Alba işçileri Petrol-İş’in tutumlarını teşhir etti



“Tacizciyle aynı yerde çalışmak istemiyoruz” diyerek toplu tutum aldıkları için işten atılan ve 2 aydır çeşitli biçimlerle direniş sürdüren Alba işçileri, üyesi oldukları Petrol-İş Sendikası’nın bu süreç boyunca sergilediği duyarsızlığa ilişkin yazılı bir açıklama yaparak, “Artık kol kırılıp yen içinde kalmasın!” dediler.


Sendikal bürokrasiye karşı mücadelenin güçlenmesi ümidi ile…” denilerek paylaşılan açıklamada, “Her kademesinde tek adamların olduğu değil, demokratik işleyen ve direnişçi bir Petrol-İş!” vurgusu yapıldı.

Bizler Alba’daki sendikalaşma boyunca, özellikle de direnişimiz başladıktan sonra üyesi olduğumuz Petrol-İş’in güncel tablosunu ve sendikamızın yönetimine hakim olan bürokratlaşmış anlayışı yakından gördük” diyerek başlayan açıklamada işçiler, 2 ay boyunca Petrol-İş üyelerini sendikayı mücadeleci bir çizgide yeniden inşa etmeye çağıran mektuplar gönderdiklerini ifade ettiler. Alba işçileri direniş ve yeni işçi kıyımları devam ederken bu 2 ay boyunca Petrol-İş’in tutumuna dair ara bir açıklama yapma gereği duyduklarını belirttiler.

Bu süre boyunca sınıftan yana olduğunu söyleyen bazı kurumların da sendika bürokrasisiyle uzlaştıklarına ve bürokrasinin bundan güç aldığına tanık olduklarını ifade eden işçiler, “Her tartışmayı yetkiye bağlayan sendika başkanları, üyelerine sahip çıkmak ve üyeliklerin devamı için hiçbir çaba harcamıyor!” tespitiyle sendikal bürokrasinin nasıl bir anlayışla hareket ettiğini özetlediler.

Alba’da sendikalaşma çalışmalarına Ocak ayında patronun yeni zam yapmayacağını açıklaması üzerine başladıklarını, fabrikada daha önce de sendikal çalışma yürütüldüğünden haberdar olan sendika yöneticileriyle görüştüklerini, üyelerle toplantılara başladıklarında yöneticilerin katılması için ısrarcı olduklarını, fakat karşılık alamadıklarını ifade eden işçiler, “Bizim sendikaya uğramamız, yine bizim çabamızla ilerleyen telefon görüşmelerinin ötesine geçemedi. Daha bu süreçte sendika adına temsilcileri görememek işçi arkadaşlarımızın sorgulamasını başlatmıştı. Bir yanda sendikalaşma için çabalayan işçiler var bir yanda da görüşmeye gelmekten kaçınan yöneticiler. Mücadele etmeye çalışan işçilerden kopukluk çok net kendini gösterdi/gösteriyor.” diyerek tabloyu gösterdiler.

‘Yetki yok, bir şey yapamayız!’

İşten atılma sürecinde de kendilerinin direnmeye kararlı olduklarını, sendika yönetiminin ise “yetki yok, bir şey yapamayız” dediğini anlatan işçiler, “Kendi iç görüşmelerini yapacaklarını ifade etmeleri üzerine zaman da tanıdık. Fakat sonuç yine kaçkınlıktı. Fabrika fabrika gezerek Petrol-İş üyesi işçilere ve temsilcilere sürecimizi anlattık. Şube ve genel merkez ile görüştük. Tabandan tavana herkesle ortak bir tartışma yürütmeye çalıştık” şeklinde devam ettiler.

“Sendika ne derse desin bireysel olarak yanınızdayız” diyen yöneticilerin, temsilcilerin sadece direnişin ilk haftasında bir kez uğradıklarını, şube yönetiminin direnişi sahiplenmemesinin ardından onların da selamı sabahı kestiklerini belirten işçiler, bu yöneticilerin sendikanın tutumu karşısında basiretsiz kaldıklarını, üç yöneticiden ikisinin “direniş devam etmeli” derken irade koyamadıklarını ifade ettiler.

“Tek kişinin belirleyiciliğinde, demokratik bir işleyişten uzak sendikal anlayış işçilerin mücadelesine duvardan setler örmektedir. Sözde mücadele derdi olanlar, bulundukları konum kaybolmasın diye sessizlikleriyle bu tablonun parçası olmaktadırlar. Bu takatsizlikle sendikada kalmalarının da mücadeleye herhangi bir katkı sunamayacağı açık” diyen işçiler, sendikanın “yetki olmadan bir şey yapamayız” tutumunun öncü işçilerdeki güvensizliği derinleştirdiğini vurguladılar.

Bu anlayışla hareket edip direnişçi işçileri sahiplenmeyen sendikanın içerde de örgütlenme çalışmaları yürütmediğini ifade eden işçiler, şube başkanının nasıl üye hesabı yaptığını, kar zarar mantığıyla hareket ettiğini Flormar direnişine ilişkin yaklaşımını örnekleyerek anlattılar:

Sahiplenmeyeceklerini, direnişin gereksizliğini söylemekle de yetinmediler. Şube başkanı, Flormar direnişinde aylarca direnip bir tane bile üye yapamamaktan, sonuçta yetkinin alınmamış olmasından ‘yakındı’. Sendikaya 2 milyon liraya mal olduğuna dair cümleleri ile mazeretlerini maliyet olarak tanımladılar.

İşçiler, Flormar direnişinin tarihsel anlamını hatırlatarak, şu anki Petrol-İş Genel Başkanı Süleyman Akyüz’ün de o direniş sayesinde genel merkeze gelebildiğini vurguladılar.

Flormar direnişinin 8 Mart’tan bir gün önce işçilerde polis saldırısı korkusu yaratılarak bitirildiğini ve direnişte dezavantajlar sıralanarak “Bunlara rağmen “devam edecekseniz de sendika yanınızda olmayacak” denildiğini hatırlatarak,  “Biz de benzerini yaşadık. Direnişimizin ilk günlerinde şube başkanı benzer bir konuşmayı bize de yaptı” diye belirttiler.

“Dün Flormar’ın bitirileceği gün Süleyman Akyüz’ün söylediklerini, bugün biz Albacılara sarf eden şube başkanı Eyüp Akdemir oldu” diye belirtilen açıklamada işçiler, sendikanın tutumunun “ne yaparsanız yapın biz yanınızda yokuz” anlamına geldiğine işaret ettiler.

Tacizi kişisel bir olay gibi tartıştılar!

İşçiler sendikanın taciz karşısında da herhangi bir tutum almadığını, tacizi kişisel bir mesele olarak değerlendirdiğini, onun toplumsal boyutları ve mücadele biçimleri konusunda duyarsız olduğunu vurgulayarak şunları belirttiler:

Meseleyi tartışırken genel başkan tacizi kadınla erkeğin arasında geçen kişisel bir olay olarak tartıştı. Sanki tacizi yaratan bir zihniyet, tacizin her türlüsüne yaptırım uygulamayarak önünü açan bir kadın düşmanı toplumsal düzlem yokmuş gibi yaklaşıldı. Günümüzde burjuva katmandakiler bile söylemlerinde tacizi, kadına yönelik şiddeti önlemeye dönük toplumu sorumluluğa davet ediyor. Ama sözde kadın politikaları üreten sendikamız taciz sorunu yaşayan kadını kendi kişisel bilinç ve çabasına terk ediyor.

Bu sendikanın bünyesinde, bu anlayışla yoğrulan Novares’in baştemsilci olan, EMEP’li kimliğiyle kendini özel olarak ifade eden Sinan Karataş ise “tacizi şova çevirdiniz” cümlesini çok rahatından sarf edilebiliyor.

Bizler fabrikada yaşanan tacizlere nasıl göz yummadıysak, nasıl ki tacizci işçi Zekeriya Bursa’ya karşı örgütlü bir tutum sergilediysek, tacize karşı sesimizi direniş alanında da yükseltiyoruz. Ve sendikanın kadın işçilerin yaşadığı sorunlar karşısındaki sorumsuz tavrına da tacize dair bakışına karşı da mücadele hem bizim hem de tüm Petrol-İş üyelerinin sorumluluğudur.

Sarayın değil direnişin ve örgütlenmenin yolunu tutan bir sendikal anlayış için ileri!

Biz direnişimiz sürecinde gördük ki direnişimizin yolunu bulamayan sendikamızın yöneticileri saray görüşmelerinde boy gösterdiler. Petrol-İş yönetiminin anlayışının değiştirilmesi şart. Bunun için de işçilerin bilinçli örgütlülüğüne, mücadeleci bir çizgi için değiştirici ve ilerletici bir harekete ihtiyaç var.

Direnişçi bir çizgi, örgütlenme seferberliği, tabanın sorguladığı ve denetlediği bir Petrol-İş;

-Tek adamların belirlediği değil, tabandan tüm işçilerin katılımı ile demokratik bir şekilde işleyen,

-Tacize karşı her durumda tutum alan ve kendi içinde ortaya çıkan tacizkar tutumlara dair yaptırım uygulayan,

-Sayıya göre değil davanın haklılığını göre hareket eden,

-Sarayın değil direniş mevzilerinin yolunu tutan bir anlayışla sağlanabilir.