Farkındayız!



İnsanların yaşadıkları acıları böylesine kolaylıkla bir metaya dönüştürmek, ondan şov dünyası için gösteriler çıkarmak, düşkünleşmiş bir romantizmin parçası yapmak nasıl da kolaymış meğer…


Deprem enkazında moda çekimleri yapıldığına dair haberler basına yansıdı. Haberlere dair birçok kişi sosyal medya üzerinden tepki gösterdi. Enkaz üzerinde moda çekimi yapanlar, bunu “farkındalık!” yaratmak amacıyla yaptıklarını açıkladı.

Kapitalizmin her şeyi bir sömürü kaynağı haline dönüştürmekte ne kadar usta olduğunu biliyoruz elbette. Ama bazen, hayallerimizin sınırlarını bu denli zorlayan, insan olmanın bazı inceliklerini bu denli kolay alaşağı edebilen uygulamalarına tanık olduğumuzda, her defasında biraz şaşırmaktan, sarsılmaktan kendimizi alamıyoruz. Bilmek belki ayrı şey, yaşamak, tanık olmak, pratikte görmek daha ayrı, daha ete kemiğe dokunuveriyor..

İnsanların yaşadıkları acıları böylesine kolaylıkla bir metaya dönüştürmek, ondan şov dünyası için gösteriler çıkarmak, düşkünleşmiş bir romantizmin parçası yapmak nasıl da kolay bir kez daha görüyoruz. Her gün onlarca tv programı yayınlanıyor, birilerinin hayatının delik deşik edildiği, acıların çıkarılıp ortaya serildiği, bol gözyaşıyla süslenmiş şov programları bunlar. İnsanların birbirinin acılarından keyif almasını, bu acılara bakıp rahatlamasını sağlıyor. Gerisi birbirine duyarsızlaşma, birbirini gözetleme, dedikodu seviyesinde bir merak ve haline şükretme ile farkında dahi olmadan kendini tamamlıyor, bu ruh haline sahip bir toplumu biçimlendiriyor. Yani bu bataklıkta ne kadar dibe batarsa toplum o kadar iyi… Her şey ona göre planlanıyor.

Ve sistem her kurumuyla, her organizasyonuyla, her adamı/kadınıyla bunu defalarca defalarca kez örmekten, sahnelemekten vazgeçmiyor. Sadece gittikçe daha da düşkünleşen bir format kazanıyor, “bu kadarı da olur mu” diyorsunuz, evet oluveriyor: Belki onlarca insanın hayatını kaybettiği yıkık bir binanın üstünde pozlar veriliyor, gözlere biraz da hüzün eklenip toplumsal farkındalık yaratma sosuyla da bezeyerek karşımıza çıkarıveriyorlar. Acılar bir kez daha sömürülüyor, eğilip bükülüp biçimden biçime sokulup bir şov malzemesi çıkarılıyor. “Farkındalık yaratmak” gibi artık klişeleşmiş, içeriği gittikçe boşaltılan, birilerinin kendini tatmininden, yaptığını maskelemekten öteye anlam taşımamaya başlayan sözlerle giydirip bu pespayeliği önümüze koymak ne kadar kolay bir kez daha tanık oluyoruz. Ve sormadan edemiyoruz “Neyin farkındalığı?”..

Kimbilir kaç kişiye mezar olmuş, kaç kişinin sakat kalmasına, acı çekmesine neden olmuş deprem yıkıntıları üzerinde, süslenip püslenip poz veren birini görünce neyin farkındalığına kavuşacak insanlar? Ucuza, güvenlikli olmayan evlerde yaşamaya mecbur bırakıldıklarına mı, yıllarca toplanan deprem vergilerinin başkalarının cebini doldurduğuna mı, yetersiz, plansız kurtarma operasyonlarıyla belki kurtulacak birçok kişinin ölüp gittiğine mi… Evsiz kalmalarına mı, sağlıksız koşullarda çadırlarda yaşamak zorunda kalmalarına mı? Yoksa en sonunda kendi acılarını kendi başlarına sarmak zorunda kalacaklarına, kendi hallerine terkedileceklerine mi?..

Biz farkındayız aslında, acılarımızı nasıl sömürdüklerinin, yüzümüze baka baka bunlarla nasıl dalga geçtiklerinin, her şeyi kar elde etmek için nasıl da gözlerini bile kırpmadan yok edebileceklerinin… Tek ihtiyacımız kendi gücümüzün, kendi öfkemizin yakıcılığının farkına varmak aslında.