Kadından da “millet”ten de sadece kutuplaştırdıkları toplumun kendi kemikleşmiş tabanını anlayan, “hak” deyince sadece bu kesimin haklarını kasteden, onları da sınıfsal farklılıklarından soyundurarak bir mozaikmiş gibi ele alan AKP’liler için bu artık son derece doğal bir söylem. Daha önce HDP’li kadın milletvekillerine çemkirerek, “Bu ülkede AK Parti gelene kadar kadın kelimesinin adı yoktu” diyen AKP Grup Başkan Vekili Özlem Zengin, son olarak da Dünya Kadın Hakları Günü’ne ilişkin açıklamalarıyla gündeme oturdu. Türkiye’de kadınların seçilme hakkının 80 yıl gasp edildiğini söyleyen Zengin, “Eğer Türkiye’de bu hakkın gerçek manada kullanılmasından bahsediyorsak, bunu hayata geçiren parti AK Parti’dir ve bunun da öncüsü sayın Cumhurbaşkanımızdır” dedi.
Sık sık ekranlarda boy göstererek kadın meselesinde söz söyleyen, bu mesaisinin sebebinin Erdoğan’dan aldığı “görünür ol, ekranlara çık, bizi anlat” direktifi olduğunu da öğrendiğimiz Zengin son açıklamalarında da, kadını ya da kadın meselesini sadece türban meselesi olarak gördüklerini, kadın derken anladıklarının kendi tabanlarından ibaret olduğunu, o tabanın da sadece türban ya da kültürel kodlarına uygun taleplerini gözettiklerini, diğer sorunlarının umurlarında olmadığını yinelemiş oldu.
İçeriği aynı yere çıkan sayısız açıklamasıyla kendi tıynetlerini döne döne kanıtlayan Zengin, Meclis’te “Bu ülkede AK Parti gelene kadar kadın kelimesinin adı yoktu” dediği konuşmasında sözü kadın cinayetleri ya da kadına dönük şiddet konusunda nasıl bir çaba içinde olduklarına getirerek, HDP’yi kastedip “Siz kadınları bizden daha çok mu tutuyorsunuz? HDP kadınları bizden daha fazla savunacak en son partidir” demişti. Bu kadar duyarlılık taslayan aynı Zengin başka bir açıklamasında da kadın cinayetlerine ilişkin “Bir cinayetin kadın cinayeti olduğunun tespiti çok zor bir iş” diyerek kendisiyle nasıl bir çelişki içinde olduğunu, “kadınları ne kadar düşündüklerini” (!) kanıtlamıştı.
Kadın konusunda kimselere söz bırakmayan aynı Zengin, başka bir açıklamasında da “Türkiye’de kadınların yüzde 70’i yoktu, hiçbir mesleği olamıyordu, üniversiteye gidemiyordu, milletvekili bile olamıyordu. Önemli bazı isimlerin eşi bile olamıyordunuz” deyivermişti. Kadın sorununu sadece türban meselesine indirgeyen, diğer tüm sorunları bir kalemde silen bu zihniyet için makbul kadın da o sınırlardaki kadındı sonuçta. Döndüğü bu fasit dair içinde aynı şeyleri farklı cümlelerle ifade eden Zengin için kendi dönemlerinde kadın cinayetlerinin yüzde .1.400 oranında artmış olmasının da şiddetin, cinsel saldırganlığın alıp başını gitmesinin de bir önemi yok. Bu akıl için önemli olan türbanlı olarak Meclis’e girebilmek, türbanlı olarak resmi törenlere, resepsiyonlara katılabilmek, türbanlı olarak bir generalle ya da bürokratla evlenebilmektir! Bu yaklaşımın görüş alanına türbanlı kadınların yaşadıkları fiziksel-psikolojik-ekonomik şiddet girmez. Mesela, Fatih’in arka sokaklarındaki yoksul kadınların mutfaklarında taş pişirdikleri, şiddete uğradıkları, sayısız baskıya maruz kaldıklarını görmezler. Türbanıyla çalışan kadın işçilerin yaşadıkları baskıları, mobbingleri görmedikleri gibi… Mesela, daha çok türbanlı kadınların çalıştığı Dardanel’de işçilerin korona nedeniyle yaşadıkları üretim baskısı hatta fabrikaya hapsedilme girişimlerine kördürler. Saymakla bitmeyecek kadar sınıf temelli sorunun hiçbiri “AKP olmasaydı kadın kelimesinin adı yoktu” diyen bu zamane elitistlerinin, zorbalarının gündemine girmez.
Ama çıkıp milyonlarca emekçi kadını daralttıkları türban kıskacına alarak “aynı gemide olma” yalanıyla kendilerine bağlamaktan vazgeçmezler. Binlerce emekçi kadının emeğiyle palazlanan AKP’nin onların sınıfsal sorunlarına kör-sağır kalmanın yanı sıra, onlara giderek yabancılaşan, tepeden bakan günümüz erkinin temsilcisi olduğu kocaman bir gerçek olarak sırıtıp dururken, onlar her defasında büyük bir pişkinlikle duyarlılıklarından dem vurmaya devam eder.
Kemalist elitizmin, tepeden inmeciliğin karşıtı bir yerde durduklarını, “vesayetçiliğe” bayrak açtıklarını iddia ederek pek çok duyguyu sömüren AKP’li kadınların, bu klişeleşmiş söylemlerinin siyasi hasım olarak belirledikleri Kemalistlerle aynı noktada buluştuğunun farkında değilmiş gibi davranma ısrarları sürüyor kısacası.
Kadının seçme ve seçilme hakkının AKP döneminde kullanılmasından türbanlı kadınların Meclis’e ya da bürokrasinin çeşitli kademelerine gelmesini anlayan bu zihniyet için HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ’ın, milletvekilleri, belediye eşbaşkanları ve parti yöneticilerinin hapislerde olması gerçeği hiçbir anlam taşımıyor. Keza onlar burjuvazi ve temsilcilerinin tümü için de “makbul” değildirler. Makbul olan, bir rehin siyasetiyle yıllarca hapislerde tutulmalarıdır.
AKP’nin kadın sorununu türban ve mağduriyetler üzerinden tanımlamasının devri aslında çoktan kapandı. Artık Zengin’in kastettiği o yüzde 70’lik kesim türban takma hakkını kazansa da bunun yaşadığı işsizliğe, açlığa, çaresizliğe merhem olmadığının farkına varmaya başlıyor. Mesele bu farkına varışı sınıf bilinci ve mücadelesiyle buluşturmakta…
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!