Petrol-İş Kale Kayış’ta da Flormar’ı tekrarladı!



Petrol-iş, Flormar’da yaptığı gibi 4 aydır süren kale Kayış direnişinde de işçileri geri bir “anlaşmaya” mecbur bıraktı, bunun için sendikanın olanaklarını çekeceği ‘tehdidini’ kullandı, direnişin yasal bir zemine sahip olmadığını öne sürdü!


Ölmemek için sendikalaşan ve sendikalaştıkları için baskıya uğrayan Kale Kayış işçilerinin 4 ayı bulan direnişi Petrol-İş’in Flormar’da yaptığı gibi işçilerin rızası olmadan, sendikanın olanaklarının çekileceği, direnişin yasal zemininin olmadığı tehdidiyle bitirildi. Fakat bu sefer sonuç Flormar’dan da kötü oldu. İşçiler sendikal tazminat almadan, aylardır direnişte oldukları sürenin maddi karşılığı ödenmeden, işsizlik maaşından yararlanma hakları gasbedilerek sadece kıdem ve ihbar tazminatına rıza göstermeye zorlandı. Onların da asgarisine…

Dışardan aldığı (ki bunun için de kendisine para ödenen) lastik atıklarını fabrikada “eritmek” suretiyle fabrikalarda ve çeşitli alanlarda kullanılan “yürüyen lastik bantları” imal eden ve kısa bir sürede büyüyerek Avrupa’da rakipsiz hale gelen Kale Kayış patronunun bu yükselişi, işçinin canı, sağlığı pahasına olmuş. Üç işçinin iş cinayetinde öldüğü fabrikada çalışmak demek sakat kalmak, hastalıklara yakalanmak, akciğerini kaybetmek manasına geliyor.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin esemesinin okunmadığı fabrikada bu koşullar yetmezmiş gibi işçiler bir de düşük ücretlere mahkum edilmişti. Bu koşullara karşı Petrol-İş’te örgütlenen işçiler bu sefer de karşılarında sendikadan istifa etme baskısı bulmuşlar, arkadaşları işten atılmıştı.

Bu gelişmelerden sonra sendikanın da yönlendirmesiyle fabrika önünde fiili direniş başlatan işçiler 4 aydır tüm olumsuz hava koşullarına, sendikanın verdiği bin 400 TL’lik düşük maddi katkıya, ailelerinin yaşadığı türlü çeşit sıkıntıya, patronun ve polisin tehditlerine rağmen direnişlerindeki ısrarı sürdürdüler.

Petrol-İş direnişin başından beri “kazanacağız”, “direnişimiz meşru ve yasal olarak güçlü bir dayanağa sahip” demesine rağmen süreç uzadıkça ve direnişi fabrika önünde bekleyişle sınırlı ısrarını sürdürdükçe bu sefer de “daha fazla sürdüremeyeceğiz” noktasına dümen kırdı.

Son olarak işçilerin görüşmelere katılmasına izin vermeden kendi bürokratlarının kapılar arkasında imzaladıkları patron protokolüyle süreci sattı.

İşçilereyse verdiği bin 400 lirayı 700’e düşüreceğini, onu da birkaç ay sonra ödeyemeyeceğini, direnişteki işçilerin sayısının azalacağı ve en önemlisi de bu direnişin yasal bir zemini olmadığı, patronun sunduğu bu teklifi kabul etmezlerse bir daha böyle bir fırsayı da yakalayamayabileceklerini söyleyerek o protokole razı etme yoluna gitti.

İşçiler kabul edilen protokolü “satış” olarak tanımlıyorlar. Petrol-İş’in direnişi fabrika kapısında beklemenin dışına çıkarmadığını, bunun da bilinçli bir sendikal çizgi olduğunu önceki görüşmelerimizde dile getiren işçiler, son sayışı da bu sendikal çizginin satışı olarak tanımlıyorlar.

Flormar da Kale Kayış da Türkiye işçi sınıfının aşmak zorunda olduğu sendikal barikatı, yozlaşmışlığı  bir kez daha ayan beyan ortaya koymaktadır!