6 Şubat depremlerinin üzerinden 8 aydan fazla zaman geçti. Yaşanan can pazarı hafızalarda henüz çok taze. 10 kentin, insanları, hayvanları, doğasıyla can vermesi, enkaz başında sevdiklerinin çıkarılması için yalvaran insanların çaresizliği hafızalarda yerini koruyor. Enkaz altında kalan yakınlarını aylar geçmesine rağmen bulamayan çok sayıda insan var. 1999’dan 2023’e geçen 24 yılda hayatta kalanların adalet çığlığı hiç susmadı.
Türkiye’nin deprem kuşağında olduğu asırlardır biliniyor. Üstelik fay hatlarının üzerinde bulunan bu topraklarda uzun yıllardır depremler yıkımlar oluyor ve uzmanlar bu doğa olaylarının devamının geleceğini, gerekli önlemler alınmadığı taktirde sonuçlarının yine felaket olacağını belirtiyorlar. Gerçekleşen depremlere, can kayıplarına rağmen önlem alınmayıp somut bir adım atılmıyor. Tersine yıkımları daha da büyütecek ihalelerin, imar aflarının önü açılarak sermayenin çıkarları doğrultusunda adımlar atılıyor. İnsan hayatını önemsemeyen bu politikaların, rant odaklı yatırımların ağır sonuçlarını her seferinde işçi ve emekçiler ödedi ve ödemeye devam ediyorlar.
Depreme yönelik önlem aldığını söyleyen sistem, gerçekte milyonlarca canı göz göre göre ölüme sürükleyecek politikaları hayata geçirdi. Örneğin, ’99 depremi sonrası kurulan Ulusal Deprem Konseyi 2007’de lağvedildi. İnşaat firmalarının isteği üzerine 2007, 2010 ve 2019’da İmar Yasası’nda değişikliğe gidilerek deprem güvenliğinden tavizler verildi. Toplanma alanları imara açıldı. Ekonomik krizle birlikte derinleşen yoksulluğun üzerine bir de deprem faktörü eklenince emekçiler için yaşam çekilmez bir hal alıyor. Üstelik deprem, sistemin ekonomik krizinin yükünü emekçilere yıkabilmek için ortaya atılan gerekçelerden biri haline getirildi. “Deprem vergisi” diye on milyarlarca lira emekçilerin cebinden alınmamış gibi, ekonomik yıkımın faturasını emekçilere kesmek için “Milli Dayanışma Paketi” adı altında vergi artışlarının ve zamların nedeni depreme bağlandı.
Kış mevsimine yaklaştığımız bugünlerde deprem bölgesindeki insanlar sağlık ve barınma sorunuyla karşı karşıya. Birçok yerde su sorunu var. Yeterli sağlık hizmeti olmaması, yıkımların gelişigüzel yapılması nedeniyle, molozlardan ve asbestten dolayı solunum yolu enfeksiyonları ve astım gibi hastalıklar artıyor. Yanı sıra psikolojik sorunlar, hijyenik ortamların oluşturulamaması depremzedeler için ciddi sorun teşkil ediyor. Bu yaşananlar sistemin ders çıkarmaktan ziyade her şeyi ranta çeviren bir sınıfsal anlayışa sahip olduğunu gösteriyor. Burjuvazi kitlelerin felaketler karşısında yaşadığı korku vb. durumları kendisi için bir fırsata çevirerek hayata geçirmekte zorlandığı politikaları devreye koyacak ‘altın dönemler’ olarak görür.
Aylar geçmesine rağmen deprem yaralarının sarılması bir yana, bölgedeki insanlar zor koşullarda yaşamaya mahkûm ediliyor, yeni felaketlerin yolunu döşeyen projeleri teşvik ediyor. Yaşam alanlarımız, doğamız, ekonomik siyasi haklarımız yok sayılıyor. Bu acı deneyimler gösteriyor ki, mücadelenin olmadığı yerde sömürü olur, hak gaspı olur, insanlar hiçe sayılarak nesneleştirilir.
[Alınteri okuru bir depremzede]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!