Burcu İpek
Kadın anne olduktan sonra birey olmayı, kendi mutluluğu, hatta ihtiyaçları için yaşamayı bırakırsa o fedakar olan gerçek anadır. Hele engelli çocuğun annesi olmak bu baskıyı arttırdığı için iki katı “kutsal” anne beklentisi gerektirir.
Çocuğun ihtiyaçları bireysel varlığınızın önüne geçmiyorsa, çocuğuna adanmış bir yaşamı onlara göre seçmiş değilseniz “az anne” olabilirsiniz. Hatta az kadın! Sürekli yorgun, hayattan vazgeçmiş, ağlak, neşesiz, özensiz, hatta süssüz püssüz olup kendine vakit ayırmayan biridir ideal engelli çocuk annesi.
Bir yandan bunları yapmanızı öğütlerler çünkü bu durumu da trajediye çevirdiğiniz düşünülür o zaman ama diğer taraftan yapmaya çalıştığınızda bunlardan rahatsızlık duyulmaya başlar. Çünkü onlar gibi olmanız rahatsız eder. Ne güzel acıyorlardı; şimdi durduk yere ne oldu, ne bu normallik? Onların bile yapamadığı şeyleri ne cüretle yaparsınız? Daha fazlasını hak etmeyen kadınlar listesindeyken nasıl eşitlenmeye kalkarsınız?!.
Yardım değil, dayanışmayı esas aldığını iddia edenlerin de yaklaşımı bu önyargı ve kalıplarla şekillenebiliyor maalesef. Maddi dayanışma sağlarken bile bazen “ben bile” yapamazken o nasıl yapabilir diye sorgulayabiliyorlar (Ben bile önemli burada). İyi bir araç aldığınızda, “Ne gerek var, yeni koltuk takımı aldığınızda ne yapacak?”, “O ruju sürmese ne olur?”, “Bu parfüm onun neyine…” kadar gider aslında bu mesele. Oysa dayanışma, kıyaslama ya da yargılama değil, empati ve destekle büyür.
Engelli çocuğu olan anneler toplumun ve bireylerin lütfu değil, hak ettikleri eşitlikle karşılanmalı, bunun mücadelesinde yoldaş olunmalı. İçimizdeki hayırseverliği bir yana koyup dayanışmaya inanırsak belki bazı özenli olma hallerinden de rahatsız olmayız?
Kadın dayanışmasını da çoğu zaman doğru anlamıyoruz aslında. Sözlerime son verirken yine birçok yerde tekrarladığım sözümle bitireceğim: Makbul engelli çocuk annesi olmayacağım! Hayırseverlik dikeydir, dayanışma yataydır.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!