Rejim gibi embedded “aydınları” da dökülüyor



Canan Kaftancıoğlu’na yönelik ceza kararıyla ilgili yazısı yayınlanmadığı için Yeni Şafak’tan istifa eden Özlem Albayrak’la Star yazarları Ersoy Dede ve Hilal Kaplan arasındaki kirli çamaşır dökme atışması rejimin yaşadığı krizin küçük bir prototipidir!


Bir sistemin ve onu temsil eden siyasi iktidarın yapıp-ettikleri konusunda toplumsal rıza üretebilmesinin en önemli araçlarından biri, onunla ideolojik-siyasi-ekonomik olarak bütünleşmiş “aydınların” varlığı ve bu aydınların toplum nezdinde kazandıkları kabuldür.

AKP’li yılların ilk dönemlerinde bu çok açık görülür. Ekonomik-siyasi açılardan ciddi bir krizle debelenen burjuva devlet, AKP’nin iktidara gelmesiyle soluk almıştı. Onun işçi ve emekçilerin canına ot tıkayan neoliberal ekonomi politikaları bile ardı ardına yaptığı pek “demokratik” açılımlarla görülememişti. Bu açılımları yaldızlayarak propaganda eden, toplum nezdinde geniş bir rıza üreten temel aktörlerse liberal aydınlardı. Bu aydınların oynadıkları ideolojik-siyasi rol o kadar geniş bir etki yarattı ki devrimci hareket saflarından bile demokratik devrimin önemli sorunlarının çözüldüğüne dair tezler üretilir oldu. Onlara göre AKP faşizmi çözmüş, Kürt sorunu gibi başat bir demokratik sorunu burjuva demokrasisi sınırlarında hal yoluna koymuştu!

Herhangi bir kriz sınavıyla karşılaşmadan yolunu adımlayan ve bu arada eşine az rastlanır bir olur alıp geniş bir ittifak ve rıza halesiyle sarılan AKP’li bu dönem beklenenden kısa sürdü. Gerek dünyada ve bölgede gerekse eşyanın tabiatına da uygun olarak içerde yaşanan ilk ciddi ekonomik-siyasi kriz ve toplumsal patlama anında hızla yön değiştirdi. Cemaatle kurulan ittifak temelinde oluşturulan iktidar blokunun ömrü de bu kriz dinamikleriyle doldu ve kapışmalar hırlaşmalara ve dahası darbe girişimlerine dönüştü.

Bu süre boyunca AKP’li iktidara yaptıkları güzellemelerle işçi ve emekçilerin bilinçlerinin dumura uğramasında hayli önemli roller oynayan o “organik aydınlar”dan bir kısmı bu sefer “hakikat öyle değilmiş” diyerek “yetmez ama evet”çilikleri konusunda günah çıkarmaya ve doğal olarak da hedef haline gelmeye başladılar.

AKP gemisinde kalma ısrarını sürdüren embedded “aydınlar” ise bu dönemin tüm özelliklerini hızla kuşanarak, onun yerine ondan daha fazla cengaver bir tutumla yalakalık mertebelerinin en üst basamaklarına tırmanmak için birbiriyle yarıştılar. Herbiri ayrı bir ekonomik-kariyer çıkar ilişkisiyle iktidarın eteğine yapışan bu “aydınlar”ın hemen hepsi Mehmet Barlas gibi “her devrin adamı” olacak bir omurgasızlıkla maluldüler.

Cemaat’in “Allah’ın lütfu” olan bir darbe girişiminden sonra adeta ezilmesinden (?) ve yerine AKP-MHP-Ergenekon-Aydınlık çetesi-bilumum cemaat-tarikat-çeteler-çete artıklarıyla yeniden oluşturulmaya çalışılan iktidar bloku demenin bile güç olduğu yengeç sepeti “ittifak” üzerine bina edilmeye çalışılan führerci faşizmin en ateşli savunucuları da bu kalanlar oldular.

Bu embedded “aydınların” niteliği bile oluşturulmaya çalışılan yeni rejim-devlet biçiminin nasıl bir tıynette olduğunu açıkça gösterir oldu. Akrabalarına ihale almaya çalışan, kumar borcu için el-etek öpen, kendilerine bir şekilde bahşedilen yalılarda hükümet kurup bozarken el altından ihale kapan “sanatçılar”, “gazeteciler”; “bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” dercesine olup bitenin turnusol kağıdına dönüştüler.

Bir çeteler ittifakı haline gelen, siyaset yapış biçimi bile giderek racon kesme derekesine düşen, her türlü kötülüğü tersyüz edip “iyilik” diye topluma yutturmaya çalışan bu iktidarın zayıflığının en önemli göstergesi de yine onlar oldular. Keza tarih de bilir ki bir iktidarın gücü onun etrafında kümelenen aydınlarının niteliğini de belirler, tersinden “aydın” olarak yaslanılan o kesimin niteliği söz konusu iktidarın resmini de verir.

Etek öpüp, damadına ihale kapma aceleciliğiyle Saray’a koşarken ayağını bilekten kıran Hülya Koçyiğit ya da oğluna bilmem ne dilenen Orhan Gencebay ya da kumar borçları için iktidarın sunduğu arpalıklar arayan Yavuz Bingöl gibi sıralayabileceğimiz ve şimdilerde HDP Diyarbakır İl binası önündeki tiyatro sahnesinde arzı endam eden bu “parıltılı” “sanatçılar” geçidinin hemen yanında da merkezileştirilip, bir havuzda toplanan medya kalemşörları duruyor. Bu “gazetecilerin” Gezi İsyanından sonraki “Kabataş tacizi” yalanı üzerinden neler yapmaya çalıştıkları, nasıl bir rol oynadıkları halen akıllardadır!

TV’ler, gazeteler, çeşitli etkinlikler üzerinden işçi ve emekçilerin evlerine, kafalarının içine girerek onları kendi çürümüşlüklerine rıza göstermeye “ikna” etmeye çalışan bu kalemşörlar, şimdilerde birbirlerinin kirli çamaşırlarını dökmekle meşguller ve bu daha başlangıç …

Bu ilk sarsıntıda bile gelmekte olanı hissettirebiliyorlar. Çünkü bu embedded gazeteciler farelerin sesi algılayarak batan gemiyi hızla terk etmelerinde olduğu gibi bindikleri gemiyi batıracak bir fırtınanın eşiğinde olduklarını hissediyor, duyuyorlar.

Havuz Medyası’nın çamurluk amiri Yeni Şafak’ta yazan Özlem Albayrak’ın CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na yönelik ceza kararıyla ilgili kaleme aldığı yazısının yayınlanmaması nedeniyle istifa etmesi ve sonra ortaya dökülenler bundan sonra olabileceklerin de habercisi gibi.

Belli ki AKP içindeki çözülmenin bir devamı, çıkar ilişkileriyle AKP’ye adeta yapışmış “havuz”da da bekleniyor ki, akçeli işlerin başını çeken zevat Albayrak’ı anında salvoya tuttu. İstifa haberini ve yayınlanmayan yazısını sosyal medya hesabından paylaşmasından bir hafta sonra Havuz’un en mide bulandırıcı tetikçisi ve karanlık ilişkiler temsilcisi Ersoy Dede, Albayrak’ın yıllardır İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı BİMTAŞ’ta çalışmasını gündeme getirdi. Sabah yazarı Hilal Kaplan da aynı bilgiyi paylaşarak Havuz’dan kaçacak farelere sopa gösterme ısrarını sürdürdü.

Onlar bunu yaparken Albayrak da Kaplan’a hitaben herkesin bildiği, ama bugüne kadar kendi cenahlarınca sesli olarak dillendirilmeyen bir gerçeğe işaret ederek, “Ne ihale aldım, ne danışmanlık yaptım, ne genel müdür oldum. Yalıda oturup hükümet kurup hükümet yıkan birine çok gelmiş!” şeklinde yanıt verdi.

Kirli çamaşırlar, kirli ilişkiler, kirli çıkar birlikleri buraya kadar!

Aynı Havuz’un içindeki karışıklık polis yönlendirmesiyle HDP Diyarbakır İl Binası önünde oturma eylemi yaptırılan “Anneler”in haberini yapan muhabirlerin birbirine tekme tokat girişmesine de yansıdı bugün. Belli ki baştan başlayıp saçaklanan bu fosseptik çukuru yarattığı kültürle en kıyıdaki muhabirleri bile haber atlamak konusunda etkileyip, bozmuştu!

Sayısız çete toplamı olan rejimin halinin çıplak özeti; onun siper bekçiliğini yapan Havuz’un en seçkinlerinin söz konusu atışmalarından da görülüyor. Artık rıza üretemeyen, kendi tabanındaki ve içindeki çözülmeyi durduramayan, güvenirlik sınavından çakan, ekonomik kriz-bölgesel ve uluslararası kriz girdabı içinde boğulmamak için çırpınan bir rejimin en önemli dayanağı olan aydınlarının hal-i pür melali böyleyse onun sonu da üç aşağı beş yukarı bellidir.

Mesele işçi ve emekçilerin bu yıkımın altında kalmaması için kendi sınıfsal tutumlarını geliştirebilecekleri bir örgütlülükle buluşabilmeleridir.