Trump’ın Sendikal Kıyımı: Emperyalist Savaş Makinesinin İç Cephesi



Sermaye, savaş politikalarını derinleştirdiği her evrede içerideki “düzensizliği” temizleme ihtiyacı duyar. Silahlanma yarışı, NATO’nun genişlemesi, göçmen karşıtı militarizasyon gibi agresif dış politika adımları içeride itaatkâr bir işgücü gerektirir


Trump, ulusal güvenlik bahanesiyle kamu işçilerinin sendikal haklarını hedef aldı. Yeni kararname, toplu sözleşme görüşmelerini sonlandırarak sendikaları devre dışı bırakmayı amaçlıyor. Geleneksel sendikalar ise bu saldırıya karşı “hukuki mücadele” sarmalında oyalanmanın peşinde.

Donald Trump’ın federal sendikalara yönelik imzaladığı son kararname, emperyalist kapitalizmin “ebedi savaş” politikalarının iç siyasetteki uzantısından başka bir şey değil. Ulusal güvenlik kisvesi altında 1 milyondan fazla kamu emekçisinin toplu sözleşme hakkını yok eden bu hamle, sermayenin küresel saldırganlığının işçi sınıfını disipline etme operasyonunun yeni bir halkası. Savunma alanında Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) ve Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) gibi kurumlarda çalışanların örgütlülüğünü hedef alan yönetim, bürokrasiyi “ulusal çıkar” adına tamamen kontrolüne alarak savaş endüstrisinin ve şirketlerin çıkarlarına direnebilecek tüm engelleri kaldırmayı amaçlıyor. Pentagon bütçelerinin şişirildiği, silah tekellerinin kârlarının katlandığı bir dönemde yapılan bu hamle, emekçilerin sesini kısmak için devreye sokulan bir iç savaş stratejisi.

Geleneksel Sendikalar Mücadeleyi Yasalara Hapsediyor

Amerikan Kamu Çalışanları Federasyonu (AFGE)’nin kararnameyi mahkemeye taşıyacağını açıklaması geleneksel sendikacılığın kronik zaafını bir kez daha teşhir ediyor: Hukuksal mücadele, sermaye devletinin kurallarına hapsolmuş bir direniş tiyatrosuna dönüşüyor. Oysa Trump yönetimi tam da bu “oyun alanını” sermaye lehine yeniden düzenliyor. 1978 Sivil Hizmet Reform Yasası’nı kullanarak RIF (toplu işten çıkarma) süreçlerini kolaylaştırması, ofise dönüş dayatmalarını sendikal sözleşmeleri yok sayarak hayata geçirmesi, hukukun sermaye için esnetilebilir bir araç olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Mahkeme kararlarıyla kazanılan kısa süreli zaferler (Elon Musk’ın Sosyal Güvenlik verilerine erişiminin engellenmesi gibi), sistem içinde kalındığı sürece ancak geçici tamponlar olabilir. Oysa saldırı hukuk alanını aşan bir nitelikte: Trump’ın İç Güvenlik Bakanlığı (DHS)’te Ulaşım Güvenliği İdaresi (TSA) çalışanlarının sözleşmelerini feshetmesi, uzaktan çalışma haklarını budaması, tümüyle emek örgütlülüğünü tasfiye hedefine yönelik.

Sermaye Dikensiz Gül Bahçesi Yaratmanın Peşinde

Sermaye, savaş politikalarını derinleştirdiği her evrede içerideki “düzensizliği” temizleme ihtiyacı duyar. Silahlanma yarışı, NATO’nun genişlemesi, göçmen karşıtı militarizasyon gibi agresif dış politika adımları içeride itaatkâr bir işgücü gerektirir. Sendikaların toplu sözleşme ve grev hakkı, bu itaati zayıflatabilecek bir dinamik barındırır. Trump’ın saldırısı, yalnızca bir “iç yönetim reformu” değil askeri-sınai kompleksin, özelleştirme lobilerinin ve gözetim endüstrisinin çıkarlarına uygun sessiz bir ordu yaratma projesidir. Kamu emekçilerinin sendikasızlaştırılması, devletin tüm kollarının savaş makinesine daha sorunsuz eklemlenmesi anlamına geliyor.

AFGE’nin hukuk vurgusu, sendikal mücadelenin sınırlarını gösteriyor: Hukuk, sermaye devleti tarafından ihlal edilip çiğnenebilen bir “haklar metni” olmaktan öteye geçemezken, emek örgütleri kendilerini bu alana hapsettikçe eylemsizliğe mahkûm oluyor. Oysa tarih gösterdi ki, grevler, genel direniş çağrıları, toplumsal dayanışma ağları, hukuksal mücadeleyi tamamlayıcı değil önceleyici taktikler olmadıkça, kalıcı kazanımlar elde edilemez. Örneğin, 2018’deki federal çalışan grevleri (Trump döneminde bile) hükümeti geri adım attırmıştı. Bugün atılması gereken adım, yalnızca mahkeme salonlarında değil, işyerlerinde, sokaklarda ve uluslararası emek cephelerinde sınıfsal mevziler örmek. Unutulmamalı emperyalist kapitalizm yalnızca hukukla değil kitlesel ve militan direnişle geriletilebilir. Sendikalar, “hukuki meşruiyet” kaygısını bir kenara bırakıp işçi sınıfının öz-örgütlülüğünü yükselten bir siyasal hat benimsemedikçe Trump’ın kararnameleri yalnızca bir başlangıç olacak.