Şubat Kültür Sanat Günleri’nin Bu Ayki Konuğu Gökçer Tahincioğlu Oldu



Şubat Kültür Sanat Günleri’nin bu ayki konuğu gazeteci-yazar Gökçer Tahincioğlu oldu


Şubat Kültür Sanat Günleri’nin bu ayki konuğu gazeteci-yazar Gökçer Tahincioğlu oldu. Tahincioğlu’nun “Sabahattin Ali’yi Ben Öldürdüm” romanı üzerinden Sabahattin Ali ve faili meçhuller konuşuldu. Yağmurlu bir Ankara günü olmasına rağmen etkinliğe emekçilerin katılımı yoğun oldu. Neredeyse salonun tamamının dolu olduğu etkinlik, İttihat ve Terakki kadroları tarafından katledilen gazeteci Ahmet Samim’in sözleriyle başladı. Ahmet Samim cinayetinden bugüne kadar olan faili belli cinayetlerin sistematik bir proje olduğu ve Sabahattin Ali cinayetinin de bu katletme geleneğinin bir parçası olduğu ifade edildi. Daha sonra gazeteci-yazar Gökçer Tahincioğlu’na söz verildi.

116 Yıllık “Yok Etme” Geleneği

Tahincioğlu, faili meçhullerin doğrudan bir yok etme geleneği olduğuna değinerek İttihat ve Terakki döneminden bu yana muhaliflerin bir “yok etme politikası” ile karşı karşıya kaldığını dile getirdi. Sabahattin Ali cinayetinin de bu yok etme geleneğinin bir devamı olduğunu vurguladı.

Ardından Hrant Dink ve Sabahattin Ali cinayetlerine değinen Tahincioğlu, aslında bu cinayetlerin hangilerinin gizlendiğine, hangilerinin ise topluma açık bir şekilde sunulduğuna bakmak gerektiğini belirtti. Bu cinayetlerin gözümüzün önünde bu kadar açık bir şekilde işleniyor olmasının ya da Sabahattin Ali cinayetinin çok kolay gizlenebilecek bir cinayetken Ali Ertekin’in ortaya çıkıp “Ben öldürdüm” demesinin ve bunun manşetlere taşınmasının topluma bir mesaj vermek olduğunu ifade etti. Bu durumun İttihat ve Terakki’den bu yana toplum mühendisliği çabalarının bir parçası olduğunu dile getirdi.

Tahincioğlu, “Sabahattin Ali’yi Ben Öldürdüm” kitabının ortaya çıkış öyküsünü ise şöyle dile getirdi:

Aslında ben ‘Beyaz Toros’ kitabının hazırlığı içerisindeydim. Yok edilen insanların yakınlarının adalet mücadelesini de dile getiren bir kitap. Bu nedenle Sabahattin Ali’nin kızı ile de görüştüm. Kitaptan bahsettim ve şöyle bir yanıt aldım: ‘Yeni ne söyleyebilirsiniz ki? Elli, altmış yıldır bunların hepsi yazıldı.’ Önce çok kızdım fakat sonra hak verdim. Yıllardır devlet, babasının nasıl öldürüldüğüne dair bir açıklama yapmamış. Burada ‘Yeni ne söyleyebilirsiniz?’ sorusu aklıma takıldı. Bu arada Trakya’daki bir kaynaktan yirmi sayfalık yeni kanıt bana ulaştı. Bu kaynağın bir kısmı Sabahattin Ali’nin fişlenme belgeleriydi. En sonunda şuna karar verdim: Bu belgeleri haber yapsam üç gün sonra unutulacak, fakat edebiyatın kalıcılığı var. Böylece kitap ortaya çıktı.

Tahincioğlu, kendisine sorulan “Kitabınızda Satılmış, Maria Puder gibi Sabahattin Ali karakterlerine yer vermenizin nedenini anlatır mısınız?” sorusunu; Sabahattin Ali’nin kırklı yaşlarda katledildiğini ve yarım kalan bir şeyler olduğunu, o karakterlerin yaşaması gerektiğini düşündüğünü, daha az bilinen karakterlerin de hatırlanmasını istediğini ve bu nedenle kitapta Sabahattin Ali karakterlerine yer verdiğini söyleyerek yanıtladı.

Tahincioğlu ayrıca toplumun bir kesiminin politik edebiyata karşı mesafeli olunmasına dair şunları dile getirdi:

Türkiye’de en çok sevilen kitaplar arasında Latin Amerika gerçekçi romanları var. Bunlar da faili meçhulleri, işkenceleri anlatıyor. 12 Eylül etkisiyle aynı konular burada işlendiğinde burun kıvıranlar oluyor. Benim üç romanım var. ‘Mühür’, ‘Kiraz Ağacı’ ve Sabahattin Ali kitabı. Ben aslında bunları bir üçleme gibi düşünmüştüm. Tarihten bugüne… Mühür cezaevlerini, çocuk istismarını anlatıyor; Pozantı örneğinde olduğu gibi. Kiraz Ağacı ölüm oruçlarını anlatıyor. Edebiyatın, geçmişten gelen ve bugün AKP otoriterliğinde somutlaşan gerçekliği verme görevi yok mudur?

Edebiyatın hakikate yaklaşma noktasında önemli bir araç olduğunu belirten Tahincioğlu, sözlerini Arjantin’deki Plaza de Mayo Anneleri’nin 50 yılı aşan adalet mücadelesini vurgulayarak faili meçhullerle mücadelenin bitimsiz bir yolculuk olduğunu belirtti.

Paneldeki diğer konuşmacılar ise Sabahattin Ali’nin o dönem maruz kaldığı hedef gösterme ve linç kampanyalarının, bugün sosyal medya üzerinden yürütülen modern linç kültürüyle büyük benzerlik taşıdığını vurguladı. Ali’nin “kendi olma hakkı” için verdiği mücadelenin, onu ölüme götüren süreçte belirleyici olduğu ifade edildi.

Etkinlik, İlmek Müzik Topluluğu’nun Sabahattin Ali şiirlerinden bestelenen şarkılardan oluşan dinletisiyle sona erdi.

Alınteri / Ankara