Bilal Erdoğan’dan ‘sivil toplumu her alanda örgütleyin’ direktifi!



Türkiye Gençlik STK’ları Platformu (TGSP) Yönetim Kurulu Üyesi olarak Denizli’de düzenlenen Ege Bölgesi Sivil Toplum Kuruluşları İstişare Toplantısı’nda konuşan Bilal Erdoğan ‘Müslüman-dindar” sivil toplum ağının örgütlenmesi direktifleri verdi!


Tayyip Erdoğan’ın oğlu olmak dışında bir vasfı bulunmayan ve fakat resmi protokollerle karşılanmakta eksiksiz davranılan Bilal Erdoğan, AKP’li devletin kendi sivil toplumunu yaratma işler müdürlüğü görevini sektirmeden gerçekleştirmeye devam ediyor.

Bilal Erdoğan, Türkiye Gençlik STK’ları Platformu (TGSP) Yönetim Kurulu Üyesi olarak Denizli’de düzenlenen Ege Bölgesi Sivil Toplum Kuruluşları İstişare Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, “Bu ülkede mason olmayı kimse sorgulamıyor. Meydanı başkalarına bırakmamamız lazım” ifadeleriyle kendi deyimiyle “Müslüman-dindarlar”ı sağlıktan eğitime, çevreye kadar tüm bir sivil toplumu bu ideolojik dürtülerle örgütlemeye çağırdı, dahası direktif verdi.

Belli ki “millici” söylem ve siyaset dili (ırkçı-şoven) yetmedi! Onu epeydir unuttukları “din kardeşliği” söylemini “Müslüman-dindarlar” şeklinde daraltarak tahkim etmeye karar verdiler ve bu işin ilk adımlarını atmak da Bilal oğlana kaldı. AKP tabanındaki çözülmeyi durduracak yeni söylemin bu olacağını haber verircesine…

Gerçi babası Tayyip Erdoğan da benzer bir çıkışı BM Genel Kurulu’na katılmak üzere gittiği ABD’de düzenlenen bir etkinlikteki konuşmasında yaptı. O da Keşmir’de inek eti yedikleri için kırbaçlanan Müslüman gençlere işaret ederek lafı getirip “Bizim ülkemizde domuz eti yiyenler var. Biz, domuz eti yiyor diye bunlara müdahale etmedik, etmiyoruz da” bağladı. Üstüne bir de lütfedercesine, “Niye? onun inancı gereği yiyebilir, bizi çok da ilgilendirmez” dedi.

Bilal Erdoğan da aynı “Müslüman-dindarlığı” tüm bir sivil toplumun bu ideoloji-siyasi amaçlarla hareket eden dernek ve vakıflar tarafından örgütlenmesi direktifiyle vurguladı. Birçok büyükşehir belediyesinin kaybedilmiş olmasının da bunda payı büyük elbette. Keza o belediyeleri kendi sivil toplum ağını yaratmanın aracı olarak nasıl kullandıklarını biliyoruz. Şimdilerde havuz medyasının bile bu arpalıklardan yoksun kalmanın sancılarıyla boğuştuğunu düşünecek olursak belediyeler eliyle yapılan toplumsal örgütlenme çalışmalarının yeni durumda devletin gücünü de arkasına alan dernek ve vakıflar eliyle sürdürmeyi planladıklarını anlamak güç olmayacaktır.

AKP’nin bizzat oluşturduğu pek çok çevre derneğinin olduğu ve bunların her birinin doğa katliamının aktif özneleri olduğunu düşünecek olursak Bilal Erdoğan’ın  “örgütleyin” diye direktif verdiği bu “sivil toplum ağlarının” ne mene bir şey olduğu da anlaşılacaktır.

İlk hedefse her zaman olduğu gibi gençlik…  Erdoğan gençlerin spor kulüpleri, yurtlar üzerinden örgütlenmesi konusunda bir yığın direktif saldı.

Siyasi iktidara yakın ve Müslüman-dindar çizgideki STK’ların ulaşabildiği genç oranının yüzde 10’unun çok altında olduğunu belirterek, “Yurt, burs, kurs faaliyetiyle çok büyük kitlesel ulaşımları yapmak mümkün değil. Örneğin sadece ‘örgün eğitimde’ üniversitelerde 5 milyon civarında öğrenciden bahsediyoruz. Bunların yaklaşık 700 bini Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu yurtlarında barınıyor. Bizim bütün vakıflarımızın, derneklerimizin yurtlarının kapasitesi 60 bin, taş çatlasın 65-70 bin. Dolayısıyla bütün gayretimizi, bu 60 bin kapasiteli yurtları işletmek için gösterirken 700 bin öğrencinin olduğu YURTKUR’ları tamamen ıskalamış oluyoruz” dedi.

Yöneticiliğini yaptığı vakfın faaliyetlerinin henüz zenginleştirilemediğinden şikayet eden Bilal Erdoğan, iktidara yakın STK’lara spor alanında yayılma talimatı verdi:

Sporda var olmak zorundayız. Çünkü siz gençlikle ilgili çalışma yapacaksanız, gençleri spora teşvik etmek doğru bir şey olduğuna göre, sporda gençler yoğunluklu olduğuna göre sporda olacağız. Her bir STK’nın muhakkak sporla ilgili bir iştigalinin olması lazım.

‘Müslüman dindar” ve “Müslüman olmayan” vakıflar!

Türkiye’de kurulan vakıfların ‘Müslüman dindar’lar tarafından kurulmadığını söyleyerek Müslüman olmayan vakıf ve dernekleri hedef gösteren Bilal Erdoğan, hastalara yardımcı olan dernek ve vakıfların ‘neden Müslüman dindarlar’ tarafından kurulmadığını sorarak, bu alanın hızla örgütlenmesini buyurdu:

Türkiye’de filanca hastalığın derneği var, falanca hastalığın vakfı var. Bakıyorsunuz tamamen Masonların oluşturduğu kuruluşlar, tamamen doktorların kendi ticaretleriyle ilgili organizasyonları. Bizim hastamız yok mu, var. Niye sağlıkla ilgili, hastalarla ilgili onlara destek olacak dernekler, vakıflar Türkiye’de Müslüman dindar insanlar tarafından kurulmamış bugüne kadar? Maalesef orada da bir iki dernek, vakıf dışında çok zayıf olduğumuzu görüyoruz.

‘Meydanı başkalarına bırakmamamız lazım’

Birtakım çevrelerin çeşitli vakıf ve derneklere farklı kulplar takarak gençleri oralardan uzaklaştırmaya çalıştıklarını söyleyen Erdoğan, “Ama Rotary’nin yaptığı çalışmaya katılmak mubah, Lions’un üniversitelerde yaptığı teşkilatlanmaya katılmak hiçbir kulp taşımıyor. Bu ülkede mason olmayı kimse sorgulamıyor. Dolayısıyla biraz öz güvenle ayağa kalkıp bu konularda ses çıkarmamız lazım, meydanı başkalarına bırakmamamız lazım. Bu konularda gençleri istismar eden bu odakları da ifşa etmek zorundayız” diye hükmetti.

İtiraflar ve yeni toplumsal projeler!

Erdoğan çocuk istismarına, çevre katliamlarına karşı da duyar kasarak hem kendi camiasının tüm bunlarla anılmasına içerlendi hem de anılmaya devam edeceğini bilerek bu konuda görevi belli ki manipülasyon olacak bir ağın yaratılmasını gerekliliğinden bahsetmeyi de unutmadı.

Kendi camiasının kirli sicilinin bizzat babasının başında olduğu iktidarın ideolojik-siyasi-ekonomik-kültürel politikalarıyla doğrudan ilişkili olduğunu bilmezden gelerek o ayrıştırıcı diliyle, “birileri bize bu konularda dayak atıyor”  diyen Bilal Erdoğan, her zaman olduğu gibi o sarsılmaz riyakarlıklarını tekrarlayarak şunları vazetti:

Yani Türkiye’de dindar insanlar kadar çevreci kimsenin olmaması gerekirken bize çevreden dayak atmaya çalıştılar. Namus üzerinden Türkiye’de Müslüman insanlar zan altında bırakılmaya çalışılıyor. Müslümanlar olarak biz böyle bir dayak yemeyi nasıl içimize sindiriyoruz? Bununla mücadele etmek sadece kulağımızın üstüne yatmakla, yokmuş gibi davranmakla olmuyor. O zaman çıkacağız, işte çocuk istismarı ile ilgili biz de sesimizi çıkaracağız, buna en yüksek sesle itiraz eden biz olacağız. Bir yerde çevre katliamı yapılıyorsa buna en yüksek sesle itiraz eden biz olmamız gerekir.