Nəriman Bakı
Sürece uygun hazırlıklar yapılırsa 15 Mayıs sabahı en kötü durumda bile hiçbir şey yapmamanın veya attığı taşın kurbağayı ürkütmediği bir pratiğin yol açacağı yenilgi ruhu, eziklik ve karamsarlık dolaşmaz kitlelerin üzerinde; partiyi kaybetse bile dövüşenlerin “heyulası” iktidarın tepesinde dolaşmaya başlar.
Kılıçdaroğlu, 100 milyon izleyiciye ulaşan “Alevi” videosundan sonra Adıyaman’daki seçim çalışmasında provokatif bir saldırıya hedef oldu. Kahta programı iptal edildi. Kılıçdaroğlu “sükunet” çağrısı yapsa da özellikle sosyal medyada bilinen troller saldırganlıklarını tırmandırdılar. Seçim tarihi yaklaştıkça Türkiye’nin yansıma çeperi geniş gerilim hatlarını kaşıma belirtileri de artmaya başladı.
CHP-İYİP burjuva muhalefeti “aman ağzımızın tadı bozulmasın” ekseninde bir taktik geliştirip gerilimi yükseltmekten kaçınan bir noktada. DİSK’in bu yıl 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamayı tartışmaya bile açmadan Maltepe’de karar kılmasının arkasında bile CHP’nin “aman seçim hele bir geçsin de” yaklaşımının olduğunu görmemek için kör olmak lazım.
Görünen haller ile olasılıkları bir araya getirip “ancak” ile cümleye başladığımızda ise olağan hallerin barındırdığı olağanüstü haller kendisini göstermeye başlıyor.
En genel soru ile başlamak durumundayız. Burjuva liberal hukuk sınırları içinde olsa dahi Türkiye’de seçimlerin kirli bir tarihi vardır. Çok uzağa gitmeye gerek yok 7 Haziran-1 Kasım arasındaki süreç hâlâ taptaze karşımızda durmaktadır.
AKP-MHP-Ergenekon bloğunun 7 Haziran-1 Kasım arasındaki gibi dört koldan bir saldırıya girişmesine olanak sağlayan zemin şu an pek yok gibi. Özellikle ekonomik krizin ağır yükü altında ezilen işçi sınıfı ve emekçi kesimlerin öfkesini burnundan soluduğu bir süreçteyiz. Keza devletin deprem sürecinde sergilediği pratik, karşıt yönde bir tepki birikimi yaratmış durumda. Ancak bırakalım bunun devrimci bir kabarmaya dönüşmesini, sandık hedefi dışında kitleleri peşinden sürükleyen tutarlı demokratik bir muhalefet odağına yönelim de yok.
HDP/YSP ve müttefikleri yanında onların dışında kalan Türkiyeli devrimci-sosyalist güçlerin seçmen bazında karşılığı toplasan yüzde 15, belki bunun biraz daha üstü. Geriye kalan yüzde 80’nin ezici çoğunluğunu, Kürt ve göçmen düşmanlığında birleşen milliyetçiliğin farklı tür ve tonları oluşturuyor. Tutuşturulması fazla güç olmayan bu birikimin kaşınıp harekete geçirilmesi durumunda ortaya nasıl bir manzaranın çıkacağını kestirmek zor olmasa gerek. Üstelik bu dinci-milliyetçi kutbun omurgasını oluşturan kesimler daha örgütlü ve silahlanmış durumda. Karşı kutupta, Türkiye’de faşizme karşı mücadelenin tarihsel birikimini temsil eden devrimcilikte ısrarlı güçler dışında var mı bir hazırlık? Düşünsel, ruhsal ve pratik hazırlık şurada dursun özellikle de sandığı her şey haline getirenlerin tehlikenin farkında oldukları söylenebilir mi?
Birileri istedikleri kadar görmemekte inat ediyor olsun, şu iki soru güçlü birer olasılık olarak karşımızda duruyor:
1- Seçime göz göre göre hile karıştırırlarsa nasıl müdahale edilecek?
2- Seçimin muhalefet tarafından kazanılması durumunda sahneye konabilecek olası saldırı ve provokasyonlara karşı ne yapılacak ?
Bu sorulara yanıt bulmak için kitap karıştırmaya ya da dönüp tarihe bakmaya gerek yok. Somut yanıtları günümüz dünyasında da görüp bulabiliriz. Örneğin, seçimi kaybeden faşist Bolsonaro’nun sonucu tanımadığı mesajını vermek için günlerce suskun kalırken taraftarlarının sokaklara dökülüp askeri kışlalar önünde orduyu darbe yapmaya çağırdıkları Brezilya örneği var önümüzde. Koltuğu bırakmamak için çevrilen dolaplar nasıl boşa çıkarıldı, ordu ve polisin yanı sıra bürokrasinin de katılımı ve teşvikiyle Parlamento Binası ve Başkanlık Sarayı’nın işgaline kadar varan o gerici dalga nasıl geri püskürtüldü?.. Ülkenin bütün büyük kentleri ve kırsal bölgelerde kitlelerin sokağa döküldüğü karşı gösterilerle. İşte o zaman yani o örgütlü güç harekete geçince işin ummadıkları noktalara varacağını gören Bolsonaro başta olmak üzere bütün hempalarının, en sadık generallerinin, polis şeflerinin ve yargı bürokrasisinin süngüsü düştü. Bolsonaro bulduğu ilk uçakla kapağı ABD’ye attı.
Aynı ders, seçimleri açık ara kazanmış başkanın parlamento ve yargı darbesiyle devrilip tutuklandığı Peru ya da Bolivya örneklerinde de çıkar karşımıza. Egemen burjuvazi ve arkasındaki emperyalist güçlerin sandığı da sonuçlarını da çöpe attığı bu örneklerde de işçilerin ve yerli halkın sokaklara dökülmesi, şehirlerarası yolları kesip başkenti ve belli başlı illeri inatçı eylem alanlarına çevirmesi dünyayı darbecilere dar etmiştir.
Seçime bir aydan az bir zaman kaldı. Nedeni, bahanesi ne olursa olsun gerici saldırılara karşı mahallelerde savunma komiteleri oluşturmaktan il ve ilçe seçim kurulları önünde kitlesel nöbetlere kadar her türlü seçeneğin şimdiden planlanması gereken bir zaman dilimindeyiz. Bu olasılıkları atlayan, yok sayan, mevcut hukuk sistemine ve/veya “halkın ferasetine” güvenerek “hazırlıklarını” sadece bunun üzerine kuran parlamenter budalalığın yol açacağı hüsran da, ödeteceği bedeller de büyük olacaktır.
Eldeki güçlerle olası durumlara karşı yapılan hazırlıklara, sergilenecek inisiyatif ve örgütlenecek eylemlere rağmen bazı olumsuz gelişmelerin önünü yine de alamayabiliriz. Ancak 15 Mayıs sabahı en kötü durumda bile hiçbir şey yapmamanın veya attığı taşın kurbağayı ürkütmediği bir pratiğin yol açacağı yenilgi ruhu, eziklik ve karamsarlık dolaşmaz kitlelerin üzerinde; partiyi kaybetse bile dövüşenlerin “heyulası” iktidarın tepesinde dolaşmaya başlar.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!