Elsa Morante
O yılın olaylarının -siyasal kavgalar, hükümet değişiklikleri- pek azını biliyor ya da hiç bilmiyordu. Şimdi tek toplumsal sorunu (hayat pahalılığı karşısında maaşının yetmeyişi sorununa ek olarak), yetersizlik nedeniyle işinden atılma korkusuydu. Gazete okumadığını zaten biliyorduk. Dünya savaşı sona erdiğinden, Almanlar çekip gittiğinden beri de erişkinler dünyası gene ondan el etek çekmiş, onu bir okyanus fırtınasından sonra çok küçük bir artık gibi kumların üzerine, yazgısına terk edivermişti.
Haziran ayında, ömründe ilk kez seçimlerde oyunu kullanmaya çağrılmıştı. Oy kullanmaktan kaçınanların hükümet tarafından cezalandırılacağı söylentileri dolaştığı için de, en hevesli seçmenler arasında, erkenden sandık başına gitmişti: Meyhaneci Remo’nun öğüdüne uyarak oyunu cumhuriyet ve komünizm için kullandı. Doğrusu istenirse, onun seçimine bırakılsaydı babasının anısına anarşi için kullanırdı ama Remo sinirlenmiş, ona ciddi ciddi karşı çıkmıştı, üstelik böyle bir parti de listelerde yoktu zaten.
Yıl sona ermeden meyhaneci Remo, bir-iki kez daha Bodoni Sokağı’nda göründü: Kupa Ası yoldaşın annesini büsbütün yalnız bırakmamayı bir görev sayıyordu ne de olsa. Bu ziyaretler sırasında kadıncağız, sıkıntı içinde köşesinde oturuyor, konuğa karşı minnet borcunu nasıl ödeyeceğini, ona ne söyleyeceğini bilemiyordu ve durmadan, Useppe ile Bella’ya uslu oturmalarını, gürültü yapmamalarını tembih ediyordu. Öte yandan Remo da, zavallı kadına Ninnuzzu’yu belki de hiç hatırlatmamanın daha iyi olacağını düşünüyordu; o zaman, başlıca tutkusu olan politika konularını açıyordu hep. Bu konuda Ninnuzzu’dan farklı olarak iyimserdi ve geleceğe güvenle bakıyordu: Yeryüzünde geçen şu veya bu olayı (sömürgelerdeki ayaklanmalar, Çin ve Yunanistan’da iç savaş, Çinhindi’nde Ho Şi Minh’in mücadelesi, İtalya’da grevler ve polisle köylüler, işçiler arasındaki çatışmalar, vs.) dünyanın harekete geçtiğini gösteren hayırlı işaretler olarak görüyordu. Bu kez halkların ilerlemesini kimse durduramayacaktı. Artık 1918’de değillerdi. Bu kez komünizm savaşı kazanmıştı! Hitler ordularını yok eden Kızıl Ordu değil miydi? Burada, İtalya’da, Direniş’i örgütleyenler Garibaldi tugayları (orak çekiç) değil miydi? Bir kez harekete geçince kim durdurabilirdi ki ilerlemeyi? Remo’ya bakılırsa, görünüşteki geri çekilmeler, ihanetler, gecikmeler (bunlar Ninnarieddu’nun da sabrını taşırmıştı) politikada her zaman başvurulan bir taktikten öte bir şey değildi; bu taktiğin gizemi de tüm öteki zafer ve kurtuluşların gizemi gibi, hiç kuşkusuz bir tek yerde Togliatti yoldaşın aklındaydı. Remo’nun söylediklerinden öyle anlaşılıyordu ki, Togliatti yoldaşın dehasını işletip yakın ya da uzak bir gelecekte çaresini ve çözümünü bulamayacağı toplum sorunu, aksaklığı yoktu. Togliatti’nin kafasında, her şeyin önceden belirlenmiş bir yeri vardı: Stalin yoldaş bile -Remo’nun kanısına göre- önceden Togliatti yoldaşa danışmadan hiçbir önemli tedbir almıyordu. Sonra bu ikisi, kendi aralarında, doğru çizginin ne olduğunu herkesten iyi biliyorlardı: Bu, hep Lenin yoldaşın göstermiş olduğu ve Karl Marx’ın bilimiyle saptanmış çizgiydi. Bunlar artık denenmiş, olgunlaşmış bilimsel gerçeklerdi. Öyle ki, halklar şimdi, günün ve geçmişin büyük yoldaşlarının direktiflerine uyarak harekete kalkışmışlardı. Bugün her şey öyle gösteriyordu ki, Yeni Dünya’nın arifesine gelinmiştir: “Biz ikimiz, sinyora, bugün burada oturmuş konuşuyoruz ya, yarın Yeni Dünya’yı göreceğiz!”
İşte meyhaneci Remo, çukura kaçmış, ciddi gözlerinde ve sıska esmer oduncu ya da taş kırıcısı suratında yanan güven ateşiyle böyle kesin konuşuyordu. Bodoni Sokağı’ndaki soğuk mutfakta onun karşısına oturmuş olan İda, bu görkemli, koskocaman Yeni Dünya’da, hiç olmazsa küçük Useppe’ye yer olup olmayacağını merak ediyordu.
31 Aralık 1946 gecesi, yılın sona ermesi, Roma’da sokaklarda çatapatlarla, havai fişeklerle genel bir şamatayla selamlandı.
(*) [Ve Tarih Devam Ediyor, Elsa Morante, Çeviri: Nihal Önol, 3. Baskı, Can Yayınları]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!