Tarihe, “gözlerime bakın”, “gözler önemli”, “gözleri parlayarak ayrıldılar” gibi sözleriyle kaydolan ve bir göz fetişisti olduğunu her fırsatta kanıtlayan Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, aynı zamanda bir “model” fetişisti de.
Göreve gelir gelmez büyük bir gürültüyle “yatırım, istihdam, ihracat” tekerlemesine dayandırdıkları adına da “Yeni Ekonomi Modeli” dedikleri “modeli” açıkladı. Sonra işler çığırından çıktı bu sefer de “döviz garantili TL mevduat hesapları” gibi para babalarının zararını garibandan kesilecek vergilerle karşılayacakları başka bir modelle karşımıza çıktı. Bastıkları zemin ayakları altından kaydıkça atmadıkları takla kalmadı ama o taklaların her birini halka “gözlerimize bakın, umutluyuz, bunu da aşacağız” gibi güzellemelerle yutturmayı ihmal etmediler.
“Enflasyon timi” hokkabazlığı!
Kendisi de patron olan Nebati bu sefer de enflasyon timi kuracaklarını müjdeledi. Enflasyonun bazı temel tüketim kalemlerinde yüzde 100’ü bulduğu ve bunun piyasanın kontrolsüzlüğü ya da açgözlü karaborsacılar-stokçuların oyunları yüzünden değil doğrudan kapitalist ekonominin yapısal sorunu olarak yaşandığı, bu sorunun Türkiye gibi her açıdan çarpık üstüne bir de her yere savaş naralarıyla dalan ülkeler açısından çok daha ağır seyrettiğini bilmesek Nebati’nin enflasyon timiyle her şey kontrol altına alınacak sanacağız. Ayrıca mevcut rejimin bu politikanın bilinçli yapıcısı olduğunu, krizi burjuvazi için fırsata çevirmek için didindiğini söylemeyeyse gerek bile yok.
Fiyat denetimiyle enflasyon kontrolünü aynı şeymiş gibi takdim ederek emekçilerin aklıyla dalga geçen Nebati, üstüne bir de yatırımcılar için milyonlarla ifade edilecek kredi paketleri açacaklarını, onlara 60 milyarlık bir paketle hazinenin kefil olacağını müjdeledi. Bu arada Erdoğan’ın gıda ürünlerinde KDV’yi yüzde 1’e düşüreceğini önden ilan etti.
Olağanüstü OHAL, faturası halka kesilecek!
Nebati’nin açıkladığı bu yeni pakette bir kez daha halkın birikimlerine göz dikildiği açıkça ilan edildi. Bu seferlik altınla sınırlı kaldı, ama yarın devamı nasıl gelir bilinmez. Bu “parlak fikrin” altın zenginleri açısından olası “risklerinin” de yine emekçilere yüklenecek vergilerle garantileneceğini söylemeye gerek yok. Daha doğrusu işçi ve emekçilerin birikmiş altını olmadığına göre bu çağrı asıl olarak tefeci kesimi de dahil olmak üzere altın zengini tuzu kurulara. Zararın karşılanması garantisi de esasında onlara. Emekçinin birkaç bileziğine, çeğreğine bile göz diktikleriniyse unutmamak gerekir.
Bu arada altın seferberliğiyle başlatılacak bu sürecin aslında ciddi bir krizin itirafı olduğu kadar fiili bir ekonomik OHAL anlamına geldiğini, yarın başka hangi birikimlerin teslim edilmesinin isteneceğiyse meçhul.
Devlet patronlara kefil olacak, krediler dağıtacak!
Nebati’nin yatırım destek paketi, ihracat destek paketi, ihracat harcama destek paketi olmak üzere 3 paket şeklinde açıkladığı bu modelin bir kez ve yine emeğin değersizleştirilmesi, patronların garibandan kesilen vergilerle ihya edilmesi dışında bir manası yok.
Paketler hızlı eskiyor
Nebati’nin açılışını yaptığı modellerden ilkine yönelik kısa bir hatırlatma… O modele göre Türkiye altyapısını tamamlamıştı ve bundan sonra da katma değeri yüksek malların üretimine geçmeliydi. Cazip bir yatırım alanına dönüşmeliydi, ihracata dayalı üretimin zirvesine tırmanmalıydı. Pandeminin tedarik zincirlerinde yarattığı tıkanmaların bazı temel yatırımların Avrupa’ya yakın bölgelere çekilmesi ihtiyacını yarattığından yola çıkarak Türkiye’yi ucuz işgücü cennetine çevirmek için kolları sıvadıkları açıktı. Buna ek olarak o yatırımları cazip hale getirecek devlet olanakları seferber edilecekti. Tabi onların kaynağı da yine emekçiler olacaktı.
Uluslararası sermayenin çekilmesi için emeğin alabildiğine ucuzlatılması, dolayısıyla paranın değersizleşmesini bir politika haline getirmek gerekiyordu. Dünya düzlemindeki ekonomik krizin basıncı altında ezilen, sıcak para kanalları daraldıkça daralan burjuvazi ve devleti için mevcut hal bunun fırsatına dönüştürülmek isteniyordu. Döviz kurları fırladıkça fırladı, enflasyon tırmandıkça tırmandı. Uzun süre sermayenin belli kesimlerinin özellikle stokları dolu olan ihracatçıların tatlı karlar yaptıkları, spekülatörlerin parasını misliyle büyüttükleri bu durum bilinçli bir politika olarak adeta seyredildi. Sonra geldi bir yerde gerçeğin duvarına çarptı. İpin her açıdan kontrolsüzce gevşetilmesi yandaş burjuva kesimler de dahil burjuvazinin tümü için ciddi bir yıkım tehlikesi yarattı. Değersizleşen paranın değeri ithal edebildiği oranda ihracat yapabilen patronları yerinden zıplatmaya başladı. Kurun geçen yılla kıyaslanınca iki katı artması sorun değildi, ama bir istikrara kavuşturulması, ihracat-ithalat yapan patronlara devlet güvencesi sağlanması, olanakların seferber edilmesi şarttı.
2. hokkabazlık
Bu sefer döviz kurlarına “kur garantili mevduat-ihracat-ithalat” modeli dedikleri çiğnenmiş bir modelle “müdahale” ettiler. Bir avuç spekülatör-yandaşa büyük vurgun yaptırılarak, Merkez Bankası bu kesimlere ucuz fiyattan döviz satarak bir gecede kura “müdahale” edilmiş oldu. Olan yine emekçiye oldu ve bunun faturası da ona çıkarıldı.
Bu hikayenin sonunu mevcut eylem dalgası yazmalı
Nebati’nin şimdi bir kez daha açıkladığı model de aslında hikayenin bir sonunun olmadığını, çünkü hikaye için öngürülebilir bir son yazılamayacak kadar kaotik ve akut bir tabloyla karşı karşıya olunduğunu gösteriyor. Bu tabloyu esas ağırlatansa işçi ve emekçilerin sefalet ücretlerine ve hayat pahalılığına karşı sökün eden eylem dalgası. Bu dalganın başarısı bizim için cehenneme çevrilmeye yazgılı hikayeye başka bir son yazmaya adaydır. “Enflasyon timi” gibi bir safsatayla aklımızla dalga geçenlerin anlayacakları tek dil de budur.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!