Tanur Oğuz Gündüzalp
Esenyurt CarrefourSA’da depoda işçiler 5 bin liralık ara zam ile her gün birkaç iş kazasının yaşanmasına karşı işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmasını talep etti. Depoda örgütlü DGD-SEN işyeri temsilcileri bu talepleri ilettikleri için işlerinden çıkarıldı. Sabancıların “yetkisiz” dedikleri DGD-SEN’in örgütlü gücü o anda ortaya çıktı ve 300 işçi aynı anda yasal hakları olan üretimden kaçınmaya giderek depoyu kilitledi.
İşçiler 15 gündür ücretlerine 5 bin TL zam, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınması ve işten çıkarılan arkadaşlarının geri alınması talepleriyle direniyor. Direnişi Gebze’deki depoya da taşımak için çabalarını sürdürüyor.
Bu fiili direniş, ilerici-devrimci güçlerin sınıf dayanışmasıyla da buluşarak Sabancı denilen kan emici asalaklara ait çeşitli perakende satış mağazalarına taşınmış durumda(ydı).
Bu direnişin dünkü ayağı ise Zeytinburnu’nda bulunan Olivium AVM içindeki Carrefour mağasasıydı. Burada teşhir ve boykot çağrıları yapmak isteyen işçiler önce özel güvenlikçilerin saldırısına uğradılar. Sonra polis bu saldırıya katıldı, AVM içinde biber gazı da kullanılarak işçiler darbedildi. Ardından işçiler, AVM çıkışında polis tarafından işkenceyle gözaltına alındı.
3 gündür süren, ilerici ve devrimci güçlerin dayanışmasıyla buluşarak farklı illere de sıçrayan bu teşhir, boykot ve kasa kilitleme eylemlerinin belirli bir noktadan sonra Sabancı Ailesi’ni (ve devleti) rahatsız edeceği işin doğası gereğiydi ve öyle de oldu. Söz konusu olan Türk tekelci burjuvazisinin amiral gemilerinden Sabancı’ydı ve isminin işçi düşmanlığıyla illere, mahallelere taşınması kabul edilebilir bir şey değildi!
Eylemlerin önünü keserek direnişi kırmak, gerekirse de onu belirli dar bir yere sıkıştırıp sürece yayarak orada etkisizleştirmek burjuva devlet açısından bir sınıf refleksidir. En azından sınıf mücadelesinin ivme kaybettiği böylesi dönemlerde “devlet aklı”nın buradan çalıştığına sayısız kez tanık olmuşuzdur. Zaten “alarm zilleri” çalınan durumda ise kararnamelerle grev ve direnişler yasaklanır, “güvenlik tehdidi” adı altında burjuvazinin demir yumruğu işçi sınıfının masasına en dolaysız bir şekilde vurularak gösterilir. Bunların hiçbiri ne deneyimlerimizin ve bildiklerimizin ne de sınıf mücadelesini kavrayışımızın dışında boy veren süreç ve gelişmelerdir.
Ama dün yaşanan başka bir şeydi (!). Zeytinburnu Olivium AVM’deki teşhir çalışmasından sonra polisin “Sabancı’nın selamını getirdik!” diyerek işçilere işkence düzeyinde saldırması hepimiz için manidar olsa gerek(!)
Sol-sosyalist cenahtan gelen insanlar için hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık ve belirgin olan bu tutum, şimdi binlerce belki de on binlerce insan için aynı çağrışım ve öfkeli duyguları uyandıracak. Sol-sosyalist örgütler, komünist partiler, emek örgütleri, sendikalar ve bilumum STK’larca işçi sınıfına ve halka onlarca konferans versek, on binlerce bildiri, broşür, kitap okutsak burjuvazi-devlet ilişkisini bu açıklıkta gösteremezdik. Sadece polisin ve kolluk kuvvetinin değil, bu devletin-iktidarın Sabancı gibi sermayedarların hizmetinde olduğunu; misyonunun da onların çıkarlarını korumak ve tam da bu nedenle halk düşmanlığı olduğunu; yasaların, hukukun, kararnamelerin vs. bu bir avuç kan emici zengin ailenin çıkarına göre düzenlendiğini; gerektiğinde onların adına devlet görünümü altında her türlü zorbalığın yapılabileceğini anlatamaz ve kavratamazdık.
İşkenceyle gözaltına alınan işçiler şahsında on binlerce-yüzbinlerce işçi bu devletin kimin devleti olduğunu işkenceci güruhun ağzından duymuş oldu. Belki çoğu sezgileriyle, çoğu yaşadığı deneyim ve pratiklerle bunu biliyor ve hissediyordu ama bugünkü olayla iyice pekiştirmiş oldu.
Ama pekiştirmek yetmez; sınıfın parçalı mücadelesini şimdi topyekûn fiili-meşru eylem biçimleriyle birleştirerek büyütmeyi esas almak gerekiyor.
Karşımızda bir sınıfın küstahça olduğu kadar işçi sınıfıyla alay eden bir dili ve tutumu da var. Şu saatten sonra mesele depo işçilerinin ücretlerine 5 bin TL zam istemeleri meselesi olmaktan da depo işçilerinin meselesi olmaktan da çıktı.
Sorunun ek bir zamdan, bir talepten çıkıp koca bir sınıfın onur ve haysiyet sorunu olduğu açıkça görülmelidir! Yerde tekmelenen, boğazı sıkılan, göğsüne postalla basılan Carrefour işçisi değil, bütün bir işçi sınıfı ve halkın kendisidir. Sınıf kininin en bayağı, bayağı olduğu için de en düşkün biçimde yansıdığı bu saldırı, tüm halka yapılmış bir savaş çağrısıdır.
Böylesine bir pervasızlık devrimci hareketin işçi ve emekçiler arasındaki örgütlü gücünün alabildiğine zayıfladığı bir dönemin özelliklerine uygundur. Burjuvazi bunun farkında olarak ama halkta birikmiş öfkenin uğultusunun bile yarattığı korkuyu iliklerinde hissederek devrimci-sosyalist hareketle işçi öfkesinin buluşmasını engelleme çabasındadır.
Biz de bunun farkındalığıyla birleşik, militan bir mücadele hattının örülmesi için seferberlik ruhuyla üretim alanlarına hücum etmeli, örgütlülüğümüzü derinleştirecek, haysiyet ve onurumuzun bayrağını dalgalandıracak bir sınıf kini ve motivasyonuyla hayatın içine dalmalıyız.
Tam da bu noktada Sabancı gibilerinin karşısına birleşik-militan-öfkesi kına sığmadığı gibi geleceği görmenin tokluğu ve bilinciyle sallanan emeğin görkemli yumruğunu yaratmanın tarihsel bir zorunluluk olduğunu görmeliyiz.
Devrimci bir odak arayışı tartışmaları şimdilik bir kenarda dursun ama gözümüze koca bir dal gibi batan bu tehdit ve alaycı tutum karşısında sınıf kinimizi olanca gücüyle birleşik mücadele hattından örerek şu soysuz aile nezdinde sınıf düşmanımıza “aldık selamınızı, hodri meydan!” diyecek güç ve cesareti göstermenin zamanıdır.
Bu direniş -hiçbir endişe ve şüpheye yer bırakmayacak kadar-, geniş kesimlerce sahiplenilecektir, biz de sahiplenilmesi için seferber olmalıyız. Toplumun yaşadığı açlık ve sefalet bir düzeye kadar kaldırılır, ama bir sınıfın bu çıplaklıkta yüzünü göstermesi, işçinin onur ve haysiyetini bu pervasızlıkta ezmeye kalkışmasına ne işçi sınıfı ne de halklarımız müsaade edecektir.
İşçi sınıfı hareketinin dalgasal boyutlar kazandığı, devrimci-sosyalist hareketle belli boyutlarda kaynaştığı dönemlerin üzerinden epey zaman geçti. Yaşanan kırılmaların sayısız nedeni var. Ama her tarihsel kırılma kendisini onaracak momentler bulur. Şimdi o momentin içindeyiz. Depo işçisinin sırtına “Sabancıların selamını getirdik” denilerek inen polis tekmesine karşı, işçi atölyelerinin, fabrikaların, plazaların, şantiyelerin, tersanelerin, tarlaların… bağrında birikmiş öfkeyi bu düzenin temellerine inecek bir tekmeye dönüştürmek için tüm gücümüzü birleştirip koşar adım ilerlemeliyiz.
Carrefour işçisine inen tekmenin hepimize indiğini, gönderilen selamın hepimize gönderildiğini bilerek…
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!