Sınıflar mücadelesinde birbirlerinin karşısında yer alan uzlaşmaz çıkarlara sahip güçler arasındaki ayrım çizgileri genellikle çok belirgindir. Kitleleri aldatmak için kullanılan söylem ne kadar farklı olursa olsun sıradan bir bilinç bile aradaki çelişkiyi kolayca görür. Çünkü her şeyden önce siyasette güdülen amaç ve hedefler farklıdır. Bu ilkesel bir farklılıktır. Hiçbir makyaj, yalan, demagoji üzerini kolay kolay örtemez.
Fakat dost güçler arasındaki farklılıklar konusunda aynı şey söylenemez. Gerçi o cephe içinde de bazı farklılıklar çok açık ve belirgindir. Özellikle program ve temel strateji konularındaki farklılıkların üzerini kapatmak zordur. Bu farklılık kendini hemen her adımda bir biçimde gösterir. Örneğin mevcut düzenin adım adım ilerleme yoluyla değiştirilebileceği görüşünde olan reformist bir stratejik yaklaşımla hayatın değişik cephelerinde elde edilebilecek sınırlı başarıların, bu anlamda reformların önemini reddetmemekle birlikte kapitalist özel mülkiyet düzeninin temellerine yönelip o kökünden yıkılmadığı sürece düzen değişikliğinden söz edilemeyeceği görüşünde olan devrimci yaklaşım arasındaki uçurumu hangi söz örtebilir?
Aynı şekilde bütün politikasını sandıkta başarı kazanmak üzerine kuran parlamentarist bir dönem stratejisi ile arkasında sokakta ve üretim alanlarında örgütlü militan bir kitle dinamiği yoksa seçimlerde elde edilecek en umulmadık başarının bile fazla bir anlam taşımayacağı bilinciyle hareket eden bütünlüklü bir strateji arasındaki farkı görmek zor olmaz.
Yalnız iş taktikler alanına gelince sorun biraz karmaşıklaşır. Çünkü bu alan doğası gereği değişkenlerin çok olduğu daha dinamik bir alandır; bu açıdan, etraflıca düşünerek hareket etme olanağının daha fazla olduğu program ve strateji süreçlerinden farklıdır. Dolayısıyla mücadelenin akışına etki eden faktörler yanında güncel gerçeğin farklı yönlerinden herhangi biri gözden kaçırılırsa hata yapma olasılığı taktikler alanında daha fazladır.
Öte yandan taktik planda atılan adımlar sadece bilinçsiz yığınlar tarafından değil, farklı eğilim ve görüşlere sahip siyasi güçler tarafından da stratejik/tarihsel bir perspektif ve bilinçten daha çok günün ruh hali ve beklentileri temelinde, bu anlamda gündelik bilinç ışığında şekillenen refleksif tepkiler temelinde ele alınıp değerlendirilir. Genelde aynı zemin üzerinde bulunan dost güçler arasında bile farklılık ve tartışmalar bu yüzden çoğu kez taktikler alanında yaşanır. Yalnız şunu da unutmamak gerekir: Bütün büyük ideolojik yarılma ve ayrılıklar başlangıçta çoğu kez taktik farklılıklar biçiminde kendisini gösterir. Farklılık bir de ideoloji ve teori alanına taşınıp ilkeler düzlemine çekilirse işin ciddiyeti artar, tehlike büyür, çok daha derin ayrılık ve kopuşların önü açılmış olur.
Taktik planda kendini gösteren bir farklılığın gerçekten dostça/yoldaşça bir tartışma zemininde kalıp sürebilmesini belirleyen ince bir çizgi vardır: Farklılık ve eleştirinin ilkesel bir genelleme zeminine çekilmemesi. Eğer bu sınır aşılırsa o zaman işin rengi de değişir, ortaya bir düzlem farklılığı çıkar.
Bu bağlamda bir taktik ya da taktik eylem devrimci sınırlar içinde kalınarak da eleştirilebilir. Yeter ki eleştiri, karşı çıktığı taktiğe ya da eyleme neden olan koşullar toplamını ve güdülen amacı görmezden gelen bir siyasal körlük ve inkarcılık temelinde yükselmesin. Karşısındakini hasım olarak değil dost olarak görüyorsa eğer karşı çıkıp mahkûm etmeye soyunmadan önce onu o taktik politika ve eylemlere yönelten nedenleri anlamayı esas alsın.
İkinci olarak, mücadelenin içinde bulunulan somut koşulları çözümlenir, öncelikleri ve hedefleri belirlenirken bunlardan sadece bazılarını mutlaklaştırıp diğerlerini yok sayan bir darlığa düşülmesin.
Üçüncü olarak taktiklerle stratejik-tarihsel hedef ve amaçlar arasındaki bağ koparılmasın; ne strateji ve tarihsel amaçlar dönemsel-taktiksel amaç ve başarılara kurban edilsin ne de stratejik hedefi ve tarihsel amaçları esas almak adına her somut evrenin somut koşullarını dikkate alması gereken taktiklerin ve taktik esnekliğin önemi hatta zorunluluğu küçümsensin. Stratejik hedefleri unutup silikleştirecek ölçüde taktiksel başarılar peşinde koşmak giderek nasıl rüzgara göre yelken açan bir oportünizme sürüklerse, tarihsel amaçları esas almak adına taktiğin rolünü önemsemeyen dogmatik bir yaklaşımla hareket etmek de davanın kendisinin onulmaz yaralar alacağı vahim hatalara zemin hazırlar.
Bir eleştirinin niteliği/karakteri açısından öncelikle bu ölçüler tayin edici bir rol oynar. Devrimci eleştirinin bu asgari kurallarına uyup uymamak tabii ki bir tercih sorunudur. Bir eleştirinin çerçevesini belirleyen bu koşullarda bir sorun yoksa eğer, ne kadar isabetsiz bulursak bulalım onu dostluk zemininde kalınarak dile getirilen bir itiraz olarak görmek mümkün olur. Bu sınırların dışına çıkıldığı taktirde ise -bu çerçeveden uzaklaşmanın büyüklüğü ölçüsünde- yoldaşça tartışma-dostça eleştirinin yerini düzlemlerin farklılaştığı bir yabancılaşma almış demektir.
Birleşik Devrim, Aralık-Ocak 2022, Sayı: 32
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!