Zehra Çaldağ
Bir tarafta deprem sırasında nasıl çıkabildiğini, bir tarafta enkaz altında kalan aile parçalarını, belki çocuğu, belki eşi, bekli anası-babası, kardeşi, akrabasını… o enkaz altından elleriyle, tırnaklarıyla canhıraş kurtarmak için çabalayan kadın.
Acısını yaşamaya fırsatı ol(a)mayan; yüreğinin acısını enkazdan sağ çıkanları sarmalamak, onları korumak, sıcak tutmak için harcayan…
Enkaz altında kalanların nefesini yüreğinde hissedip bir an önce çıkarılmasını bekleyen, yaşıyorsa canlı bedenine, hayatını kaybettiyse cenazesini alarak bir mezarı olmasını isteyen ve bekleyen acılı yürek…
Çocuğunun enkaz altında “anne su…” diyerek ölümünü izlemek zorunda kalan kadınlar…
Ya sonrası… Sonrası unutulmuşluk, gözardı edilmişlik, deprem ve devlet gerçekliği…
Deprem sonrasında hayalet şehre dönen Hatay’da kadın olmak öylesine inanılmaz zorluklarla doluydu ki…
Hiçbir insani ihtiyacı karşılayacak olanakların olmadığı, devlet tarafından bile-isteye ulaştırılmadığı bir ortamda yaşamaya çalışan kadınlar.
Tuvalet yok, su yok, elektrik yok, temizlik adına hiçbir imkân olmadığı gibi hijyen sağlamanın da imkansızlaştığı bir ortamdan bahsediyoruz.
Toplumun kadına biçtiği rol nedeniyle de böylesi koşullarda kadının yaşamı bir kez daha zorlaşmaktadır.
Herkes her şeyin farkında
Dayanışma amaçlı oluşturulan yaşam alanlarında ekmeği, suyu, bir giysiyi zorunlu ihtiyaç olarak görürken, bir kadının iç çamaşır ve pede olan ihtiyacının da bu kadar normal olması gerekirken pede ihtiyacı olduğunu ve “ped var mı” diyebilmenin öylesine zor olduğunu gördük.
Pede ihtiyacı olan bir kadının kıvranarak yanımıza kadar gelip bunu kulağımıza fısıldayarak söylemesi, kendisine pedi uzattığımızda illaki ya kolunun altına ya hırkasının cebine ya da elindeki poşetin içine hızlıca saklamaya çalışması çarpıcıydı. Nasıl ekmek ve su zorunlu insani ihtiyaç ise ped de öyle bir ihtiyaç; “Elinde götürebilirsin” dediğimizde belirgin bir tarzda rahatlaması içimize su serpen bir şeydi.
Babasıyla birlikte gelen küçük bir kız çocuğu dayanışma alanında ihtiyaçlarını aldıktan sonra kolilerin içine bakıp “ben şunlardan da (ped) almak istiyorum” dedi. Ben de “sen ne yapacaksın onları, daha senin için erken değil mi” diye sorduğumda “Ama annem için almak istiyorum, annem bunlardan almaya gelemedi” diyerek cevapladığında çok duygulanmıştım.
Ya da eşi için ped almaya gelip ama bunu nasıl söyleyeceğini bilemeyen, uzaktan kıvranarak bakan erkekler “Bir şey mi lâzımdı” diye sorduğumuzda nasıl büyük bir yükten kurtularak “Eşim için ped lazım da…’ demesi daha kat etmemiz gereken çok yol olduğu gerçekliğini ortaya koyuyordu.
Su olmadığı için temizlik yapılamadığı, ellerini-yüzlerini bile yıkayamadıkları bir ortamda özellikle kadınların ve çocukların sağlıkları büyük bir tehlike altında bırakıldı.
Kadınlarla, özellikle de genç kadınlarla konuştuğumuzda onların devlet tarafından kendilerine yapılanın çok net farkında olduklarını gördük.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!