Zehra Çaldağ
Yaşam hakkını savunmak ve bunun için mücadele etmek, karşılıksız bir emek, azim ve kararlılık gerektirir. Hayvan hakları mücadelesini kullanıp bundan siyasi rant devşirmeye kalkışanlar, bu mücadelenin “hayvana, doğaya, insana, topluma özgürlük” eksenini kaydırmaya çalışanlar, tacizci cinsiyetçiler, ırkçılar, muhbirler ve işbirlikçiler… kendi çöplüğünüzde, ötede oynayın az biraz!
Gözünde, yüreğinde, yaşamında kin, nefret, çıkar, rant duyguları barındıranlar gerçek anlamda “yaşam hakkını” savunamaz! Bu tutumun doğası tüm bunlardan arınmayı gerektirir. Bu çevreler, hayattaki duruşları da doğası gereği böyle bir gerçeklik barındıramaz. Onlar ancak kendilerine ait olanı savunurlar. Yağma, talan, katliam işlerine geliyorsa ortak olacakları pratiklerdir. İşlerine geldiği kadardır “yaşam savunuculuğu”!
Bu çevreler genellikle kapitalist devletin bekasına odaklanırlar, muhalefet ettiklerinde bile bu beka için gerekli kutuplaştırmayı yaratmak için muhalefet ederler.
En bilinenden başlayalım. Ensar Vakfı’ndaki çocuk tecavüzlerini aklınıza getirin. Tam kırk erkek çocuğa tecavüz edilmişti. Ya da Uşakki Cemaati’nde 6 yaşındaki kız çocuğunun evlilik adı altında istismara sunulması… Bu yozluklar, çürümeler ortaya çıktığında birileri olup biteni teşhir edip, alanlara çıkarken; bu çevrelerin gıkı çıkmamıştı. Dahası koskoca devletin bakanı hem de tırnak içinde bir kadın bakan “bir kereden bir şey olmaz” diyecek kadar ileri gittiğinde de çocukların yaşam hakkını savunmak için kıllarını kıpırdatmamıştı bu çevreler.
Daha yakın zamanda Kayseri’de Suriyeli bir erkek çocuğa istismarda bulunduğu haberlerini yayarak istismarcı olduğu belirtilen şahız gözaltına alındığı halde Suriyelilere pogrom uygulamaya kalkışanlar da Ensar’a ses çıkarmayan bu güruhlardır. Üstelik çağrılarla bir çok şehirde onların deyimiyle “sığıntıların” evlerini, araçlarını, işyerlerini yakıp yıkmaya kalkışmışlardı. Bunları yaparken, o evlerde çocukların olabileceğini bir an olsun düşünmeyecek kadar kendilerinden geçmişlerdi. Sivas Katliamı’nın yıldönümü olan 2 Temmuz’da gerçekleşen bu pogrom denemesi, yeni bir Sivas’ın yaşanmasıyla sonuçlanacak bir gözü dönmüşlükle sergilenmişti.
Tacizci/istismarcı “sığıntı” olunca ayağa kalkan bu güruhlara, “Ensar ya da Uşakki Cemaati’ndeki çocuk istismarına ilişkin gerçekler ortalığa dökülürken neden oraların önünde eylem yapmadınız? Siz nasıl bir ‘yaşam hakkı’ savunucusunuz? Bu tutarsızlıkla tüm canlıların yaşam hakkı nasıl savunabilir? Kimlikler üzerinden, milliyetçilikle, ırkçılıkla bu savunularla yaşam hakkı savunmanız mümkün mü?” diye soruyoruz.
Biz cevaplayalım, ASLA mümkün değildir!
Çünkü bir kere olsun sizin “sığıntı” ya da sığınmacı dediğiniz mültecilerin hangi politikalar yüzünden kendi topraklarından kopup da buralara gelmek zorunda kaldıklarını sorgulamadınız, sorgulamazsınız da! Kendi tacizcinize, tecavüzcünüze sesiniz çıkmaz; mülteci olunca faşist-kafatasçı histerinizle güruh halinde saldırırsınız.
Bir işçinin işten atılmasına karşı hiç mücadele ettiniz mi hayatınızda? Bir işçi işten çıkarılınca sadece işten çıkarılan o işçi işsiz, aç, sefalete mahkûm olmuyor; biliyor musunuz? Sizin o kutsal saydınız ailesi, çoluğu, çocuğu da o sefalete mahkum oluyor.
Ya da MESEM’lerde küçücük yaşta güya meslek edindirildikleri yerlerde kölece çalıştırılırken eli, kolu kopan ya da ölen çocuklar için bir kere bir şey söylediniz mi?
Çeşitli sektörlerde çalışırken iş cinayetlerinde hayatlarından olan işçiler, emekçiler için bir şey dediniz mi? ‘Bu işçi neden iş cinayetinde öldü?’ diye hiç sordunuz mu; sormazsınız!
Kadın taciz ve tecavüzcüleri cezasızlık politikası yüzünden sokaklarda cirit atarken, “yaşam hakkı” sizin mücadelenizin neresinde?
Cinsel kimlikleri nedeniyle toplumca dışlanan, ötekileştirilen LGBT+’ların yaşam hakkı sizin mücadelenizin neresinde; tabi ki hiçbir yerinde!
Ya da iş cinayetlerinde hayatlarını kaybeden işçilerin ailelerinin yanında olabildiniz mi?!.
Bu ülkede hem de kimliğinde “TC vatandaşı” yazılı olanlar tarafından küçük çocuklara tecavüz, taciz ediliyor ya da öldürülüyorlar. Öyle iğrenç ki, sokakta köpeklere tecavüz ediliyor. Köpekler işkence ile öldürülüyor. Sokakta yaşanıyor bunlar, bunların hesabını kim verecek, kim soracak, nasıl soracak?
İnsanlarda olduğu gibi ayrıştıranlar mı, ötekileştirenler mi, gözlerinde, yüreklerinde kin ve nefret taşıyanlar mı?
Bir yasa çıkarılmaya çalışılıyor; sokak köpeklerinin ortadan kaldırılmasını hedefleyen bu yasa neden şimdi, bir buçuk aydır gündemde, hiç sordunuz mu? Kendinize, bu yasayla gündem meşgul edilirken bir taraftan öğretmenleri iktidarın kölesi yapmayı hedefleyen Öğretmenlik Meslek Kanunu (ÖMK), bir taraftan yeni yargı paketi Meclis’te tartışılıyor. O pakette daha başka kritik düzenlemelerin yanı sıra Anayasa’nın 9. Maddesi yani kadınların isterlerse kızlık soyadlarını kullanmaları yasaklandı. Bu arada devletin dümenindekiler aylardır işçilere, emekçilere, emeklilere Temmuz’da zam yapılmayacağını yineleyip duruyor. Açıktan “bir lokma ekmek bulursanız şükredin” deniliyor! Peki, “yaşam hakkı” diyen sizler buna ne diyorsunuz?
Bu güne kadar katliam yasası için ne yaptığı, hangi mecralarda buna karşı mücadele ettiği belli olmayan “hayvanseverler”, siz yaşam hakkı savunucusu olamazsınız. İşiniz gücünüz bu hakkı tutarlı bir şekilde savunan ve bunu 52 gündür Sakarya Caddesi’nde sürdürdükleri eylem, son olarak Meclis Parkı’nda başlattıkları, bugün 5’inci gününe giren -bugün her ne kadar 15 Temmuz garabeti yüzünden Meclis Parkı’na alınmasalar da- sahici ‘Yaşam Nöbeti’ni provoke etmektir. Bu amaç dışında bir dürtünüzün, gayenizin olamayacağını çok iyi biliyoruz.
Yaşam nöbeti başlatanlar alınmasa da bugün beşinci gününde olan yaşam nöbetini provoke etme sorumluluğunuzla eylemi sabote etmeye kalktınız. Çünkü çıkar ilişkileriniz, rant güdünüz ve ideolojik bakışınız bunu gerektiriyordu.
Siz hayvansever olduğunuzu söylüyorsunuz; evet hayvanseversiniz ama kendi hayvanlarınızı seviyorsunuz! Dün o alanda bugüne kadar görmediğimiz kalabalık yani hayvanseverler olarak zuhur ettiniz ve 52 gündür sürdürülen yaşam hakkı eylemine ve bu eylemin inisiyatiflerine hiçbir saygınız yoktu.
Zaten Ulus’ta sergilediğiniz bu sahte “yaşam savunuculuğunuzun” devamında Sakarya Caddesi’ne geldiniz; ama saygısızca, oradaki inisiyatifleri yok sayan ve belli bir provokasyon amacıyla…
Sizin oraya geliş amacınız “yaşam hakkını” savunmak değildi, olmazı tabiatın doğasına aykırı olur zaten. “Öteki” olarak gördüğünüz, günlerdir trol ordunuzla hedefe çakmaya çalıştığınız eylemi ve inisiyatifi dağıtmaktı amacınız. Hem de katliam yasasının Meclis’te görüşülmeye başladığı en kritik günlerde bunu yapıyorsunuz.
“Hayırdır ne yapmak istiyorsunuz?” diye sormuş olalım, bu yaptığınızla özünde yasanın geçmesine zemin hazırlamaya çalıştığınızın farkında olmadığını düşünmüyoruz!
Tekrar yineleyelim: Hayvan hakları mücadelesini kullanıp bundan kazanç sağlayanlar, tacizci cinsiyetçiler, ırkçılar, muhbirler ve işbirlikçiler kendi çöplüğünüzde, ötede oynayın az biraz!..
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!