Koronavirüs salgınının zaten tıkanmış neoliberal birikim modelini de bu temelde gelişen iş bölümünü de allak bullak ettiği gerçeği emperyalist kapitalizm açısından yeni üretim modelleri-biçimleri arayışı yarattığını biliyoruz. Elbette bir birikim modeli yerine başkasını ikame etmek ya da mevcut modeli ortaya çıkan sonuçlarla revize etmek o kadar kolay bir iş değil. Düşünüp, taşınacaklar ve azami kar arayışları açısından mevcut durumda bazı değişiklikler yapmak üzere çeşitli sonuçlara ulaşacaklar. Sermayenin iradesini belirleyen azami kar dürtüsüyle ne gerekiyorsa onun için ellerinden geleni yapacaklardır. Birbirleriyle tepişerek-sürtüşerek-birbirine sonuçları öngürülemeyecek şekilde hırlayarak…
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın pandeminin ilk günlerinden başlayarak bu süreci de adını koymasa bile Allah’ın lütfu olarak gördüğünü defalarca yinelemesi, bu koşulların mevcut işbölümü içerisinde Türkiye gibi ekonomiler açısından yeni fırsatlar yaratacağını, bu açıdan çeşitli konularda öncülük misyonuyla hareket edeceklerini söyleyip durması da bu gerçeğe dayanıyor.
Erdoğan’ın sözünü ettiği o fırsatlar ve öncülük misyonunun ilk alameti MÜSİAD’ın “İzole Üretim Üsleri” adını verdiği projeyle geldi.
AKP’nin dayandığı temel sermaye gruplarından MÜSİAD, ‘Orta Ölçekli Sanayi Bölgesi’ niyetiyle yapımına daha önce başladığı Tekirdağ’daki sanayi üssünü hızla bitirerek pandeminin de mantığına uygun olarak adına “İzole Üretim Üsleri” dedi.
Tüm toplumsal ilişkilerden yalıtılmış ve tüm çıplaklığıyla kapitalist üretimin ihtiyaçlarına göre örgütlenmiş bu üsler, klasik fabrikalardan ya da OSB’lerden farklı olarak geniş bir yaşam alanıyla birlikte düşünülüp tasarlanmış. Hadımköy, Hassa ve Karadeniz’de olmak üzere toplam 4 üssün oluşturulmasının hedeflendiğini öğreniyoruz. Aynı zamanda bir KOBİ borsası olarak da tasarlanan bu üslerin, kritik anlarda kapılarını kapatarak üretimi sürdürme mantığıyla tasarlandığını anlatıyor MÜSİAD şefleri.
Kendisini emperyalist mali oligarşiye pazarlamak için büyük bir heyecanla tanıtımı yapılan bu MÜSİAD projesi, üretim-ticaret ve yatırımın ayrı ayrı ele alınmasından ve aralarındaki senkronizasyonun sağlanamamasından yola çıkılarak kapitalist üretimin aksamaması için bu 3 alanın aynı hat üzerinden ve birbirlerinin verileriyle beslenerek hareket etmesi esasına dayanıyor.
MÜSİAD bu pazarlama projesini “1000 ailenin ve yaklaşık 4 bin 500 kişinin yaşayabileceği şekilde tasarlanan izole üretim üssü, olası her türlü afet ve salgında üretim-ticaret ve tedarik zincirinin bozulmadan devam etmesi adına üreticileri bir bölgede ‘productionandsupplying cluster’ modeli gibi toplayan sürdürülebilir yatırım üsleridir. Çünkü üretim-ticaret- yatırım senkronizasyonu sağlar” şeklinde tarif ediyor.
Kısacası Erdoğan’ın önden işaretini verdiği pazarlama stratejisinin açılışı, reklamı yapılan “İzole Üretim Üsleri”yle verilmiş oluyor. Bu stratejide işçilerin aileleriyle birlikte her koşulda üretimin devam etmesi amacının koşulmuş köleler ordusu olarak kodlandığından şüphe yok.
Bu bölgelerde herhangi bir örgütlenmenin gelişmemesi için neler yapabileceklerini tahmin etmekse güç değil. Fakat hayat, sınıflar arası güç ilişkileri tek başına sermayenin planlarına göre yürümez. Dün dünyanın kırı olan bazı Asya ülkelerinin daha sonra tekstil atölyesi haline getirilmesinde de bu hesaplar yapılıyordu. Bugün o ülkelerde oldukça inatçı bir sınıf mücadelesinin mayalandığınıysa hep birlikte izleyip görüyoruz…
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!