Koronavirüs süreci bu düzenin işçi ve emekçilerin sağlık dahil tüm toplumsal ihtiyaçlarından nasıl bir uzaklık içinde olduğunun çarpıcı ifadesiydi. Uzayın fethine çıkan emperyalist kapitalist ülkeler, virüse karşı bırakalım aşı üretilmesini maske bile bulamayarak bu çarpıcı gerçeğin altını adeta çizmişti.
Salgının ilk günlerinde tuvalet kağıtları ya da marketlerdeki diğer temel ihtiyaç maddeleri üzerinden gelişen kavgalar, kapitalizmin yarattığı insan tipolojisinin de ifadesi olmuştu. Elbette bunda tümden başarılı olamadığı, diğer taraftan müthiş bir dayanışmacılık kültürünün kendi mecrasında aktığını da görmüştük.
Bütün bunlarla birlikte salgın sürecinin en çarpıcı gelişmelerinden biri de zenginliği, gücü, siyasi elitle ilişkisi olan kesimlerin gerek Covid-19 testlerine ulaşmaları ve kullanımındaki şımarıklıkları olmuştu. Diğer taraftan bu kesimlerden birilerinin tedavileri gerekli olduğunda devletin o olanaklarının nasıl seferber edildiğini görmüştük. Halktan insanlar hastane kapılarında, acil servis sedyelerinde ölümü beklerken, bu zamane elitlerinin yakınları için özel uçaklar kaldırılmıştı.
“VİP hasta” denilen bu kesimlerin içinde kimler yoktu ki… Milletvekili yakınları, devletle ihale ortaklıkları olan müteahhit bozuntuları ve yakınları, her türlü çıkar ilişkisiyle göbekten iktidara bağlanmış bilumum “sonradan görme”… Bu VİP Hasta zinciri gerçek anlamının dışında bir zincir olarak uzayıp gidiyordu.
Şimdi aynı sahneler aşı için de tekrarlanıyor. İlk aşılanması gerekenlerin salgınla mücadelenin en ön saflarında yer alan sağlıkçılar ve aileleri olması gerekirken, siyasi iktidarla yakınlığı bulunan, gücü-parası-olanakları bulunan kesimler olması, mevcut çürümüşlük içinde şaşırtıcı değil elbette. Fakat bunun bu kadar açık sergilenmesi örneğine az rastlanır cinsten. Tabii ki, burası Türkiye, mesela İspanya’da sırası gelmediği halde aşılanan Genelkurmay Başkanı’nın tepkiler üzerine istifa etmek zorunda kalması gibi gelişmelerin yaşanmasının imkansıza yakın olduğu, kurt kanunlarının hüküm sürdüğü bir ülke.
Hastalık riski en az bulunanların aşılanma sırasının en öne fırlaması, hatta bunların bilim insanı kimliği taşımaları, insanlık açısından nasıl bir noktada olduğumuzun özeti olmak dışında bir anlamı yok. Şimdilik basına yansıyan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde de sağlıkçı olmayan ve şu an aşılanacak grupta da yer almayan kişilere Covid-19 aşısı yapıldığı. Bu üniversitelerin yöneticileri İspanya Genelkurmay Başkanı gibi istifa etmek bir yana, tepkiler üzerine tek bir açıklama yapma zahmetine bile katlanmadı!
Birgün’den İsmail Arı’nın haberine göre Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nin aşı listesinde 8 bin 958 ismin yer aldığı görülürken şu isimler de dikkatleri çekti:
Prof. Dr. Mehmet Cahit Güran: Hacettepe Üniversitesi Rektörü, Prof. Dr. Vural Gökmen: Rektör Yardımcısı, Prof. Dr. Aydın Ulucan: Rektör danışmanı, Hakan Ay: Genel Sekreter, Y. Perran Varol: Genel Sekreter Yardımcısı, Av. F. Serpil Besni: Genel Sekreter Yardımcısı, Mustafa Cüneyt Aksoy: Genel Sekreter Yardımcısı, Güner Demirel: Genel Sekreter Yardımcısı
Sağlık Bakanlığı kaynakları, Covid-19 aşılaması için üniversitelerden ve üniversite hastanelerinin yönetimlerinden personel listesi istendiğini, bu listelere sağlıkçı olmayanların da eklenmiş olabileceğini ifade etmek dışında bir açıklama yapmıyor. Çünkü onlar için de kerli felli bilim insanlarının aşılanma için sıraları olmadığı halde sıraya girmeleri gayet anlaşılır bir durum!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!