Arkasında derin izler bırakan, dokunduğu-temas ettiği herkes için unutulmaz olan Lale yoldaşı Kocasinan’daki mezarı başında andık.
Annemiz mezara onun çok sevdiği çikolatalardan bırakarak başladı ağıtlarına, isyanına. Çiçekler ekildi hep birlikte. Lale’nin ruhu gibi olan açelya ve birçok duygunun simgesi olan güller… Nergisler bırakıldı, onun kadar taze ve sarhoş eden kokularıyla…
Su getirmişti annemiz, “Ölüm orucu boyunca sadece bunu içtin, bak yine getirdim” diyerek bırakıyordu, Lale onun için de bizim için de yaşıyordu. Annemiz onun yerine çocuklara dağıtmak için getirdiği muzu “çocukları çok severdin” diye bırakıyor mezarın başına. “Lale bak senin unutmayanların var, benim gibiler ölürsek hatırlayanlarımız olur mu?” diyerek hem onun yoluna saygıyı hem bağlılık ve içtenliğini bırakıyordu.
Saygı duruşundaki sessizliğin içinden sanki Lale İstanbul şiirini okuyordu.
Sonra bir yoldaşımız Lale’yi Lale yapan temel çizgilerin nereden geldiğini ve bugün onun nasıl bir anlam taşıdığını anlatan konuşmasına başladı. Daha çocukken sınıf çelişkileriyle nasıl tanıştığından başladı konuşmasına.
Lale’nin bir yoldaşına yazdığı mektupta İstanbul’u anlatırken kurduğu cümlelerde saklıydı bu. O mektupta Lale, annesinin o zamanlar bahçelerden, çamurlu yollardan ve gecekondulardan ibaret olan Bahçelievler’den Taksim civarındaki bir eve temizliğe gittiğini, kendisinin de onun elini tutarak yola koyulduğunu belirttikten sonra İstanbul’un o zamanki halini tasvir ediyordu. Yani daha çocukken emeği, emekçiyi, zenginle fakir arasındaki devasa farklılıkları deneyimlemişti Lale. Çocukken başlamıştı sınıf çelişkisine dair sezgileri, sonra bunu bilince dönüştürüp kurtuluşun komünizmin özgürlük dünyasında olduğunu içselleştirerek kurmuştu yaşamla ilişkisini.
Yoksul bir ailenin evladıydı Lale, okula devam edememiş, daha çocukken tekstil atölyelerinin tozunu solumuştu. Ama zekası ve benliğinde taşıdığı ışıkla o, başka bir dünya özlemine tutkuyla bağlanmış, tutkusunu çevresine doğal bir enerji yayarak taşımıştı.
Yoldaşı onu böyle anlatırken araya giren annemiz, “Lalem çok zekiydi. Mahalledeki kadınlara işyerinden parçalar getirir, ‘dikin, harçlığınız çıksın, ben size yine getiririm’ derdi. Kadınların çaresizliğine dayanamazdı, onların kendi emekleriyle kendilerine çare bulmayı öğrenmelerini isterdi” diye bir çırpıda özetliyor Lale’nin başka yönlerini.
Devam eden konuşmada Lale’nin ruhundaki enerjiyle halen bugüne değdiği, bugün de ilişkilere dokunduğu, insanları ayağa kaldırdığını anlatıyor. Annemizin acıyla yüklü ama Lale’nin mağrurluğu kadar gururlu sesi bir kez daha devreye giriyor. “Lalem sen çok zekiydin Lalem” diyor. “Türkiye de dünya da çok kötü artık. Senin gibi insanlara çok ihtiyaç var Lalem” diye adeta isyan ediyor.
Sohbet ediyoruz herbirimiz kendi içimizle Lale’yle, herbirimiz ona farklı dertlerimizi döküyoruz iç sesimizle, güç alacağımızı bilerek…
Sonra bir yoldaş onun çok sevdiği İstanbul şiirinin dizelerini okuyor, sakin ama vurgulu bir sesle, sanki Lale’yle sohbet ediyormuşuz gibi oluyoruz.
Lale’ye söz vererek ayrılıyoruz yanından. Söz vererek kanının karıştığı bu bayrağı daha yükseğe taşımaya…
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!