“Lanet olsun bu düzene!”



Büyüyor isyan, yan yana yürüyüp birbirlerini görmeyen insanların içinde ve bir anda bir emekçinin yüreğini zorlayarak dışa vuruyor kendini.


Dışarıda jilet gibi bir ayaz. İliklere kadar donduran cinsten. Dışarıda virüs, dışarıda ölüm. Yürüyor milyonlarca emekçi virüsün, ölümün üzerine. Yürüyor bir dilim ekmek uğruna. Yürüyor çocuklarının soran gözleriyle karşılaşmamak için. Yürüyor sığınacak bir çatısı olmayanlar.

Çarklar dönsün diye emekçileri ölüme gönderenler, yüzlerindeki pis gülümsemeyle günün bilançosunu verdikten sonra “evde kalın” buyuruyor. Evde açlık, evde soğuk, evde ekmek bekleyenlerin soran gözleri. Yürüyor milyonlar şantiyelere, fabrikalara, hastanelere. Yürüyor gidecek bir işi olmayanlar, geleceksizliğin üzerine. Büyüyor isyan, işçi kanı ve teri üzerine inşa edilmiş yapıların önünde. Büyüyor isyan, yan yana yürüyüp birbirlerini görmeyen insanların içinde ve bir anda bir emekçinin yüreğini zorlayarak dışa vuruyor kendini.

Öfkenin hedefi bir çöp tenekesi oluyor. Bir emekçi “lanet olsun bu düzene” haykırışlarıyla, olanca gücüyle tekmeliyor çöp tenekesini. Birbirine dokunmadan yürüyen onlarca kişi bir anda yaşanan duruma odaklanıyor. Kimse yadırgamıyor olup biteni. Herkes aynı öfkeyi paylaşıyor. Herkes o an öfkenin hedefinin bir çöp tenekesi olmadığının farkında. Herkes biliyor o an, o çöp tenekesine yönelen öfkenin ücretli kölelik düzenine olduğunu.

Büyüyor ve yayılıyor öfke. Kimi zaman “Köle değiliz. Öyle mi alay komutanı?” gibi ifadelerle sınıfın toplu öfkesi olarak dışa vuruyor kendini. Kimi zaman da “Beni virüs değil sizin bu düzeniniz öldürür” ifadesinde olduğu gibi emekçilerin bireysel isyanında. Yaşanan çürümeyi, dayatılan onursuzluk, haksızlık, sömürü ve açlık koşullarını kimse kabul etmiyor artık.

Kadınlara, çocuklara ve hayvanlara yönelik alçakça tecavüzlerin cezasız kalmasını kimse hazmedemiyor.

Kimsenin işçi kanıyla yükselen kulelere tahammülü kalmadı.

İktidar partisinin kıytırık bir elamanı istedi diye bir çocuk cinayetinin örtbas edilmesine, yetkililerin ihmali yüzünden yitirdiği evladının hakkını arayan bir anneye yapılanlara, insanların açlıktan intihar ettiği bir ülkede birilerinin yirmi bin lira huzur hakkı parası almasına ve onu eleştiren 80 yaşında bir insanın zorbaca gözaltına alınmasına.

Her fırsatta emekçilere şiddet uygulamayı meslek edinmiş düzen zebanilerinin evsiz bir insana sokakta olduğu için ceza kesmesine.

Kısacası, insan onurunun ayaklar altına alınmasına karşı emekçiler isyan ediyor. Bu isyanın bilinçsiz ve bireysel gelişmesi sisteme nefes aldırıyor.

Fakat bunun böyle gitmeyeceğini de en iyi o biliyor. Elbette öyle ya da böyle bu öfke ete kemiğe bürünecek. Bunun tek farkında olmayan öncülük iddiasında olan bir kısım sol.

Emekçilerin ileri atıldığı, solun bir kısmının bir o kadar gerilediği bu noktada, manifestonun efsanevi bölümünü hatırlatmadan geçmeyelim. “Zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok ama kazanacağımız kocaman bir dünya var.”

Heraklitos