Esmahan Ekinci
Halkın Kurtuluşu’ndan ayrılış sürecinde genel bir dağınıklık vardı. O dağınıklık sürecinde bir yandan birçok insanı görme imkanı varken bir yandan ise benzer düşüncelerle hareket eden insanların bulunmasında ciddi sorunlar yaşanıyordu. Bir çekirdek etrafında birleşilememişti henüz. O dağınıklık içerisinde rotasını net bir şekilde belirlemiş olan parmakla sayılacak kadar az insan, çekirdeği yaratacak kişilikler yavaş yavaş kendini belli etmeye başlıyordu. Bu kişiliklerden biri de Sezai’ydi. Sezai’nin öne çıkışı böyle bir döneme denk düşer.
Sezai de İsmail Cüneyt gibi Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisiydi. O dönemin hareketin kendisi de grup yapısında olduğu için Sezai’den de “Hacettepe’lilerden” biri olarak söz edilirdi. İstanbul’a gelişiyle birlikte Sezai’nin özellikle askeri alandaki yetenekleri ortaya çıktı.
THKO’dan ayrılıktan önce İstanbul’a gelişi Sezai’nin gelişimi açısından belirleyici oldu. Anadolu yakasında da çalışmakla birlikte bir dönem Kuştepe-Gültepe bölgesinde sorumluluk üstlendi. Ağırlıklı olarak büyük fabrikalarda çalışan isçilerin oturdukları bu semtler, o dönem faşistlerle devrimciler arasında en sert çatışmaların yaşandığı bölgelerdendi; Etiler Lisesi başta olmak üzere çevredeki okullarda da çatışmasız geçen bir gün neredeyse yoktu.
Antifaşist kitle hareketinin yüksek olduğu bu koşullarda Halkın Kurtuluşu’na, özellikle silahlı mücadele konusundaki tutumlarına karşı yöneltilen eleştirileri ve dönemin kitle hareketinin ihtiyaçları üzerinden geliştirilen militan mücadele anlayışını ilk kavrayanlardan biri de Sezai olmuştu. Kendi yetenekleriyle bütünleşen bir ekibin içerisinde yer almıştı. Bu ekibin belli başlı özelliği, zeki, yetenekli, birbirleriyle uyumlu ve hedefe kilitlenmiş komünistlerden oluşmasıydı. Bir diğer özelliği ise sadece silahlı eylemlerle kendisini sınırlamaması, teorik konularda sürekli araştırması, incelemesi ve bu konularda da pratik zekalarıyla taktik üretebilmesi, bu cephelerde de aynı beceriyi gösterebilmesiydi. Aynı zamanda örgütçü özellikleriyle komünist gelişim açısından birçok yönleriyle hazır olmaları, bugünün değil yarının insanını çok daha fazla barındırmalarıydı.
Örgütsüz muhalefet içerisindeki onca didişmenin, çekişmenin üzerine çıkabilmeyi, dıştan gelen saldırılara rağmen ne teorik ne de pratik olarak en ufak bir sarsıntı göstermemeyi başarabilen insanlardan oluşuyordu. Bu ekip… çekirdeğini oluşturup kurucusu olacak bir ekipti. İçlerinde ’68 kuşağından olanların yanında, Sezai ve İsmail Cüneyt gibi mücadeleye ‘74′lerde atılmış daha genç yoldaşlar da vardı. Aralarındaki ilişkide onun hem onlardan öğrenme hem de bununla yetinmeyip kendi ürettiklerini de ekibe sunan, üretken bir tutumu vardı. Bu kişilik özelliği ile kısa sürede o ekibin içerisinde büyük farklılaşma yaşanmaksızın, kolektif bir çalışma içerisine girmişti.
Sezai bir oto gaspı sırasındaki ilk yakalanışında adliyeden kaçırıldı. Adliye koridorunda mahkemeyi beklerken henüz onun siyasi olduğu polis tarafından bilinmediği için ailesiyle görüşmesine imkan sağlanmıştı. Ailesi ona yiyecek getirmişti. O ise ailesine orada bulunan diğer insanlara da yiyecek getirmesini söyledi. Ailesi, onun o anda diğerlerini de düşünmesi karşısında şaşırmıştı. Yoldaşlarının derhal plan yapıp onu hemen adliye çıkışında kaçırmaları -benzer kaçırmalar daha sonra da yapıldığı için- sonraki yıllarda kendi aralarında sürekli bir espri konusu olmuştu.
Fatih cezaevinde faşistler tarafından şişlenmişti -sürekli spor yaptığından pek etkili olmayan bir şişlemeydi bu. Osman’ın yaptığı plan, önce Fatih’i Bayrampaşa Cezaevi Hastanesi’nden kaçırma üzerineydi. Fakat Fatih’in Cerrahpaşa‘ya götürüleceği öğrenilince hazırlıklar o yöne kaydırıldı. Orada bir fırsatı seri bir biçimde değerlendiren Osman, Sezai ile birlikte harekete geçip Fatih’i kurtardılar. Çıktıkları Sahil Yolu’nda çevirdikleri taksiyi, şoförü etkisiz hale getirip bagaja kapattıktan sonra Sezai kullandı. Eylemde kullanılan, Ali Algül‘ün diktiği doktor önlüğünün nasıl bulunduğu, basında fazlasıyla yer aldı; hatta hastanede bununla ilgili sorguya çekilenler oldu. Gerçekte ise bunda hiçbir olağanüstülük yoktu… Büyük ihtimalle Sezai’nin kaçırılmasında Fatih de olmalı ki, ikisi arasında sık sık “Ödeştik” esprisi yapılırdı.
Fatih’le Sezai’nin ilişkisinde çok özel yanlar da vardı. Bunun bir nedeni de birçok eylemde birlikte olmaları, birbirlerini tamamlamalarıydı. Sezai ile Fatih’in ortak ve farklı özelliklerini birlikte konuşturdukları Çankırı eylemi, macera yönüyle olduğu kadar devrimci cesaret, soğukkanlılık, militanlık ve yaratıcılık yönleriyle de müthiş bir eylemdi. Çankırı’ya yan yana bulunan kuyumcu dükkanlarına aynı anda girilecek bir kamulaştırma eyleminin son keşiflerini yapmak için gittiler. Şehir küçük olduğu için Ankara plakalı arabalarıyla aynı bölgede dolaşıp durmaları polisin dikkatini çekti. Kimlik kontrolu için durdurulmak istenince ateş açarak kaçtılar. Şehir emniyet müdürünün bizzat yönettiği takip ve çatışmaya jandarma da katıldı. Bir ara, ekip arabalarından birini ele geçirdiler. Emniyet müdürü telsizden “Teslim olun” çağrısı yaparken onlar da müdüre “Sıkıysa gel kendin teslim al” dediler. Bu arada telsizden polislerin küfürleriyle birlikte bazılarının takdir sözleri gelir. En son bir tarlada bir ağacın ve tepeciğin arkasına mevzilendiler, 1-2 saat daha orada çatıştıktan sonra karanlığın bastırmasından yararlanarak tarlalara daldılar. İki gün kadar geceleri yürüyüp gündüzleri ekinlerin arasına yatarak tahminen kestirdikleri Ankara yönünde yürüdüler. Sonra Ankara yoluna çıkıp bir kamyona otostopçu olarak bindiler ve şehre 20 km kala inip yine yürüyerek Ankara’ya indiler.
Yaşam ilkeleri
Bunların hiçbirini Sezai bana anlatmamıştı. Ekibin dışındaki yoldaşlarla, özellikle de silahlı eylemleri konusunda sohbete girmezdi. Onun katıldığı eylemlerle ilgili bilgilere ölümsüzleşmesinden sonra yayınlanan anlatımlardan sahip oldum. Dahası, teorik-siyasal bir konu ile ilgili saatlerce konuşmasına rağmen kendisiyle ilgili geçmişe dair hemen hiçbir şeyden söz etmezdi. Kafamı geçmişe değil, bugüne ve geleceğe yormamı söylerdi. Birlikte çalıştığımız dönemde organa ve çalışmaya ilişkin olarak düşüncelerimi sadece organda dile getirmemi ister, bunun aksini yaptığımda çok sert tepki gösterirdi. Bu, “öyle olması gerektiğinden” değil, onun devrimci örgüt kişiliğine sinmiş bir özellikti.
Diğer taraftan Sezai, örgüt içerisinde cimriliği ile tanınan bir yoldaştı. Onunla birlikte birçok kitle ilişkisine giderken hiç eli boş gittiğini görmedim. Şeker, çekirdek vs. mutlaka olurdu yanında. Cimriliği buralarda farklılaşıyordu. Kendi yaşamında ise, her devrimci gibi o da bu yaşamın içerisinde sigaraya başlamıştı. Fatih’le birlikte sigarayı bırakma kararı almışlar, o bir daha sigara içmemişti. Bunun tek nedeni ise sigaraya para harcamamaktı. Midesi rahatsız olduğu halde kendisine özel yemek alınıp yapılması konusunda oldukça inatçı bir tutumu olurdu. Cimriliği daha çok kendisine cimrilikti! Diğer taraftan örgütün ihtiyaçlarının sağlanmasında kılı kırk yararak düşünüp o ihtiyaçların temininde elinden gelen çabayı esirgemezdi.
Çok sıkı bir öz disiplini vardı. Her sabah düzenli olarak spor yapar, traş olur ve kıyafetlerini temiz tutardı. Yağmurlu bir günde paçaları çamurlanmamış birini görürseniz, o Sezai’ydi! Bir randevusu varsa sabah daha erken bir saatte uyanıp pantolonunu ütülemeden, ayakkabılarını temizlemeden dışarı çıkmazdı. Yazı yazmak için evde olduğu zamanlarda da, çalışmaya başlamadan önce kendisine küçük notlarla bir program çıkarır, okuyacağı kitapları masasına yerleştirir, kitaplarda okuyacağı bölümlerin arasına kağıtlar yerleştirip hazır ederdi. Yazı yazmak için önce çerçevesini çıkarıp yazardı. Rastgele değil, başkasının okuduğu zaman anlayacağı türden notlar çıkarır ve yazmaya başlayacağı zaman masayı temizler, kitapları yerine koyardı. Yazarken ne acıktığını ne susadığını farkederdi. Bir hafta evde olmadığım bir sırada zamandan tasarruf etmek için bir tencere dolusu yumurtayı haşlamış, acıktıkça onlardan yemişti. Yaşamını düzene koymak, temiz ve düzenli olmak onun için zamandan kazanmaktı. Zaman açısından çok tutumluydu.
Onun hangi gün silahlı bir eylemden, hangi gün eğitim çalışmasından geldiğini hiçbir zaman anlayamazdınız. Duygu ve heyecanını dışa yansıtmazdı. Yaptığı iş onun için doğallaşmıştı ve onunla bütünleşirdi ama günlük yaşamda bu bütünleşmeyi diğer işlerinde de sağlayabilirdi. Cunta geldiğinde birçok şey eskisine göre çok daha fazla enerji gerektiriyordu. Bu enerjiyle başardığı işler, eve geldiği zaman evde yapacağı işleri ertelemesine yol açmazdı. Onda başarı sarhoşluğuna hiç rastlamadım. Daha sonradan öğrendiğim birçok silahlı eyleminden sonra bile buna hiç tanık olmadım. Sadece Fatih kaçırıldığı zaman büyük bir mutlulukla eve gelip “Fatih serbest…” demişti -benim de bilmemden dolayı duygularını açıkça söyleyebilmişti, ama ondan sonra günlük işlerine dönmüştü. En yorgun olduğu zamanlarda bile eve geldiği zaman kitap okur, notlar çıkarır, yazmaya çalışırdı. Bu, onun evdeki en “rutin” işlerinden biriydi.
Yoldaşlarıyla ilişkisinde en ufak bir kırılganlığını da, kırıcılığını da görmedim. En olumsuz durumlarda yaptığı şey, susup düşünmek olurdu. İnsan ilişkilerindeki inceliği, en büyük özelliklerindendi.
En çok anlatmayı sevdiği şey, çocukluğunda köydeki yaşamıydı. Küçük yaşına rağmen köydeki sorunların çözümünde olumlu tutumlarıyla dikkat çekmişti. Cenazesine köyünden çok sayıda insanın gelmesi, onun çocukluğunun anlatılmaya değer bir cocukluk olduğunu gösteriyordu. En çok sevdiği şey araba kullanmaktı. Mamak’ta havalandırmada dolaşırken hayalinde araba kullandığını anlatmıştı. Ama ilk denemesi başarısız olmuş, yıllarca hücrede kalmanın yarattığı refleks zayıflamasıyla karşılaşmıştı. Buna rağmen denemekten vazgeçmese de eskisi gibi kullanamadığını o da biliyordu.
Kendine güveni çok güçlüydü. Ama bu güven boş bir güven değildi. Yaşam ve mücadelenin ihtiyaçları üzerine kafa yorması ve yaptığı her işi bilinçli olarak yapması bunun asıl nedeniydi. Özgüvenini sürekli araştırıp kitap okuyarak, bilgisini güçlendirerek geliştiriyordu. Özellikle ustaların kitaplarını incelerken, bazı yerlerine geldiğinde onlar üzerine uzun uzun konuşur, “Lenin’i usta yapan, Stalin’i Stalin yapan bu…” derdi. Kitap okumak onun açısından sadece yazı yazmak için değil, yaşamına yön verecek, rehberlik edecek tarzda kullanmak içindi.
Sezai Ekinci ile ilgili diğer yazılar:
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!