Ermeni Soykırımı 104. yılında Ankara Düşüncede Özgürlük Girişimi’nin düzenlediği panel ile bir kez daha çıplak gerçekliği ile anlatıldı ve soykırımın inkarlarla devam ettiği ortaya konuldu.
Panelde Fikret Başkaya, Temel Demirer, İsmail Beşikçi ve Nevzat Onaran sunumlar yaparak, soykırımı ve bu soykırımın bugün inkarlarla nasıl devam ettiğine ışık tuttular.
Panel soykırımda ve bugüne kadar katledilen Ermeni arkadaşlarımız için saygı duruşunda bulunarak başladı. Açılış konuşmasını Mahmut Konuk’un yaptığı panelde, saygı duruşundan sonra ilk olarak Fikret Başkaya konuştu.
Fikret Başkaya kaonuşmasında, “Bir toplumun hafıza kaybı yani amnezi toplumu geçmişine yabancılaştırılmak, sömürü baskı ile gerçekleştiriliyor. Egemen sınıf tarihin gerçek yapıcılarının emekçi halk kitlelerinin esemesi okunmaz. Bunun yerine; klikler, komutanlar, krallar, ulu önderler vardır. Utanılacak ne varsa yok sayar, üstünden atlar. Sadece gurur duyulacak bir şanlı geçmiş bugünlerde yaşanan kötülükleri unutturma görevi de görür. Resmi tarih zalimlerin zulmünün cezasız kalmasını da sağlar bu niteliği itibariyle de bir tür beraat ettiricidir” dedi.
Başkaya’nın ardından Temel Demirer konuşma yaptı.
Demirer konuşmasında; Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın soykırıma ilişkin “Elinizde belge var mı, varsa koyun” yaklaşımına işaret ederek, belgenin Ermenilerin topraklarına kurulan köşkler ve havalimanları olduğunu vurguladı. “Belge Çankaya Köşkü, Atatürk’ün bağ evi belge. İncirlik Hava üstünün bulunduğu yer bir Ermeni aileye ait ve bu aile MİT tehdidiyle karşılaşıyor” diye belirten Demirer, hazinede yer aldığı söylenen 66 sayfalık Emval-i Metruke defterinin neden gizlendiğini sordu. Ermenilerin başka ülkelere sürüldüğü söylemine karşı “2 milyon 100 bin Erme başka ülkede sürüldülerse neden o ülkelerde yoklar?” sorusunu soran Demirer devamında, “4000 yıllık tarihe sahibiz” dedi. Kemal Tahir’in romanlarında bahsettiği gibi hepimizin ailesinde bir Ermeni gelin olduğunu, ana tarafımızın renkli gözlü olduğu ve gavur diye hitap edildiğini ifade etti. “Bizden makul ve makbul olmamızı istiyorlar hayır biz az olmamıza rağmen öyle değiliz. Özür dilemek yetmez vatandaşlığın iadesi ve malların geri iadesini istiyoruz” diye belirten Demirer, mevcut burjuvazinin Ermeni malları ve birikimi üzerinden semirdiğini ifade etti.
Demirer’den sonra İsmail Beşikçi de konuşmasında, Türk burjuvazisinin sermaye kaynağının Rum ve Ermenilerin malvarlığı olduğunu, üniversitelerde ve basında buna yönelik bir çalışma yapılamadığını belirtti. Geçmişte Darülfünun’da (ilk üniversitede) buna karşı koyunların ihraç edildiğini anlatarak, etik konularına değindi. Komşu mallarının yağma ve talan edilmesine, bir gecede ele geçirilen malların bürokratların, istihbarat üyelerinin üzerine geçirildiğini anlattı, bu sürecin aynı zamanda hukuksal altyapısının da oluşturulduğunu ifade etti. Bu anlayışın daha sonra Kürt’lere yönelik soykırımcı politikalarla devamlılık taşıdığını vurguladı.
Baskın Oran, Batı’nın önerdiği Osmanlı’nın söz verdiği ama asla uymadığı reformlardan bahsetti ve Ermeni Soykırımı’na giden süreçteki irili ufaklı gelişmeleri, savaşları, yapılan kimi anlaşmaları hatırlatarak, Osmanlı’nın 1. Dünya Savaş’ına girme nedenlerinden birinin Ermeni meselesi olduğunu ifade ederek, ne Ermeni sorununda ne de Kürt sorununda bugüne kadar yol katedilemediğini, “şark meselesinin” bugün Suriye’ de hala devam ettiğini vurguladı
Nevzat Oranar ise konuşmasında; sermayenin Türkleştirilmesi sürecini anlattı. Emval-i metruke ile sürülenin mallarına tekrar kavuşamadığını, 2003’de bir TC vatandaşına “dedenin mirasını alamazsın” dendiğini hatırlattı. 1970’de vakıf mallarına el konulması konularına değindi.
Panel Grup devinim iki güzel Ermeni parçasıyla sona erdi.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!