İnşaat-İş kurucuları Tekin Arslan, Erol Ekici ve Tayfun Benol mezarları başında anıldı



10 Ekim Ankara Katliamı’nda ölümsüzleşen İnşaat-İş kurucu üyeleri Tekin Arslan ve Erol Ekici, Tekin Arslan’ın mezarı başında anıldı, anmanın ardından Kemal Tayfun Benol’un mezarına geçildi


İnşaat-İş, 10 Ekim’de katledilen kurucu üyeleri Tekin Arslan (Tekin abi) ve mezarı Erzincan’da bulunan Erol Ekici’yi, Tekin abinin mezarı başında yapılan etkinlikle andı. Tekin abinin ailesinin, yoldaşlarının, dostlarının katıldığı anmada; onların anısının emekçisi oldukları inşaat işkolundaki örgütlenme çalışmalarının büyütülmesinden, şantiyelerin örgütlü sınıf hareketinin kalelerine dönüştürülmesinden geçtiği vurgusu öne çıktı.

Tekin abi ve Erol Ekici yoldaşlar şahsında Ankara’da ve tüm dünyada komünizmin özgürlük dünyasının yaratılması mücadelesinde kaybettiklerimiz anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşu sırasında Tekin abinin o gür sesi de Nazım Hikmet’in Güneşi İçenlerin Türküsü şiirinden okuduğu dizelerle yankılandı.

İnşaat-İş örgütlenme sorumlularından Yunus Özgür saygı duruşunun ardından yaptığı kısa konuşmada, 10 Ekim’de ölümsüzleşenlerin anısının tazeliği, acıların derinliği nedeniyle yapılan anmalarda konuşmakta güçlük çektiklerini, her konuşma teşebbüslerinin yarım kaldığını belirterek, bu nedenle bu yıl gerek Tekin abinin gerekse Erol Ekici’nin İnşaat-İş açısından taşıdığı anlamları bir metinle ifade etme yoluna gittiklerini dile getirdi.

İnşaat-İş örgütlenme sorumlularından Anıl Deniz Gider’in okuduğu metinde hem Tekin abinin hem de Erol Ekici’nin sendikanın kuruluşunda, kültür ve politikasının, ruhunun oluşmasında emekleri olduğu ifade edilerek şunlar söylendi:

Tekin Abimizin sendikamızın her putrelinde, her tuğlasında alınteri vardır. Varlığıyla “güvendiğimiz dağlardan” biriydi, varlığıyla başımızı omzuna teklifsizce yaslayacağımız sağlam bir dostumuzdu. Eleştirileri, önerileri sınıfın genel çıkarlarını esas alan devrim işçilerinin samimiyeti yansıtırdı. Bireyselliği değil, birlikte hareket etme kültürünü dünya görüşüyle bütünleşmiş insanların yaşamlarından damıttıkları o sadelikle yansıtırdı.

 

Her davranışında hayatını düşündüğü gibi yaşayan insanların kararlılığı, dolaysızlığı okunurdu. Bu yüzden koca gövdesi ve sesiyle direnişlerimizin sarsılmaz direklerindendi.

 

Gözlerinden sınıfına olan bağlılığı, sevgisi okunurdu. Oldukça zorlu ve uzun soluklu direnişlerimizde soluğumuzu büyüten dokunuşları esirgemezdi. Güç vermek için gerekirse geceleri çalışır, ertesi gün uyumadan direniş alanına gelirdi. Kendisine nerede ihtiyaç varsa koşulları uygun olmasa bile ne yapar eder uygun hale getirirdi. Bu onun için özel bir fedakarlık da değildi. Devrimcilik anlayışının doğal bir gereğiydi. O nedenle de yaptığı her şeyde çevresine yapıcı bir enerji yayardı.  

 

Sınıfın örgütlenmesinde yılların deneyimini biriktirdiğini, bu deneyimle tüm o düz-kaba yaklaşımlardan uzak bir doğallıkla hareket ettiğini hissederdiniz. İnşaat gibi oldukça zorlu bir işkolunun sömürü mantığını içerden görmüş-yaşamış, işçilerin özelliklerini bilince çıkarmış ve bu tablonun içine kendi deneyim ve tecrübesini oldukça doğal bir yaklaşımla katmayı refleks haline getirmiş biriydi Tekin Abi. İşçilerle oldukça doğal bir ilişki kurması bu birikimin olağan sonucuydu.

 

Yaptığı işlerle kurduğu ilişki, onun nasıl bir insan olduğunu yeterince özetliyordu. Düzenli, verdiği söze sadık, en iyisini yapma çabasını usanmadan sürdürmeye çalışan bir kumaştan dokunmuştu.

 

Hayatı ciddiye alan; devrimi, sınıf mücadelesini ciddiye alan insanların ağırbaşlılığı kadar, uslanmaz canlılığını, neşesini, yeri geldiğinde hırçınlığını ve dinamizmini de eskitmeden taşıyordu. Koca bir çınar olduğu kadar genç bir delikanlıydı da. Eylemlerimizin coşkulu anlarında bu coşkuyu sesinin kıvrımlarına taşıyarak sloganlaştırması bile bu canlılığının tipik ifadesiydi.

 

Devrimciliği yaşam tarzı haline getirmiş bir devrim işçisiydi Tekin Abi. Biz onu öyle bildik, öyle sevdik. Onun bu özelliklerini sendikamızın harcı kılmak boynumuzun borcudur.

 

Sendikamızın kültürünün, politik çizgisinin ve ruhunun oluşmasında emeği, alın teri olan Erol Ekici, şimdi çok sevdiği Erzincan’da, çok sevdiği annesiyle kucak kucağa uyuyor.

 

Yanında olmasak da o bizimle, her yerde. İşçi sınıfına gönül vermiş, yaşamını ona adamış, onunla birlikte nefes alıp vermeyi hiçbir hazza değişmemiş, devrimciliği yaşam tarzı haline getirmiş bir semboldür o bizim için.

 

Erol Ekici, Tekin abiyle aynı kumaştan dokunmuş biriydi. Yoldaşlıkları demlenmiş, güvene dönüşmüş yarım asırlık bir dostluktu aynı zamanda. Bu ilişkide birbirini tamamlayan, sayısız sınavdan geçmiş doğal bir bütünleşme vardı.

 

Yokluk içinde direnci-direnmeyi, acılardan yaşam gücü devşirmeyi sanat edinmiş insanlardandı. Bir ekmeğini bölüşmeyi, darda olana el uzatmayı çok sevdiği devrim ve sosyalizm davasıyla bütünleşmiş olmasından beslenen doğal bir kültüre dönüştürmüştü.

 

Unutulmaz gülüşü, yardımseverliği, damıtılmış dostluğu, darda kalanın yanında dururkenki inceliği, sınıf düşmanına duyduğu kini, sınıfına duyduğu içen sevgisiyle o bizim şantiyelere, kavga alanlarına taşıdığımız bir ruh olarak hep yanımızda.

 

10 Ekim’de kalleşçe katledilen kurucu üyelerimizin hepsi, özelde de Erol ve Tekin abiler her daim yanımızda. Her zorlanma anımızda bizi sırtımızdan okşayarak ileriye fırlamaya teşvik ettiklerini hissediyoruz. Her başarımızda onlara gururla dönüp bakıyor, her hüznümüzde derin bir sohbetteymişiz gibi dalıyoruz.

 

3’üncü Havalimanı Direnişi’ndeki tutumumuzda onların duyacağı gururu hissederek omuzlarımızı dikleştirdik, pandemi günlerinde onların ruhuyla dayanışmayı ve direnişi örgütledik, yaptığımız her iyi şeyde onların dokunuşlarını hissettik.

 

Onlara söz; şantiyeleri sınıfın örgütlü kalelerine dönüştüreceğiz!

Daha sonra söz alan Tekin abinin hayat arkadaşı Nebahat abla, saygı duruşu esnasında Tekin abinin sesinden okunan şiirin yarattığı duygusal etkilenmeyle başladığı konuşmasında, onun sadece bir inşaat işçisi-ustası olmadığını, çok farklı yeteneklere sahip olduğunu vurgulayarak İstanbul Bienal’inde bir sanatçı için tasarladığı banklardan bahsetti. Sözkonusu sanatçının Tekin abinin ölümsüzleşmesinin ardından kendilerine ulaşarak o bankları aileye teslim etmek istediğini söylediğini aktardı. Kendilerinin de bu bankları belediyelere bağışlamayı düşünürken İnşaat-İş’ten gelen öneriyi daha anlamlı bulduklarını dile getirdi. Önerinin; banklardan birinin Maviş’in, birinin İsmail Kızılçay yoldaşın diğerinin de Erol Ekici’nin Erzincan’daki mezarına konulması olduğunu ifade ederek, onları Tekin abinin İnşaat-İş’e bağışı olarak sendikaya teslim edeceklerini vurguladı.

Nebahat abla aynı zamanda Kadıköy Belediyesi’nde çalışan Genel-İş üyesi çalışma arkadaşlarının da törende bulunduklarını söyleyerek sözü onlara bıraktı.

Törene katılan işçiler adına da 10 Ekim Katliamı’nın politik anlamını teşhir eden, ölümsüzleşenlerin anısının mücadele içinde yaşatılacağı vurgusunda bulunulan kısa bir konuşma yapıldı.

Anma 10 Ekim’de ölümsüzleşen altı İnşaat-İş yönetici ve üyesi için atılan sloganlar ve “10 Ekim’i unutma, unutturma!”, “Katiller halka hesap verecek!” sloganlarıyla sona erdi.

Anmanın ardından İnşaat-İş yönetici ve üyeleri katliamda ölümsüzleşen sendikanın kurucu üyelerinden Kemal Tayfun Benol’un mezarını ziyaret etti. Saygı duruşu ve kısa bir konuşmayla Tayfun abiye de anısının mücadelede yaşatılacağı sözü verildi.

Tayfun abiyi tanıyanlar onun kalıplara sığmayan çok yönlü özelliklere sahip olduğunu, sosyalizm davasıyla kurduğu içten ilişkisinin çevresinde oldukça doğal bir çekim gücü yarattığını, gusto sahibi, gençlerle gençleşebilen, kuşak-yaş sınır ve kalıpları yıkıp geçen bir karakter taşıdığını ifade ettiler. Tayfun abinin bu zenginlik ve doğallığını sendikanın da zenginliğine dönüştürüleceğini dile getirdiler.