Bakmak var, bakmak var…



Konumlanma noktalarının farklılığından kaynaklanan farklılıklar arasında bir ortaklık ya da uzlaşma noktası bulma imkanı -bazı durumlarda çok zor olsa bile- yine de vardır. Bu imkan en azından potansiyel olarak bulunur.


H. Selim Açan

Marks’ın düşünme tarzı üzerine ufuk açıcı bir inceleme olan Diyalektiğin Dansı’nda Bertell Ollman, ‘Marksist olma’ iddiasındaki tartışmalarda kendini gösteren farklılık hatta çelişkilerin iki nedenden kaynaklandığını ileri sürer.

Bunlardan birincisi “konumlanma noktasının farklılığı”, diğeri ise baz alınan “genellik düzeylerinin farklılığı”dır.

Ollman ‘konumlanma noktasını’ şöyle tanımlar: “Konumlanma noktası parçalar arasında bir sıra, hiyerarşi ve öncelikler oluşturarak, bu parçalardan öncelikli olanları değerleri, anlamları ve alakalılık derecelerini (relevance) parçalar arasında dağıtarak ve parçalar arasında kendine özgü bir bütünlük oluşturma iddiası taşıyarak görüş alanına giren her şeye rengini çalan bir perspektif kurar” (B. Ollman, Diyalektiğin Dansı/Marks’ın Yönteminde Adımlar, sf. 114)

Konumlanma noktaları arasındaki farklılığın Marksist hareketin tarihindeki kimi tartışmalarda nasıl bir rol oynadığına dair değişik örneklere atıf yapan Ollman’ın verdiği örneklerden biri de kapitalizmin krizlerinin farklı okunuşudur. “Kapitalizmin ekonomik krizlerine kâr oranlarının düşme eğiliminin mi sebep olduğu yoksa bu krizlerin değerin gerçekleşmesindeki zorluklardan mı kaynaklandığı üzerine dönen tartışmada” der Ollman, “birinci taraf kapitalist ekonomiye birikim sürecinin konumlanma noktasından bakarken diğer taraf Pazar çelişkilerinin konumlanma noktasından bakar” (age, sf. 131).

Ollman’a göre bu tür farklılıklar kısaca “…aynı ilişkiye farklı taraflardan veya aynı sürece farklı uğraklardan bakmaktan” (sf.114) kaynaklanır.

Farklılıkların ikinci kaynağını oluşturan ‘genellik düzeyi’ni ise kabaca ‘temel alınan/üzerinde akıl yürütülen bağlam’ şeklinde tanımlayabiliriz. Ya da ‘soyutlama düzeyinde baz alınan kapsam’ da diyebiliriz.

Genellik düzeylerinin farklı oluşundan kaynaklanan farklılıklar ‘ayrı telden çalmak’ ya da ‘ayrı dünyalara ait olmak’ anlamına gelir. Konumlanma noktasının farklılığından kaynaklanan çelişkilere kıyasla büyüktür, derindir, birbirlerini tamamlayıp zenginleştirme anlamında aralarında ortak bir nokta bulma imkanı neredeyse hiç yoktur.

Marksist olma iddiasındaki güçler arasında kapitalist sistemin bugünkü krizi ve gelecek üzerine yapılan tartışmalar sırasında karşımıza çıkan farklılıklar genellikle esas alınan ‘konumlanma noktası’nın farklılığından kaynaklıdır. Buna karşın krizi pandemiye bağlayan ya da onunla başlatan görüşlerle pandemiyi sistemin 2008’de başlayan yapısal krizinin üzerine gelen, onu ivmelendirip ağırlaştıran hatta bir yönüyle de onun doymak bilmez kâr hırsının sonucu olarak ele alan yaklaşımlar arasındaki zıtlık tamamen farklı genellik düzeylerine sahip olmanın sonucudur. Aklın ve mantığın (ve tabii ki devrimci teorinin) sınırlarını zorlamadığınız sürece bunları birbirleriyle bağdaştırıp ufuk açıcılık anlamında karşılıklı birer zenginleşme aracı haline isteseniz de getiremezsiniz.

Buna karşın konumlanma noktalarının farklılığından kaynaklanan farklılıklar arasında bir ortaklık ya da uzlaşma noktası bulma imkanı -bazı durumlarda çok zor olsa bile- yine de vardır. Bu imkan en azından potansiyel olarak bulunur.

Örneğin pandemiyi kapitalizmin zaten başlamış olan krizinin üzerine eklenen hatta bir yerde onun sonucu bir etken olarak görmekle birlikte sistemin yaşamakta olduğu krizi hâlâ ‘mali kriz’ sınırları içinde ele alan alabildiğine dar bir kriz kavrayışıyla 2008’de patlak veren Mortgage krizinden bu yana köprülerin altından çok su aktığını, Marks’ın Kapital’de dile getirdiği gibi ‘başlangıçta kendisini para krizi olarak dışa vurmakla birlikte’ esasında üretimi de içeren, daha doğrusu gerçekte o alandan başlayan krizin 2008 sonrasında ekonomik alanla da sınırlı kalmayarak neoliberal birikim modelinin ekonomik, siyasal, sosyal ve ideolojik her yönden tıkanıp iş göremez hale gelişiyle karakterize olan genel bir ‘sistem krizi’ olarak kavranışı arasındaki fark ve çelişki bu türden bir farklılıktır.

Keza pandeminin de üzerine bindiği bu derinlikteki bir krizin arkasından “Hiçbir şeyin eskisi gibi kalamayacağı” sloganında ifadesini bulan değişim-yeniden yapılanmanın muhtemelen hangi yönde hangi güç ve dinamiklerin hareketine bağlı olarak nasıl şekillenebileceği kritik sorusunu sadece sermayenin olası tepki ve yönelimlerini merkeze koyarak irdeleyen yaklaşımlarla soruna tarihin karşıt güç ve dinamiklerin karşılıklı hareket ve mücadelelerine bağlı olarak şekilleneceği kavrayışından hareketle bu tür tek yanlı mutlaklaştırmalardan uzak durarak lehte ve aleyhteki bütün belirti ve olasılıkları diyalektik bir iç bağıntılılık ilişkisi içinde ele almaya çalışan yaklaşımlar arasındaki çelişkileri de bu kategorideki farklılıklara örnek verebiliriz.

İnsanlığın ve doğanın geleceğinin şekilleneceği kritik bir tarihsel kavşaktayız. Bu üstelik gelişmenin olağan seyri sonucu geldiğimiz bir seçim noktası değil. Tersine neredeyse her şeyin ‘alt üst’ olduğu çok yönlü, çok katmanlı ve derin bir krizin bizi sürüklediği bir nokta. Belirsizliklerin ağır bastığı kaotik bir geçiş evresi. Tarihin hangi yönde nasıl bir seyir izleyeceğini belirleyecek güçler ve dinamikler açısından da -tabii ki eşit ölçü ve ağırlıklarda değil- avantajlar kadar dezavantajların da, fırsatlar kadar tehlikelerin de çok ve büyük olduğu bir kesit.

O nedenle, süreci çözümlemeye çalışırken her şeyden önce ilk anda gözümüze çarpan yönlerden/göstergelerden/verilerden hareketle tek yanlı mutlaklaştırmalardan kesinlikle uzak durmalıyız.

Sürecin bundan sonraki seyri üzerinde etkili olacağını düşündüğümüz noktalar üzerinde yoğunlaşırken de;

– Hiçbir şeyin sabit kalmayacağı ve değişimin hiçbir zaman düz bir çizgi halinde doğrusal bir hat izlemeyeceği diyalektik yasasını,

– Marks’ın “Günümüzde her şey kendi karşıtına gebedir” sözünü,

– Dolayısıyla birbirini besleyip güçlendiren etkenler bütünlüğü kadar onlarla zıt yönde hareket eden karşıt etkenler bütünlüğünü hiçbir zaman gözden kaçırmamalıyız.

Bu konuda bir kılavuzumuz da Lenin’in şu sözü olmalı: “Bir nesneyi gerçekten tanımak için (Bir süreci olabildiğince isabetli bir biçimde çözümleyebilmek için -nba) , onun bütün yanlarını, bütün ilişkilerini ve bağlantılarını kavramak ve araştırmak gerekir. Buna hiçbir zaman tam olarak ulaşamayız, fakat bir şeyin her yanını kucaklama kaygusu, bizi hatalardan ve katılıklardan koruyacaktır”.

Sürece yaklaşım sırasında dikkat edilmesi gereken yöntem sorunları üzerinde zaman zaman durmaya devam edeceğiz.