6’lı Masa’nın kırılan ayağı üç gün süren toz fırtınasından sonra -şimdilik- tükrükle yapıştırılmışa benziyor.
Kılıçdaroğlu’nun aylardır göstere göstere hazırlandığı Cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı çıkarak masayı deviren Meral Akşener ve İYİP kurmayları, Dimyat’a pirince gidelim derken evdeki bulgurdan da olacaklarını görünce bütün tükürdüklerini yalayarak süklüm püklüm Masa’ya geri döndüler.
Zevahiri kurtarmaları için bulunan formül ise pratikte nasıl ve ne kadar işleyeceği belirsiz bir ‘siyasi komiserlik’ mekanizması. Akşener ve tayfasının gönüllerinde yatan Cumhurbaşkanı adayları Ekrem İmamoğlu ile Mansur Yavaş için “tam yetkili Cumhurbaşkanlığı yardımcılığı” koltuğu yaratıldı. Yusuf Hayaloğlu’nun dizelerindeki gibi “Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça…”
Birbirlerine ettikleri onca hakareti yutan bu belkemiksiz masa ortaklarına sondan başa doğru giderek sormazlar mı:
Hani siz bu ‘ucube sistemi’ tepeden tırnağa değiştirip “güçlendirilmiş parlamenter sistem” kuracaktınız? Millet ‘tek adam’ diktatörlüğünden yılmıştı, siz de bunu ‘yıkmaktan’ söz ediyordunuz, şimdi karşımıza ‘üç adam/triumvira yönetimi’ önerisiyle çıkıyorsunuz!! Bu be perhiz, bu be lahana turşusu?..
Akşener ve avanesi, Kılıçdaroğlu’nun adaylığına “seçilemez” bahanesiyle karşı çıkıyorlardı. İyi de yanına iki koltuk değneği eklenince Kılıçdaroğlu “güçlendirilmiş aday” haline mi gelmiş oldu?..
Sahi, İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın rolleri ne olacak? Kılıçdaroğlu’nu mu denetleyecekler, ona kayyumluk mu yapacaklar?.. Bu arada ya bu ikisi de birbirleriyle rekabete tutuşurlarsa ne olacak?.. Bu izdivaç karakolda mı bitecek?..
6’lı Masa’nın Akşener dışındaki ortakları da “tam yetkili yardımcılık” hayali ve beklentisi içindeydiler. Öyle ki Davutoğlu, “yetkiler eşit olmazsa kriz çıkar, ittifak dağılır” havasındaydı. Şimdi ne olacak? Dört koltuk da onlara mı verilecek?.. Aylardan beri ”Güçlendirilmiş parlamenter sistem” derken pantolon uyduramadık ceket verelim misali şimdi “Herbiri tam yetkili 7 yardımcılı Cumhurbaşkanlığı sistemi” mi kuracaksınız?..
Nasıl ki deprem burjuva devletin gerçek yüzünü bütün çıplaklığıyla gözler önüne serdiyse “Tayyip Erdoğan düşmanlığı”nı sömürü temelinde aylardan beri ipe un seren 6’lı Masa cephesinde son 72 saat içinde yaşananlar da burjuva siyaset zemininde ilke-değer aramamak gerektiği gerçeğini bir kez daha göstermiş olmalı. Süleyman Demirel’in sanki olağanüstü bir siyaset felsefesi ve bilgelik örneğiymiş gibi ikide bir tekrarlanan “Siyasette 24 saat bile uzun bir süredir” sözü işte tam da bu kaypaklığı anlatır.
Akşener’in patlattığı bombanın ardından ortalığı tahmin, tahlil, yorum, kehanet sağanağı kapladı. Seçimlerin ardından İYİP’nin nasıl dağılacağını tasvir edeni mi ararsın, “ben yıllar önce demiştim” diye böbürleneni mi… Hatta Ersan Şen gibi kendine aşık televizyon kuşları bile “Ben de adayım” diye sahneye fırladı. Akşener ve avanesinin -yine ‘devlet aklı’nın devreye girmesiyle- attıkları güvercin takla tabii bu çokbilmişleri de şapa oturttu.
Yalnız bu arada bazı gerçeklerin ucu aralanır gibi oldu. Akşener ve MHP’li kurmaylarının Alevi ve Kürt düşmanlığından kaynaklanan Kılıçdaroğlu karşıtlığı bilinmeyen bir şey değildi. Cihan Paçacı bunu açıkça dile de getirdi zaten. Kılıf olarak “seçilebilecek aday” gerekçesini kullanıyorlardı. Anketlerin Türkiye özelinde de nasıl yanıltıcı olup çoğu kez nasıl çuvalladığı malum. Kaldı ki siz bir aday çıkarıyorsanız, topluma söyleyecek bir sözünüz ve iddianız var, daha doğrusu olmalı demektir. Kitlelerin seçimler ve parlamentodan umudunu kesmediği koşullarda bir de mevcut iktidar belirgin bir güç, prestij ve inisiyatif kaybı içindeyse iyi örgütlenmiş etkili bir seçim kampanyası yürüterek pekala sürpriz sonuçlar elde edebilirsiniz.
Siyasetin bu basit gerçekleri ortadayken Akşener ve avanesinin işi masayı devirmeye kadar vardırmalarının nedeninin Kılıçdaroğlu’nun seçilme şansını zayıf görmeleri değil tam da özellikle deprem sürecinde kuvvetlendiğini görmekten kaynaklandığı anlaşıldı. Nitekim Akşener’in masayı devirmekle kalmayıp aylardır kolkola göründüğü bütün masa ortaklarına hakaretler yağdırmasının arkasında Kılıçdaroğlu’nun özellikle de 5’li çete olarak bilinen kan emici inşaat baronlarıyla Hazine’den hortumlanan 128 milyar doların hesabını sormaktaki ısrarının yattığına dair bilgiler döküldü ortalığa. Öyle ki, Akşener’in akıl hocalarının başında gelen yiyiciliğiyle meşhur, 1999 depremi sırasındaki yolsuzlukları nedeniyle Yüce Divan’lık olmuş MHP’li kemik faşistlerden Koray Aydın’ın Cengiz İnşaat’ın patronu Mehmet Cengiz’le Ankara’da gizli bir görüşme yaptığı açığa çıktı.
Öte yandan deprem sürecinde “iktidarla hizalanmayı” reddeden Kılıçdaroğlu’nun Akşener’in restini “Merak etmeyin, taşlar yerine oturacak” diyerek soğukkanlılıkla karşılamasının ardından bir bahane icat ederek Sol Parti ve TİP’i ziyaret etmesi, TKP’den de randevu istemesi anlaşılan Masa’nın diğer ortaklarını da panikletti. ‘Devlet aklı’ bu noktada devreye girdi. Anlaşılan “Kılıçdaroğlu, bu ziyaretlerin ardından HDP’ye de mi yanaşır?..” endişesi baş gösterdi. Akşener’in masaya dönmesi için özellikle Ahmet Davutoğlu’nun yoğun mesai harcamasını, bu arada Ali Babacan çevresinden de Akşener’i ‘yumuşatacak’ sinyaller verilmesini Masa iyice işlevsizleşirse ayazda kalmaları kesin olan bu küçük ortakların yaşadıkları korkunun belirtileri olarak okumak yanlış olmasa gerek.
Velhasıl 72 saatlik bir toz-dumanın ardından Masa tekrar kurulmuşa benziyor. Tabii önümüzdeki günlerde karşılaşma olasılığının yüksek olduğu yeni bir kriz hatta krizlere kadar… Asıl tantananın eğer kazanacak olurlarsa seçimlerden sonra çıkacağı ise neredeyse kesin. Zaten gazozun gazı şimdiden kaçtı. Bu ittifakın kriz öncesi yarattığı rüzgarı yakalaması biraz zor.
Şu 72 saat içinde olup bitenlere bakınca ağayla marabasının at arabasıyla kasabaya giderken sıkıntıdan oynadıkları ve sonunda “Madem sonuç değişmeyecekti, biz bu haltı niye yedik?..” sorusunu sordukları oyun gelmiyor mu sizin de aklınıza?..
Bu arada yaşanan bütün bu çalkantı içerisinde halkta güçlü bir değişim isteği ve beklentisinin olduğu gerçeği daha fazla açığa çıktı. “Birleşe birleşe kazanacağız” sloganında vücut bulan da aslında bu istek. Yalnız 6’lı Masa’nın yaşadığı şu son kriz bile eğer bu istek sandığa sıkıştırılırsa, seçimde sandığa gidip oy kullanmakla sınırlı kalır ve tutulursa hayal kırıklığına uğrayıp heba olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktan kurtulamayacak. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan’ın şefliğindeki faşist iktidar koalisyonunun alaşağı edilmesi, nasıl ucuz hesaplar peşinde koştukları ve zafiyetleri bütün çıplaklığıyla ortaya serilen 6’lı Masa’nın icazet çizgisiyle değil, onların da sınırlarını patlatan bir halk hareketinin örgütlenmesiyle mümkündür.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!