İmamoğlu kararı ve muhalefetin şaşkınlığı: Uyanın balığa gidelim!



İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, uydurma bir davadan 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası kararı ve siyasi yasak hükmüne burjuva muhalefetten gelen ilk tepkiler, bu cenahın Führerci faşist rejim karşısındaki şaşkınlığını ve mızmızlığını bir kez daha ele verdi. Öyle ki önceki duruşmada verilen mütala, bugünkü duruşmada tekrarlanana kadar icazetçi muhalefet …


İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, uydurma bir davadan 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası kararı ve siyasi yasak hükmüne burjuva muhalefetten gelen ilk tepkiler, bu cenahın Führerci faşist rejim karşısındaki şaşkınlığını ve mızmızlığını bir kez daha ele verdi.

Öyle ki önceki duruşmada verilen mütala, bugünkü duruşmada tekrarlanana kadar icazetçi muhalefet bu cezanın çıkacağını beklemiyordu. Beklemediği, İmamoğlu’nun partisi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun günler torbaya girmiş gibi davanın karar duruşmasının görüldüğü gün ne amaçla gittiği de bilinmeyen bir Almanya gezisine çıkmasından anlaşılıyor.

Ceza verileceği anlaşılınca işin ciddiyetinin ayırdına varmış olmalı ki İmamoğlu, Saraçhane’ye çağrı yaptı. Kılıçdaroğlu önce uzaktan mesaj yayınladı sonra apar topar Türkiye’ye döndü. Meral Akşener, İmamoğlu’yla birlikte Saraçhane mitingine katıldı. Mitingde toplanan halkın tepkisi “Hükümet istifa” sloganında toplanırken Akşener ve İmamoğlu’nun konuşmalarının öznesi sandık çağrısı oldu.

Oysa sandık sınırları içinde düşünen, bütün plan ve yatırımlarını bunun üzerine kuranlara faşist rejimin bu kararla verdiği mesaj çok açık: Seçim ancak benim çizdiğim sınırlar içinde, benim koyduğum kurallar çerçevesinde, hatta benim istediğim adaylarla olur.

Hitlerci faşist iktidar koalisyonu bu kararla aynı zamanda bir nabız yoklamasında bulundu. Karşısındaki gücün etki alanını ve hareket yeteneğini ölçtü. Bu ölçüm, sadece bu tarz kararlarla değil, toplumsal öfke birikiminin yansıması olarak, İsmailağa Tarikatı’na bağlı Hiranur Vakfı’nda yaşanan 6 yaşındaki çocuğa sistematik cinsel istismar ve tecavüz vakasının iktidar tarafından üzerinin örtüldüğünün ortaya çıkmasına verilen tepkilerin düzeyi üzerinden de yapılıyor. Bu alçaklığa tepki toplumsallaşınca önce mahkeme tarihini öne almak, sonra da Kadir İstekli’yi gözaltına almak zorunda kaldılar.

Dolayısıyla Altılı Masa ve onun etrafında toplanan burjuva muhalefetin bu nabız yoklamasına verdiği mızmız yanıt, faşist rejimin emellerini sınırlamaktan uzak olmanın yanında onu güçlendiren bir etki doğuruyor.

Kürt illerinde yüzde 60-70 oylarla seçilmiş belediye eş başkanları tutuklanıp, belediyelere kayyımlar üzerinden çökülürken bırak karşı durmayı zımnen destek veren burjuva muhalefet temsilcileri, bugün sıranın kendilerine geldiğinin yeteri kadar farkında bile değil. İmamoğlu kararının temyiz süreci ve İBB’ye kayyım sopası altılı muhalefetin üzerinde Demokles’in kılıcı olarak sallanacak.

Faşist rejimin uygulamaları ve saldırganlığı karşısında “hukuk”, “sandık” sınırları içine sıkıştırılan rejimi değiştirme mücadelesi, maalesef yenilgiyi baştan kabul etmek anlamına gelir. Bu topraklarda 7 Haziran 2015 seçimleri başta olmak üzere bunun değişik örneklerini bugüne kadar çok gördük. Bütün bunlar olmamış gibi burjuva muhalefet demagogları, iptal edilen İstanbul seçimlerinin ezici bir farkla kazanılmasına sarılarak, aynı şeyin tekrarlanacağı havasıyla bunun üzerinden “umut sandıkta” retoriğiyle hareket ediyorlar.

Kuşkusuz faşist iktidar bloku hem toplumsal taban hem de prestij olarak gerilemenin yanında giderek hızlanan bir çözülme içinde. Bu kıskacı yarmak için bir süre önce tezgahladıkları Taksim’de bomba provokasyonu ya da bugünkü İmamoğlu kararı gibi bazıları ahmakça örgütlenmiş hamle üzerine hamle yapacaklar. Dolayısıyla iktidar organlarının gücünü kullanarak “şunu da yapmazlar” denilebilecek hiçbir şey yoktur.

Yoksulluk ve özgürlük yoksunluğu içerisinde kıvranan emekçilerde biriken toplumsal öfkenin faşist iktidar koalisyonunu ürkütüp sinmeye zorlayacak mücadeleci bir hatta yönelmesinin önünü açan politikalar güdülmedikçe, “seçim” endeksli bir muhalefetin başarı şansı oldukça zayıftır.

Sokaktan korkmayan, mücadeleyi sokağa taşıyan, sokağın gücüyle faşizmin çizdiği sınırları gerileten bir hatta girilmediği, işçi ve emekçilerin yaşamsal ihtiyaç ve özgürlüklerinin sınırlarını genişleten taleplerle dövüşülmediği sürece, bunlardan kopuk “sandık” çağrıları faşist iktidar koalisyonunun minderinde hareket etmenin ötesine geçmez.