Bir parça çim, bir avuç gökyüzü



“Diyo’dum ki, normalde taksiye binmem ben.” Müşteri aynada Shug’ın bakışlarını yokluyordu. “Öyle mi?” dedi Shug, sevimsiz düşüncelerinin bölünmesine memnun olarak. “Evet, ama ufak bir kazıncım oldu bu gece. Yanlış anlama, ufacık, ama yine de güzel işte.” Kadın başparmağının tırnağını soyarcasına ovuyordu. “İş görecek şu zamanda, biliyo’musun? George’umun işsiz kaldığı bi’ zamanda.” İçini çekti. “Yirmi. Beş. …


“Diyo’dum ki, normalde taksiye binmem ben.” Müşteri aynada Shug’ın bakışlarını yokluyordu.

“Öyle mi?” dedi Shug, sevimsiz düşüncelerinin bölünmesine memnun olarak.

“Evet, ama ufak bir kazıncım oldu bu gece. Yanlış anlama, ufacık, ama yine de güzel işte.” Kadın başparmağının tırnağını soyarcasına ovuyordu. “İş görecek şu zamanda, biliyo’musun? George’umun işsiz kaldığı bi’ zamanda.” İçini çekti. “Yirmi. Beş. Yıl. Çalıştı. Dalmarnoock Demir İşleri denen yerde. Tek verdikleri, üç haftalık ücret. Üç hafta! Kalkıp kendim gittim oraya, kodaman patronun kapısını çaldım, üç haftalık ücreti ne yapaca’ını doğrudan yüzüne söyledim.” Küçük el çantasının tokasını açıp içine baktı. “Ne dedi o koca piç biliyo’musun? ‘Bayan Brodie, kocanız üç haftalık ücret aldığı için şanslı. Önünde koca bi’ hayat olan gencecik oğlanlar var, onlara bi’ tek vardiya sonuna kadar olan ücretleri ödendi.’ O an bende şalterler attı. Dedim, ‘Benim de karnını doyurmam gereken iki yetişkin oğlum var, onlar da iş bulamıyo’. O konuda ne yapmamı önerirsin? Adam suratıma baktı ve gözünü bile kırpmadan ne dese be’yenirsin? ‘Güney Afrika’yı denesinler!‘”

Kadın çantasını kapadı. “Çocuklar daha Güney Lanarkshire’a gitmemiş, Güney Afrika’ya nası’ gitsin!” Başparmağını ovalamaya devam etti. “Bu iş böyle yürümez. Devlet bi’ şeyler yapmalı. Demir fabrikalarını, tersaneleri kapatıyo’lar. Sırada madenciler var, ha. Bekle de gör! Güney Afrika’ymış! Daha neler! Güney Afrika’ya gidelim de ucuz gemiler yapsınlar, onları yurdumuza gönderip daha çok genci işsiz bıraksınlar, öyle mi? Dalavereci domuz sürüsü.”

“Elması kastetmiştir,” dedi Shug. “Güney Afrika’ya elmas çıkarmaya gidiliyor.”

Kadın Shug’a ters bir laf etmiş gibi baktı. “Ne çıkarıyo’larsa çıkarsınlar, bana ne? İsterlerse siyah adamın kıçından meyankökü çıkarsınlar. O çocukların burada, Glasgow’da çalışıp analarının pişirdiğini yemesi lazım.”

Shug gaza bastı. Şehir giderek değişiyordu, insanların yüzünde görebiliyordu bunu. Glasgow yaşam amacını yitiriyordu, Shug da camın ardından bunları tüm netliğiyle görüyordu. Gelirine yansıdığını hissediyordu. Thatcher’ın artık namuslu işçi istemediği söyleniyordu; ona göre gelecek teknolojideydi, nükleer enerjideydi, özelleştirilmiş sağlıktaydı. Sanayileşme günleri geride kalmıştı, Clyde Gemicilik ve Springburn Demiryolu İşleri’nin kemikleri çürümüş dinozorlar gibi şehrin dört yanına saçılmıştı. Baba mesleği vaat edilmiş toplu konutlar dolusu genç erkeğin geleceği ellerinden alınmıştı. Erkekler erkekliklerini kaybediyordu.

Shug, işçi sınıfının kendi yoksul mahallelerinde sayıca azalışına tanıklık etmişti. Orta sınıf devlet memuru ve şehir planlamacılarına göre, şehrin etrafını yeni kasabalar ve ucuza inşa edilmiş konutlarla kuşatmak dahiyane bir fikirdi. Bir parça çim, bir avuç gökyüzü verilip şehrin fenalıkları kaybolacaktı.

[Shuggie Bain, Douğlas Stuart, Can Yayınları, Çeviri: Duygu Akın]