaşmanın önemine dikkat çekiyor.

“Sosyalizme yitirdiği çekim gücünü yeniden nasıl kazandırabiliriz” sorusuna yanıt arayışı kapsamında konunun değişik yönleri üzerine yazan yazarımız H. Selim Açan bu kez Sosyalizmin Kavranışında Bütünlük ve Tutarlılık Zafiyeti üzerinde duruyor. Lukacs’tan yaptığı bir alıntı temelinde “bütün” kavrayışının Marksist teori ve yöntem açısından taşıdığı önemi hatırlattıktan sonra sosyalizmin kavranışında 1960’lar sonrası ivmelenen sığlaşmaya dikkat çekiyor. Bu sığlaşmayı, sınıfsız komünist toplum tarihsel amacıyla bağlantısı içinde sosyalizmin özü ve oynaması gereken rol yerine onu inşa edebilmenin temel araçlarına odaklanan ya da ikna edici olmamakla kalmayıp kendisiyle de sık sık çelişkiye düşen sosyalistlik anlayışının güç kazanması olarak tanımlıyor ve bu sonucu, biri nitelikçe diğer ikisinin tam karşıtı üç dinamiğin birleşik etkisine bağlıyor.

Kazım Bayraktar, Özel Mülkiyet Ekseninde Hukuk ve Sosyalizm dizisinin bu sayıda yer alan dördüncüsünde koşulların dayattığı zorunlu bir geri adım olarak NEP döneminde ekonomi ve siyasetle hukuk ilişkisi ve uygulamaları üzerinde duruyor. Dizinin başından beri bir üstyapı kurumu olarak hukuku mevcut üretim ve egemenlik ilişkileriyle bağlantısı temelinde ele alan materyalist bir yaklaşımın somut uygulamasını sunan Bayraktar dizinin bu yazısında da burjuvazinin palazlanmasına göz yummak zorunda kalınan NEP döneminde sosyalizmi hukuk fetişistlerinin önerdiği tarzda hukuka feda etmemenin nedenlerini ortaya koyuyor.

Teknoloji, yapay zeka, iklim krizi ve sosyalist ütopya konularında özgün açılımlar içeren çözümlemeleriyle tanıdığımız Selçuk Ulu, Teknolojik Hız ve Devrimci Zamanın Diyalektiği başlığını koyduğu bu sayıdaki irdelemesinde bu kez kapitalizmde zaman ve sosyalizmin bu konudaki yaklaşımı arasındaki taban tabana zıtlığı sergiliyor. Kapitalizmi genel bir “üretim sistemi” ve “piyasa ekonomisi” olarak tanımlamanın ötesinde “her şeyden önce zamanı yeniden örgütleyen bir sistem olarak” tanımlıyor. Bu tanımın açılımını “Toplumsal yaşamın ritmini sermaye birikiminin ihtiyaçlarına göre biçimlendiren, insan varoluşunu ölçülebilir, parçalanabilir ve satılabilir bir meta haline dönüştüren tarihsel bir gerçeklik” olarak yapıyor. Bunun karşısına ise devrimci “vizyon zamanı” anlayışını koyuyor. “Kısa vadeli kâr mantığına saplanmayan, gelecek nesillerin zamanını da hesaba katan bir ufku ifade eder” şeklinde tanımladığı vizyon zamanı yaklaşımıyla sosyalizm ilişkisinin hem bugün hem de gelecekte nasıl kurulması gerektiğine dair tez ve öneriler geliştiriyor.

Eylül Gökçin ise Kadınların Zamansızlığı makalesinde zaman yönetimi ve boş zaman konusuna kadınlar odağından bakıyor. Kapitalist zaman rejiminde işçinin boş zamanının dahi üretime ve tüketime fayda sağlayacak bir biçimde sermaye tarafından nasıl gasp edilip denetim altına alındığını sergiledikten sonra kadınların bu gaspı nasıl katmerli biçimde yaşadıklarını, daha doğrusu onların sermaye ve ataerki tarafından nasıl “boş zaman”dan dahi yoksun bırakıldıklarını şiirsel bir dille tasvir ediyor.

Öte yandan, Oya Açan’ın geçen sayımızda yayınlanan Batı Marksizmi’nin Kavalcılarını Kimler Nasıl Yemlemiş makalesinin devamı niteliğindeki “Sol”u Yoldan Çıkarma Stratejisi: Devşirilenler ve İdeoloji İnşası makalesini yer darlığı nedeniyle gelecek sayımıza bıraktık. Açan makalesinde bu kez, burjuvazinin iktidarı ve sistemin geleceği açısından “tehlikeli” gördüğü fikir ve eğilimleri ‘evcilleştirme’ stratejisi kapsamında Che’nin cesedini parçalara ayırıp eritmekle yetinilmeyip Bolivya Günlükleri’nin nasıl tahrif edildiği örneğini anlatıyor. Aynı stratejinin bir başka boyutu olarak CIA’nın ABD üniversitelerine kaydolan öğrenciler arasında yürüttüğü ajanlaştırma mekanizmasının işleyişini sergiliyor. Arkasından stratejinin asıl can alıcı noktasını oluşturan “teori-pratik ilişkisinin tersyüz edilişi” üzerinde duruyor, söylemi her şey haline getiren “teorik radikalizm”in ‘68’le kurduğu ilişkiyi irdeliyor.

Devrimci Proletarya’nın 19. sayısını İstanbul’da Mephisto Kitabevi’nin Kadıköy, Beşiktaş ve Beyoğlu şubelerinde, Ankara’da Alınteri büromuzda, İzmir’de ise Yakın Kitabevi’nde bulabilirsiniz.

Bugüne kadar yayınlanmış 18 sayının yazıları ve pdf’lerine www.devrimciproletarya.org sitesinden ulaşabilirsiniz.

19. sayının yazıları ve pdf’ine ise 15 Eylül’den sonra erişebilirsiniz.