Selma Akkaya
Nihal Candan’ın ölümü, bir bireyin fiziki yıkımından çok daha fazlasını temsil ediyor. Medya tarihinin uzun vadeli dönüşümünde, gerçeklik ile temsilin yer değiştirdiği, görünürlük ile değerin özdeşleştiği bir momentteyiz. Bu ölüm, öznel bir trajediden çok, ideolojik bir göstergedir. Candan figürü, sadece “popüler kültürün bir kurbanı” değil; neoliberal çağın görünürlük rejimi içinde teşekkül etmiş bir özne prototipidir.
Görünürlük Rejimi ve Yeni Ahlak
Son yirmi yılda Türkiye’de medyanın geçirdiği evrim, klasik habercilikten ya da içerik üretiminden ziyade bir duygu ekonomisi üretmeye yöneldi. Bu ekonomi, bireyleri birer performans öznesine dönüştürerek, mahremi teşhir edilebilir hale getirdi. Nihal Candan ve benzeri figürler, bu dönüşümün en uç formlarında teşekkül etmiş bedenlerdir. Michel Foucault’nun “biyopolitika” kavramı burada son derece işlevseldir: Artık sadece yaşamların değil, ölüm anlarının da medya içeriğine dönüşmesi, bireyin bedeninin dahi metalaştığını gösteriyor.
Hastane odasında gerçekleştirilen fenomen ziyaretleri, bu biyopolitik düzlemde okunmalı: Hasta beden, yalnızca şefkat nesnesi değil; etkileşim üreten bir içerik nesnesidir artık. Ölüm bile kendi başına bir son değil, “bir sonun gösterisi” halini almıştır.
Medya-İdeoloji Kompleksi ve Hegemonya
Gramsci’nin hegemonya kuramı, bu tür olayların salt bireysel yozlaşmalarla açıklanamayacağını gösterir. Burada bir rıza üretimi söz konusudur. Genç kuşaklar, para ve görünürlük arasındaki ilişkiyi yalnızca pragmatik bir strateji olarak değil, neredeyse doğal bir yaşamsal norm olarak içselleştirmiştir. “Para için her yol mübah” cümlesi, salt ahlaki bir çözülmenin değil, ideolojik bir hegemonya başarısının ürünüdür.
Bu hegemonya, yalnızca medya içerikleriyle değil, platform ekonomilerinin altyapısıyla da inşa edilir. Instagram, TikTok ve YouTube gibi mecralar, görünürlüğü bir sermaye türü olarak kodlamış; bu sermayenin yeniden üretimi için kişisel olanı, kırılgan olanı, hatta acıyı teşhir etmeyi teşvik etmiştir. Candan figürü, tam da bu hegemonik medya-toplum ilişkisinin “münferit olmayan bir tezahürü”dür.

Şöhretin Üretim ve Tüketim Süreci
Şöhret, artık geçmişteki gibi başarıya, bilgiye ya da kamusal bir katkıya dayalı olarak inşa edilmiyor. Guy Debord’un Gösteri Toplumu’nda işaret ettiği gibi, şöhret “gösterilebilir olan her şeyin” kutsanmasıdır. Bu gösteri, yalnızca arzuyu değil; değeri, gerçeği ve ölümü de yeniden kodlamaktadır.
Nihal Candan’ın şöhreti; yaşarken skandalla büyütüldü, ölürken ise trajediyle taçlandırıldı. Bu, aslında kapitalist medyanın içerik üretim zincirinin son halkasıdır: Kriz, kaos, çöküş ve nihayet ölüm. Şöhretin üretimi bir tür montaj hattına dönüşmüştür: Gündüz kuşağı → sosyal medya → kriz içerikleri → cezaevi → hastane → ölüm → anma paylaşımları → yeni etkileşimler.
Direnişin İmkanı Var mı?
Bu tablonun ümitsizliğe mahkûm olduğu düşünülebilir. Fakat mesele, bireysel çöküşleri ahlaki pencereden izlemektense, yapısal eleştiriye yönelmekte yatıyor. Candan’ın ölümü, bir çözülmenin değil, çözümlemenin kapısını aralayabilir.
Toplum, bu görünürlük ekonomisinin dışında kalan değer rejimlerini yeniden üretmeden; emek, hakikat, süreklilik gibi kavramları şöhret karşısında yeniden örgütlemeden, bu hegemonik medyatik kuşatmadan çıkamayacaktır.
Bir hayatın kaybı, ancak bu tür bir yeniden düşünüşle, bir başlangıca dönüşebilir.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!