İrade Gaspını Derinleştiren Şoven İradesizlik



Bugün Van’a yönelen saldırganlık yarın İstanbul’a yönelecek. Bu, topyekûn saldırının bir parçası…


Poyraz Soysal

Bir bataklığın içindeyiz. Her gün daha derine batıyoruz. Sanki halk değilmişiz, canlı değilmişiz. Bataklık yanı başımızda onu kurutmaya direnenleri içine çekerken alkışlarken; şimdi kendisi bataklık tarafından yutulurken “bir şey olmaz” umarsızlığı.

Halkların kaderi değildir bu. Böyle de gitmez elbet. Elbet değişir ya rüzgarın yönü, biz örgütsüzlüğün ve yıllarca zihnimize ekilen zehirli resmi ideolojinin bedelini ödüyoruz. Zihinleri şovenizmle zehirlerken, halk düşmanlığının bütün yaratıcı ve insanlık dışı yöntemlerini kardeş halk üzerinde deniyorlar. Bütün insanlık dışı uygulamalar önce Kürt halkı üzerinde test ediliyor. Türkiye halklarının şovenizmle zehirlenmiş kısmı yarın aynı pratik kendisi üzerinde gerçekleştirilmeyecek gibi coşkuyla alkışlıyor zulmü. Tıpkı o meşhur türküde dediği gibi: “Halkım aymaz uykuda / zulüm yerde göktedir.”

Önce Kürt belediyelerine çöktüler kayyım uygulamasıyla. Borçsuz belediyeleri borçlandırdılar, kadın kurumlarını kapattılar. Halkın belediyelerini, aşağılık zevklerini ve şatafatlarını tatmin etmek için kullandılar. O arada bataklık diğer bölgelerde de emekçi halkı yavaş yavaş içine çekiyordu. Tüm öfkesi sandığa kanalize edilen emekçi halkların seçim sevinci kısa sürdü. Adeta bütün ülkeye yayıldı kayyım uygulaması. Burada da ilk Kürt yanından yüklendiler belediyelere. Önce Esenyurt’a çöktüler. Sonra Akdeniz Belediyesi’ne. Onların eline koz veren bazı CHP’li belediyeler de yolsuzluk hevesi yüzünden bu kayyım girişimlerinin hedefi oldu. Sonra Kent Uzlaşısı hedef alınarak İstanbul’da dokuz belediyeye soruşturma açıp yöneticilerini tutukladılar.

Ve nihayet bugün kendilerine en büyük seçim hezimetini yaşatan Van belediyesine çöktüler. Bir kez daha halk iradesi hedef alındı. “Hükümet istifa” sloganını bile “Milli irade”ye saygısızlık kılıfına sokup dokunulmazlık zırhı örenler, bir halkın iradesini savaşa gider gibi gasp ediyor. Daha önce defalarca kayyım atamaya çalışıp başaramadığı Van belediyesine bir haftadır büyük bir saldırı başlattı. Önce Zeydan’a hapis cezası vererek klasik kayyım manevrasına girişti. Bu sabah da günlerdir dişe diş direnen halka ve onun belediyesine vahşice saldırarak belediye binasını işgal etti. Darbelerden mağduriyetler yaratanlar, faşist Kenan Evren’in Fatsa’ya düzenlediği nokta operasyonunu hatırlatır gibi hava destekli bir operasyonla belediye binasına çöktü. Kadife eldiven içindeki demir yumruk kendini bir daha hissettirdi.

Bu kadar deneyim üzerine bu dalganın Batıdaki şehirleri kapsamayacağını düşünmek büyük bir yanılgı olur. Bataklıktan kurtulmanın tek yolu, şovenist ve gerici önyargıları kırıp halkların birbirlerinin nasırlı ellerini tutmasıdır. Sömürü ve zulüm bataklığından çıkmanın başka yolu yok.

Bugün Van’a yönelen yarın İstanbul’a yönelecek. Bu, topyekûn saldırının bir parçası.

Antep Başpınar’da yüzde 30’luk sefalet dayatmasın boyun eğmeyen, iş bırakan işçilere karşı yürütülen saldırı… Bu işe yaramayınca Valiliğin eylem yasakları… Direnişçi işçilerin bir araya gelmeleri önlemek için onları fabrikalara kilitlemekten başka çare bulamayan patron polis işbirliği…

Düşünün ki, emekçilerin kız çocuklarına kalan maaşlarına bile bugün çökülüyor. 2008’den itibaren doğan kız çocukları ilerde yaşamını yitiren ebeveynlerinin maaşını alamayacak. Esnek çalışma tasarısıyla kölelik daha da derinleşecek. Her gün kırıntı haklarımız bile elimizden alınıyor. Bizim tek düşmanımız var. O da kapitalist barbarlık. Her gün faşizmin sırtımızda kırdığı sopalarla sömürü derinleştiriliyor. Yani bıçak kemiği geçti. Ne diyordu şair:

“Topraksa paylaşılmış kıyılarsa yağmalanmış,

umut hacizde,

ya bu neyin puştluğu bu

sana yokluk sana yasak sana dam

insan değil – hâşâ – bir yağmacı soyu bu,

bıçak kemikte.

Üretensin yaratansın yürütensin dağları,

bakma öyle kilit kilit, duvar duvar.

Yetsin artık bu susku

bıçak kemikte.

Anasın boynun bükük, babasın kolun kırık

oğullar kan içinde.

Kaldır artık başını

“kalsın benim davam dîvana kalsın” demiş ozan.

O dîvan sensin artık”