Alınteri: Merhaba Elmas, seninle Romanlar üzerine sohbet etmek istiyoruz. Öncelikle şunu soralım, Romanlar’ın 9. yüzyılda Hindistan’dan çeşitli yerlere göç ettikleri söyleniyor. Bu bilgi doğru mu, göçün nedeni ne? Romanlar tarihsel olarak dünyada tek bir grup olarak mı biliniyor. Romanların kökeni hakkında okuyucularımızı -kabaca da olsa- bilgilendirir misin? Mesela Türkiye’deki Roman nüfus ne kadar?
Elmas Arus: 9. yüzyılda Hindistan’dan gruplar halinde ayrılarak Bizans İmparatorluğu’nun toprakları olan İran, Ermenistan ve Anadolu topraklarına geldiklerini, sonra da Avrupa topraklarına doğru yol aldıklarını biliyoruz. Göçün sebebini resmi kaynaklarda bulamıyoruz, bu da bilimsel temelli teorilerden garip spekülasyonlara kadar uzanan bir tartışma alanı yaratıyor. Roman dili, Roman nüfusunun kökeninin en açık göstergesidir. Dil, orta ve kuzey Hindistan’ın erken modern dilleriyle yakından ilişkilidir ve MS birinci binyılın ikinci yarısında onlardan ayrılmış gibi görünmektedir. Bu genellikle, günümüz Roman nüfusunun atalarının Hindistan’dan çıkıp nihayetinde Anadolu’ya ve Güneydoğu Avrupa’ya ve ardından Avrupa kıtasının diğer bölgelerine ulaştığı dönem olarak kabul edilir.
Türkiye’de 3-5 milyon arası Roman yaşamaktadır
Türkiye’de yaşayan Roman grupların nüfusuna yönelik bir sayı tartışmalıdır. Türkiye’de nüfus sayımının etnik temelli kırılımlarda yapılmaması bu tartışmalara neden olmaktadır. Ancak, oldukça yakın tarihte yapılmaya başlanan çeşitli saha çalışmalarına ve araştırmalara dayalı olarak Türkiye’de 3-5 milyon aralığında olmak üzere Roman’ın yaşadığı tahmin ediliyor. Türkiye’deki Roman gruplarının Romlar, Lomlar, Domlar ve Romanlar gibi yaşayan bir grup olarak Abdallar şeklinde 4 ana gruba ayrıldığı temel alınsa da Göçebe/Gezgin, Çalgar, Mangosür, Gevende, Karaçi ve Mıtrıp gibi farklı alt kimlikleri veya müzisyenler, sepetçiler, kalaycılar, bohçacılar, hamamcılar, hamallar, arabacılar gibi alt grupları barındırdıklarını da söylemek yanlış olmaz. Bu gruplar kimi zaman yaşadıkları coğrafyalara kimi zaman ise icra ettikleri mesleklere göre şekillenmektedir. Bu bağlamda, Rom gruplarının Türkiye’nin genellikle Marmara ve Trakya bölgelerinde, Dom gruplarının Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde, Lom gruplarının Karadeniz bölgesinde, Abdalların ise Orta Anadolu’da yaşadığını söylemek mümkündür.
Romanlar’ın göç hikayesi…
Bu gruplar üzerinden tekrar göç hikayesine dönecek olursak, tarihçiler ve sosyologlar Romlar, Domlar ve Lomların kardeş gruplar olup Hindistan’dan 5. ile 9. yüzyılda göçe başladıklarını söyler. Ama göç nedeni hakkında kimsenin kesin bir şey belirtebildiğine rastlayamayız. Tahminler arasında elbette açlık, kıtlık, iç savaşlar, Hindistan içinde yapılan saldırılara yer verirler.
Bu şekilde, her üç grubun da birlikte yola çıktığı ve İran’a geldikleri söylenir. İran’da üç gruba ayrılmışlarlar, Doğu ve Güney Doğu Anadolu’yu takip ederek Kuzey Afrika’ya kadar giden grup Dom grupları, Karadeniz bölgesini takip ederek Sibirya’ya kadar ulaşan grup Lom grupları, Anadolu’nun ortasından Balkanlar’a, oradan Avrupa’ya, Avrupa’dan da Amerika’ya kadar giden grup ise Rom grupları olmuştur. Abdallar ise Orta Asya kökenli olup diğer Roman gruplar gibi yaşayan ve göçebe bir halk olan gruplardır. Türkiye toprakları bu toplulukların göç güzergahı üzerinde olduğu için üç grupta toplu olarak Türkiye topraklarında yaşamaktadır.
“Kullandığınız dil onurunuzdur”
Alınteri: Farkındaysan sorularımızda hep “Romanlar” dedik. “Çingene” tabiri bizim de bildiğimiz -ve benimsediğimiz- gibi bir aşağılama sözcüğü olarak mı kullanılıyor? Bir de pek bilinmeyen bir boyut olarak Romanların hangi dili kullandıklarını merak ediyoruz, tüm dünyada kullanılan ortak bir dil var mı?
Elmas Arus: Farklı Roman gruplarının kendi gruplarına özgü dilleri mevcuttur. Örneğin, Dom gruplarının kendi dilleri Domari/Domca, Lom gruplarının kendi dilleri Lomavren, Abdal gruplarının kendi dili ise Teber dili/Teberce’dir. Ancak, genel olarak Romanes dilinin dünyadaki Romanların ortak dili olduğunu söyleyebiliriz. Elbette Romanes dilinin de bölgeden bölgeye farklılık gösterebildiğini eklemek gerekir. Bir de, tahmin edeceğiniz üzere dışlanma korkusuyla Romanes ev içinde konuşulabilen ve unutulmaya yüz tutmuş bir dil durumundadır. Genel olarak Roman grupları kendilerini yaşadıkları coğrafyalarda kullanılan dille ifade etmektedir.
Hep söylüyorum, söylüyoruz: “Çingene” kelimesinin bir suçu yok, ona pejoratif anlamını veren bakış açıları ve algılardır. Algılarda eşitlik olmadıkça kelimelerde de eşitlik olmayacaktır. Bu nedenle de, “Çingene” kelimesinin altını olumsuzluklarla dolduran önyargıların ve ayrımcı politikaların ortadan kaldırılması gerekiyor. Geçtiğimiz günlerde Erman Toroğlu’nun ırkçı söylemi üzerine Roman Diyalog Ağı olarak bir açıklama yayınladık. “Kullandığınız dil onurunuzdur,” dedik.
Bir kez daha dile getirelim. Evet, Çingeneyiz: Ancak, kullandığı dilin ağırlığını taşıyamayan kişiliklerin bize yüklediği anlamları barındırmıyoruz.
Romanlar’ın örgütlü mücadelesi
Alınteri: 8 Nisan Dünya Romanlar Günü olarak biliniyor. Bu hangi tarihsel sürecin bir sonucu olarak ortaya çıktı? Romanların tarihin her döneminde ve neredeyse her ülke özgülünde aşağılanıp dışlandıklarını biliyoruz. Özellikle Hitler faşizminin Romanlara yönelik imha politikaları tarihe silinmeyecek izler şeklinde yazılmıştır. Güncel olana gelirsek, Avrupa ülkelerinde Romanlara yaklaşım konusunda neler söylemek istersin? Türkiye’de durum nedir?
Elmas Arus: Uluslararası Roman Günü, Roman kültürünü kutlamak ve Romanların karşı karşıya olduğu sorunlar hakkında farkındalık yaratmak için düzenlenen bir gündür. 8 Nisan Roman toplumunun örgütlü mücadeleye başladığı gün olarak da kabul ediliyor. 8 Nisan 1971 tarihinde 14 ülkeden gelen Roman delegelerin katılımıyla ilk Dünya Roman Kongresi düzenlendi. Kongrede Romanlara yönelik olumsuz yargılara, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı güçlü bir sesle itiraz edildi. O gün örgütlü mücadele başladı. Kongrelere katılan delege sayısı, yıldan yıla arttı. 1990 yılındaki 4. kongreye yaklaşık 300 Roman delege katıldı ve o kongrede, 8 Nisan’ın Dünya Roman Günü olarak kutlanmasına karar verildi.
Tarih boyunca hiçbir savaşa ortak olmayan Roman toplumu, her savaşın bedelini bir şekilde ödemiştir. Kimi zaman yerlerinden edilerek kimi zaman katledilerek! Özellikle Hitler Almanya’sında Romanlar korkunç deneylerde kobay olarak kullanıldı, gaz odalarında öldürülerek yakıldı, üç kuşak Roman kanı taşıyanlar dahi yok edildi. Zulüm, bununla sınırlı kalmadı. İspanya’da Romanların kulakları kesildi, anadilleri yasaklandı, Çekoslovakya’da birçok Roman kadın, rızaları olmaksızın kısırlaştırıldı… Romanlar dünyanın dört bir tarafında buna benzer insanlık dışı uygulamalara maruz kaldı.
Avrupa’da Roman karşıtlığı yeniden yükselişe geçti
Avrupa’nın en büyük azınlığını Romanlar oluşturuyor ve Avrupa’daki 10-12 milyon Romanın çoğu hala yoksulluk ve dışlanmadan muzdarip. Yaygın Çingene karşıtlığının varlığı ekonomik ve sosyal yoksunluklarını güçlendiriyor ve şiddetlendiriyor. Bu eşitsizlikler, ulusal ve uluslararası düzeyde Roman karşıtı önyargı, ayrımcılık ve suçlarla mücadele etme çabalarına rağmen devam etmektedir. Avrupa Komisyonu’nun, Romanların eşitliği ve Avrupa toplumuna dahil edilmesi için güçlendirilmiş stratejileri olsa da özellikle pandemi sürecinde Roman karşıtlığının Avrupa’da yeniden yükselişe geçtiğini görebiliyoruz.
Türkiye’de ayrımcılığın belirgin gölgesi
Türkiye’de sistematik bir Roman karşıtlığı olduğunu söylemek zor. Ancak, pratikte ayrımcılık çok fazla hissediliyor. Eğitime erişimde ve erişilen eğitim ortamlarında Roman çocukların akranlarından zorbalığa, okul bileşenlerinden ve velilerden ayrımcılığa uğradıklarını, istihdama katılımda yetişkin Romanların eğitimli olsun olmasın yaşadıkları mahallelerin öğrenilmesinden itibaren ayrımcı uygulamalara maruz kaldıklarını, sağlık hizmetlerine erişimde, yaşadıkları mahallelere kamusal hizmetlerin ulaştırılmasında, yürüdükleri yolda yanlarından geçen kent sakinin tavrında, kısaca hayatın her alanında onların sosyal hayata aktif katılımlarını engelleyecek pratiklere maruz kalıyorlar.
Özellikle pandemi sürecinde bu ayrımcılığın görünürlüğü daha da gün yüzüne çıktı. Bunun ilk örneğine daha sürecin en başlarında Roman bir kadın arkadaşımızın pandemi önlemleri ve kısıtları ile derinleşen yoksulluklarını paylaştığı bir videoya o günün Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı İstanbul İl Müdür Yardımcısı’nın tek bir kelimelik tweet’inde tanıklık etmiştik. Ayrımcılık ile birlikte temel haklara erişmekte zorlanan ve yoksullukla mücadele eden Roman grupları pandemi ile birlikte daha da derin bir yoksulluğa ve erişimsizliğe ulaştı.
Alınteri: Hak mücadeleleri ve örgütlenme konusunda nasıl bir yol alındı? Bu açıdan kadınların durumuna dair neler söylemek istersin? Eğitim, istihdam ve barınma hakkı konularında Romanlar neler yaşıyor ve Roman gruplarının temel talepleri nelerdir?
Elmas Arus: 2010 yılında yapılan “Roman Açılımı” sonrası hızlı bir örgütlenme ve dernekleşme sürecine girildi. 2016 yılında bir Roman Strateji Belgesi’nin hazırlanması sağlandı. Roman gruplarının en büyük temel talebi ayrımcılık ve dışlanmadan kaynaklı yoksunluk ve yoksulluğun son bulması. Roman grupları temel haklarından yoksun bırakılıyor. Eğitim, istihdam, barınma, sağlık gibi temel haklara erişmekte zorlanıyorlar. Pandemi ile birlikte bu erişimsizlik daha da zorlayıcı bir hale geldi. Gündelik olarak geçimini sağlayan insanlar açlıkla mücadele eder hale geldi. Temel gıdaya erişim şu dönemde en büyük problem oldu. İstihdama erişebilmiş olanlar işlerinden oldu, gündelik işleri olanlar yasaklar ve kısıtlamalar dolayısıyla iş yapamaz oldu.
Hayatın yükünü çeken Roman kadınları ve eğitime erişimsiz çocuklar…
Kadınlar süreçten en çok etkilenen kesim. Kesişimsel eşitsizlikleri ile Roman kadınlarının pandemi döneminde yükleri daha da arttı ve en çok zararı gören onlar oldu. Çocukların eğitime erişimi ve eğitimini sürdürebilme problemleri vardı, ancak, pandemi ile birlikte eğitime erişim durma noktasına geldi. Zira uzaktan eğitime erişim araçlarına birçok Roman çocuğu sahip değil. Bu da okul terklerini neredeyse yüzde 90’lara ulaştırdı. Pandemiyle daha da derinleşen yoksulluk erken evliliklerin ve ev içi şiddetin artmasına neden oldu. Eğitim düzeyinin düşük olması bu süreçte sosyal yardım mekanizmalarına erişimi de kısıtladı.
Romanların özellikle pandemi sürecinde acil özel politikalar geliştirilmesine ihtiyacı var. Acil olarak kâğıt üzerinde kalmayacak, gerçekçi, kapsayıcı ve en önemlisi de bütünlüklü politikaların üretilmesi gerekmekte. Fakat bu bütünlüklü politikalar geliştirilirken Roman gruplarının bugünlerini de göz önünde bulundurmak, bugünün ihtiyaçlarını da eş zamanlı olarak karşılamak gerekmektedir. Temel gıdaya ve hijyen malzemelerine erişimlerini sağlamak bugünün ihtiyaçlarının başında gelirken Roman çocukların uzaktan eğitime erişimlerini artıracak materyallerin temin edilmesi, pandemi döneminde açılan farklı kapatmalarını sağlayacak telafi eğitimlerinin tasarlanması gerekmekte. Diğer bir deyişle, pandemi boyunca uygulanması gereken müdahaleler ile birlikte pandemi sona erdiğinde veya etkileri en aza indiğinde ne olacağını gözönünde bulundurarak hareket etmek gerekmektedir. Tüm bu süreçlerde ise ihtiyacın sahibi olan Roman gruplar ile birlikte kamu yönetimi, yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri ve toplum ile birlikte hareket edilmelidir.
Sıfır Ayrımcılık Derneği: “Herkes farklı, herkes eşit”
Alınteri: Son olarak, senin de kurucularından olduğun “Sıfır Ayrımcılık Derneği”yle ilgili neler söylemek istersin?
Elmas Arus: Sıfır Ayrımcılık Derneği 2010 yılında kurulan ve hak temelli çalışmalar yürüten bir dernektir. Uluslararası kurumlar ve kamu kurumları ile diyalog halinde çalışarak Romanlar da dahil yoksul ve kırılgan grupların temel haklarına erişimlerinin sağlanması için çalışmalar yapar. Rom, Dom, Lom ve Abdal gruplarına yönelik ayrımcılığın önlenmesi ve grupların temel haklarına ve kültürel haklarına erişimi için çalışmalar yapar. Ayrıca “herkes farklı, herkes eşit” ilkesi temelinde çok kültürlü bir yaşamın koşullarını yaratmaya, geliştirmeye ve korumaya yönelik çalışmalar yaparken bu toplulukların kendi içlerinde ve tüm toplumla maddi manevi dayanışma ilişkilerini kurmayı, geliştirmeyi, korumayı ve ilerletmeyi hedeflemektedir.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!