Janek gecenin bir yarısı dönüş yolunu tutmuştu, Dobranski de ona eşlik ediyordu. Orman yolunda rüzgâr ıslık çalıyor, dallar şarkı söylüyordu. Janek düşlere dalmış, bu ninniyi dinliyordu; her şey söyletilebilirdi ona. Birazcık düş gücü yeterdi… Kuru soğuk azgındı; ilk kış günlerinin soğuğuydu bu.
“Kar kokuyor,” dedi birden Janek.
“Olabilir. Sıkılmadın ya?”
“Sıkılmadım.”
Dobranski bir süre hiç sesini çıkarmadan yürümeyi sürdürdü.
“Umarım kitabımı bitirmeden öldürülmem.”
“Yazmak zor olsa gerek.”
“Şimdilerde her şey zor. Hayatta kalmaktan, inancını korumaktan daha zor değil.”
“Konusu ne?”
“Acı çeken, savaş veren ve birbirleriyle kaynaşan insanlar…”
“Almanlar da mı?”
Dobranski cevap vermedi.
“Almanlar neden bize böyle davranıyorlar?”
“Umutsuzluktan. Az önce Pech’in neler söylediğini duydun, değil mi? İnsanlar birbirlerine güzel güzel masallar anlatıyor, sonra da o masallar adına kendilerini ölüme atıyorlar; böylece efsanelerin gerçekleşeceğini sanıyorlar. Pech de umutsuzluğun eşiğinde. Yalnızca Almanlar değil umutsuz olan… Umutsuzluk her yerde, ezelden beri insanlığın çevresinde dolanıyor… Çok yaklaşınca, insanın içine işlediğinde, Almanlaşıyor insan… Bir Polonyalı, bir yurtsever bile olsa… Bütün mesele insanın Alman olup olmadığını, ya da zaman zaman öyle olup olmadığını bilmekte. Kitabımda bunu anlatmaya çalışıyorum. Adını merak etmiyor musun?”
“Nedir?”
“Avrupa Eğitimi. Tadek Chmura önerdi bu adı. Besbelli ironik bir hava katmak istiyordu… Ona göre Avrupa eğitimi demek, bombalar, kırımlar, kurşuna dizilen tutsaklar, hayvanlar gibi inlerde yaşamaya mecbur bırakılan insanlar demekti. Bense resti görüyorum. Özgürlüğün, özsaygının, insan olma onurunun bebe masalı, peri masalı olduğu söylensin istediği kadar… Gerçek şu ki tarihte, tıpkı yaşadığımız an gibi, insanın umutsuzluğa kapılmasını engelleyen, inanmasını ve yaşamayı sürdürmesini sağlayan ne varsa, bir sığınağa, gizlenecek bir yere ihtiyacı vardır. Bu sığınak bazen bir kitap, bir şiir, bir şarkı ya da müzik olabilir. Ben de kitabımın bu sığınaklardan biri olmasını, savaştan sonra, her şey bittiği zaman, yaprakları açılınca, insanların lekesizliklerini onda bulmalarını, hayvan gibi yaşamaya zorlanabileceğimizi, ama umudumuzu yitirmeye zorlanamayacağımızı bilmelerini istiyorum. Umudunu yitirmiş sanat yoktur, umutsuzluk yalnızca yetenek noksanlığıdır.”
[Polonya’da Bir Kuş Var, Romain Gary, Türkçesi: Sevgi Tamgüç, Sel Yayıncılık]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!