Hrant Dink: Toplumsal vicdanın adı*



Şişli’de bir kaldırımda yatan o cansız beden acılı bir tarihin özetidir adeta. Dün ile bugün arasında bir köprüdür. Bir yönüyle Türk milliyetçiliğinin kendinden olmayana düşmanlığının hâlâ nasıl güçlü olduğunu gösterir. Ama başka bir açıdan bir kardeşlik köprüsünün adıdır o günden beri Hrant Dink.


Toplumsal bir vicdan var mıdır? Ya da ortak bir toplumsal hafıza?

Milliyetçilere soracak olursanız vardır. Hatta kendi ulusları bu konuda dünyaya örnektir.

Ama hepimiz bunun bir demagoji olduğunu biliriz. Milliyetçilerin toplumun bütün bireylerinin paylaştığını iddia ettiği her şey gerçekte resmi ideolojinin ürettiği tarihtir, resmi ideolojinin adalet anlayışıdır, resmi ideolojinin doğrularıdır.

Her kim bunlara karşı çıkar, bunları sorgulamaya kalkar, dahası eleştirirse başına gelmedik kalmaz. “Bölücü” olur, “bozguncu” olur, “rejim düşmanı” olur, dahası “hain” olur. Dışlanır, tecrit edilip yalnızlaştırılır, aşağılanır hatta hapse atılıp öldürülür.

Fakat biraz dikkatle (yakından) bakacak olursak “toplumsal vicdan” denilen adalet ve insanlık duygusunu bunların temsil ettiklerini görürüz. Dreyfus olayında Balzac’tır adı, Cezayir Savaşı sırasında Sartre olur. Örnekler saymakla bitmez.

Bizler çocuklarımıza ve torunlarımıza insanlık sevgisinin ve adalet duygusunun önemini anlatırken onları örnek veririz.

İşte bugün böyle bir örneği, korkusuz bir gerçek savaşçısını anmak için bir aradayız: Hrant Dink.

Kimdir Hrant Dink?

Gazetecilik yapan bir Ermenidir. Eski bir siyasi aktivisttir. Yumuşak huylu, hümanist bir insan, yüreği sevgi dolu bir aile babasıdır…

Yaşadığı yıllarda tanımış olanlar onu böyle bilirler.

Türk devletinin organize ettiği alçakça bir saldırıda katledildikten sonra Hrant Dink adını duymayan herhalde kalmadı.

Peki Hrant Dink adı bugün ne anlatır insanlara?

Bu topraklarda Ermenilere karşı işlenen insanlık suçlarını hatırlatır. En başta da 1915 soykırımını hatırlatır. Milyonlarca Ermeninin kadın-erkek, yaşlı genç, çoluk-çocuk demeden nasıl vahşice öldürüldüklerini ya da yerlerinden yurtlarından edildiklerini hatırlatır. Mallarının mülklerinin nasıl yağmalandığı üzerine düşünmeye çağırır.

Ayrıca bu zulmün ve ırkçı alçaklığın geçmişte kalmadığını, günümüzde de nasıl sürdüğünü anlatır.

Şişli’de bir kaldırımda yatan alçakça kurşunlanmış o cansız beden acılı bir tarihin özetidir adeta. Dün ile bugün arasında bir köprüdür.

Bir yönüyle Türk milliyetçiliğinin kendinden olmayana düşmanlığının hâlâ nasıl güçlü olduğunu gösterir.

Ama başka bir açıdan bir kardeşlik köprüsünün adıdır o günden beri Hrant Dink adı. O artık bir semboldür. Ona sıkılan o ırkçı faşist kurşunlar milyonların gözündeki perdeleri yırtmış, kalpleri mühürleyen paslı kilitleri açmıştır.  Hrant’ın arkasından “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz” haykırışıyla caddelerden akan insan seli bunun kanıtıdır.

Hrant Dink adı o günden beri toplumsal vicdanın adı olmuştur. Dürüst bir tarihsel hafızanın sütunlarından biri olmuştur. Soykırım suçu başta olmak üzere Ermenilere, Rumlara, Yahudilere, Kürtlere, Alevilere karşı işlenen insanlık suçlarının hesabını sorma yani adalet çağrısı olmuştur.

Ve Hrant Dink adı tabii ki hem insanlığını kaybetmemiş olan bizler, yani şimdiki kuşaklar için hem de çocuklarımız ve torunlarımız için ölümsüz bir kardeşlik çağrısı olmuştur.

Bu çağrı yeryüzünden silinmediği sürece Hrant Dink’in adı da yaşayacaktır!

(*) Bu metin Hrant Dink’in 15. ölüm yıldönümünde Paris’teki bir Ermeni topluluğunun düzenlediği gecede gazetemiz yazarı H. Selim Açan’ın yaptığı konuşmadır.