Çocuklarımıza iki koldan abluka!



Yaklaşık 1,4 milyon MESEM’li fabrika mevcut, 2023-2024 eğitim-öğretim döneminde en az 8 MESEM öğrencisi çalışırken hayatını kaybetti.


Zehra Çaldağ

MESEM’lerde çocuklar sadece iş kazaları açısından değil cinsel saldırılara karşı da korumasız. MESEM kapsamında çalıştığı Sertrans Lojistik’te tacize uğrayan öğrenciye “Alışın, iş hayatınızda sık karşılaşacaksınız” denirken Mercedes’te müşterinin taciz ettiği öğrenci işten çıkarıldı.

MESEM’ler çocuk işçi kampı olma yolunda ilerliyor

İngiltere’nin baca temizleyen çocuklarını duymuşsunuzdur. Dünyanın ve İngiltere tarihinin en kara sayfalarından biridir ve bu 200 yıl devam ediyor. Yoksul aile çocukları satın alınıyor, karın tokluğuna barınacak yer dedikleri ise rutubetli bodrum katlarında yaşıyorlardı. O çocuklar oyun oynayacak yaştayken çoğu kez aç ve sefil bir şekilde İngiltere’deki evlerin bacalarını temizlemek zorunda bırakılıyor, yaşları 18’i bile bulmadan hastalanarak ölüyorlardı.

İngiltere’nin baca temizleyen çocukları konusunu okuyanların içi sızlar, yürekleri yanar. Ya günümüzdeki MESEM’ler çok mu farklı dersiniz. Yeni yeni projelerle çocuklarımız adeta Hitler’in toplama kamplarını andıran pansiyonlu çocuk işçi kampları olmayacak mı? MESEM’li çocuklara ve ebeveynlerine 15-16 yaşındaki çocuklara iş kazalarına karşı “feragatname” imzalatılması ne anlama geliyor? Yaşanacak iş kazasından da ölümlerden de patronlar sorumlu olmayacak ve bu şekilde patronlar İSİG önlemleri almak zorunda kalmayacak -İSİG önlemlerini zaten almıyorlar- o nedenle ölüm hep bizim çocuklarımıza düşecek!

Öğrenciler 9’uncu sınıftan itibaren işletmelerin içine açılacak okullarda eğitim alacak. 11’inci ve 12’nci sınıfta ise işletmenin üretim hattına dahil olacaklar. Bölge okulu adı verilen programda, okullar pansiyonlu olacak ve öğrenciler işletme eğitimlerini de bu okullarda alacak.

Eğitim-sermaye-sağlık kıskacında olan çocuklarımız daha küçücük yaşlarda derin sömürü cehenneminin içine atılıyor. Sadece sömürü emeği üzerinden değil çalıştırıldıkları ya da çıraklık, staj adı altında sermayenin eline MEB tarafından neredeyse altın tepside sunulan yoksul çocuklar patronlar, müdürler ya da müşteriler tarafından taciz edilip ‘buna alışın’ denilebiliyor. 

Bir taraftan sefalet ve açlık ücreti olan asgari ücretle geçinemeyen yoksul ailelerimiz çocuklarına bir parça beslenme bile koyamayacak durumda iken okullarda bir öğün ücretsiz yemek kampanyası kapsamında açılan davalarda utanmazca “onlar (öğrenciler) bedava yemek istemiyorlar” denilebiliyor.

ÇEDES’e karşı inatla mücadele etmeliyiz

MEB iki koldan çocuklarımızı -deyim yerindeyse- abluka altına alıp bir taraftan sömürü cehenneminin içine atarken bir taraftan da Diyanet aracılığıyla Türk-İslam ideolojisi ile beyinlerini yıkayıp tarikatlara mürit kılmaya, özünde de dindar kindar nesilleri yaratmaya yemin etmiş durumda. 

MESEM’lerle yaptığı protokolle hem çocuklar üzerindeki sömürü, çocuk işçi kazaları ve ölümlerinin önünü açıyor hem de Diyanet eliyle ÇEDES’e farklı kılıflar uydurarak Müslüman müritler yaratmanın yollarını açıyor. 

İşçi-emekçi çocukları da boğuştuğumuz kapitalist barbarlık sisteminde yine işçilerin ve emekçilerle aynı “kader”e mahkum ediliyor, üstelik bu normalleştirilmeye çalışılıyor.

Fakat ne sivil toplum kuruluşlarının ne kadın örgütlerinin gündeminde bunlar hâlâ gerektiği kadar yer almıyor, alamıyor. 

Ölüm hep bize ve çocuklarımıza düşmesin diye…

Bu sömürü ve kölelik cenderesi içinde açlıkla, yoksullukla boğuşurken sefalete mahkum edilip çaresiz olduğumuz hissettirilmeye çalışılıyor. Depremlerde, sel baskınlarında, madenlerde, inşaatlarda ve daha birçok alanda güvencesizlik, kuralsızlık hep bizlere reva görülüyor. Çocuklarımıza da bu cendere içinde, kimi meslek edinme okullarında, kimi ekmek parası için aynı kader dayatılıyor. 

Bir taraftan MESEM batağı bir taraftan ÇEDES dayatmasıyla çocuklarımızın hayatı, geleceği yok ediliyor. Bizler her alanda kölelikten de öte olan bu sömürü cehennemine karşı örgütlenemezsek iş işten geçmiş olacak ve sistem bütün krizlerinin yükünü bizlerin üzerine yükleyerek hem bizlerin hem çocuklarımızın kanı, canı, yaşamı üzerinden kasasını doldurmaya devam edecek.

Ya kapitalist barbarlık içinde çürüyeceğiz ya insanca yaşayacağımız bir dünyayı kurmak için kıran kırana örgütlü bir mücadeleye atılacağız, başka yolu yok!