Elazığ’daki bir şantiyede yaşanan iş cinayeti…



İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin esemesinin okunmadığı şantiyelerdeki iş cinayetleri hız kesmeden devam ediyor. Son olarak Elazığ’da inşaattan düşerek ağır yaralanan Naim Demir hayatını kaybetti. Demir’in hayatını kaybetmesi daha doğrusu düşerek yaralanmasına neden olan koşulları az çok tahmin etmek mümkün. İş arkadaşlarının bu koşullara tepki gösterip göstermediklerini de bilmiyoruz. Ama burjuva medyanın önemli adreslerinden …


İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin esemesinin okunmadığı şantiyelerdeki iş cinayetleri hız kesmeden devam ediyor. Son olarak Elazığ’da inşaattan düşerek ağır yaralanan Naim Demir hayatını kaybetti. Demir’in hayatını kaybetmesi daha doğrusu düşerek yaralanmasına neden olan koşulları az çok tahmin etmek mümkün. İş arkadaşlarının bu koşullara tepki gösterip göstermediklerini de bilmiyoruz. Ama burjuva medyanın önemli adreslerinden DHA olayın bu kısmına dair tek söz etmezken, bir 3. sayfa haberi muamelesi yaptığı başka bir noktasını öne çıkararak verdi haberi. Haberde “olay yerine gelen sağlık görevlileri, işçi yerde yardım beklerken diğer inşaat işçileri tarafından geç geldikleri iddiasıyla saldırıya uğradı” deniliyordu.

Muhtemelen doğrudur da. Ambulans erken gelseydi belki de dört çocuk babası  işçi Naim Demir yaşıyor olacaktı.

Ama mesele sadece buymuş ya da ambulansın gecikmesi tek başına sağlıkçıların meselesiymiş, çatırdayan sağlık sistemiyle alakası yokmuş gibi birçok boyutu olan iş cinayetinin tek başına bu yönüyle verilmesi, magazin haberciliği dışında bir anlam taşımıyor. Haberin teması “ambulans gecikmeseydi ve işçiler geciktiği için ona saldırmasalardı işçi yaşayacaktı” olunca burjuva basının iş cinayetleri ya da kadın cinayetleri konusundaki kirli sicilinin altını çizmek özel bir anlam kazanıyor.

Fakat işçi Naim Demir’in ölümü, esas olarak işçi sınıfının hal-i pür melali açısından yorumlanmayı zorunlu kılıyor. Daha önce Soma Katliamı’ndan sağ kurtulan bir işçinin sedyeyi kirletmemek için ayakkabılarını çıkarmaya çalışmasının kazandığı büyük alkış akla geliyor. İşçi sınıfının sınıf kini denilen ve esasında kendisini bir sınıfın parçası olduğunu hissettiğini gösteren bir davranış değildi bu. İşçinin patronlar düzeni karşısında kendi gücünün bilincinde olmamasının ifadesiydi. O yüzden öfke yoktu, o yüzden o anda bile öğretilmiş davranışlar vardı.

İşçi Naim Demir’in iş arkadaşları belki de önlem almayan patrona da tepki gösterdiler. Arkadaşlarının ölümünün yarattığı öfkeyle şantiyede çeşitli biçimlerde tepki gösterdiler. Ama esas tepkileri geciken ambulansa olduysa burada da birbirini kesen ve sınıf davranışı açısından sorunlu olan birkaç noktanın altını çizmek zorunlu oluyor. Birincisi o şantiyelerde neden işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin olmadığını, ambulans da dahil buna uygun altyapının oluşturulup oluşturulmadığını sormamak; öfkeyi neden geç geldiği bilinmeyen ambulans ve sağlıkçılardan çıkarmak; işçi sınıfının örgütsüzlüğünün, öfkesinin sınıf öfkesi kıvamı kazanmamış olmasının ifadesidir. İkincisi daha büyük sorumlulara değil de kendisi gibi ücretli emekçilere gösterilen bu davranışın kendisi, sınıf bilincince belirlenmiş davranışın uzağındadır.

İşçi sınıfının sınıf sendikacılığı temelinde bile örgütlü olmadığı, iş cinayetleri konusunda patronlar ve onları her türlü denetimden-cezadan muaf tutan devlet üzerinde ciddi bir toplumsal baskı oluşmadığı koşullarda bu cinayetler sürüp gider. Ne zamanki iş cinayetleri ya da kazaları karşısında yönümüz esas sorumlulara döner ve esas hesabı onlardan sormaya başlarsak o zaman işler değişir. Hasımlarımızın en çok korktukları şey gerçekleşmiş ve iki sınıf karşı karşıya gelmiş olur.