Irkçı Baskılara Kapitalizm Koşullarında Son Verilemez!



Amerika’nın geveze sınıfının büyük çoğunluğunun, beyaz-milliyetçi sağcı Amerikancı Fox News’un iğrenç bir biçimde sergilediği otoriter ırkçılık karşısında ödü patlamıştır. Siyah oyları baskılayan önlemleri geliştirip destekleyen, beyaz olmayanları yaralayan ve katleden polislere arka çıkmak için saçma sapan nedenler uyduran, Amerikan yaşam tarzında siyah karşıtı ırkçılığın sistemli bir biçimde varolduğunu inkar eden Cumhuriyetçi-faşist Beyazların mide bulandırıcı ahmaklıklarına kafa sallıyor ve göz kırpıyorlar.


Paul Street

Amerika’nın geveze sınıfının büyük çoğunluğunun, beyaz-milliyetçi sağcı Amerikancı Fox News’un iğrenç bir biçimde sergilediği otoriter ırkçılık karşısında ödü patlamıştır. Don Lemons, Anderson Coopers, Rachel Maddows, Joy Reids ve benzerleri, siyah oyları baskılayan önlemleri geliştirip destekleyen, beyaz-olmayanları yaralayan ve katleden polislere arka çıkmak için saçma sapan nedenler uyduran, Amerikan yaşam tarzında siyah karşıtı ırkçılığın sistemli bir biçimde varolduğunu mantıksızca inkar eden Cumhuriyetçi-faşist Beyazların mide bulandırıcı ahmaklıklarına kafa sallıyor ve göz kırpıyorlar.

Bu nefreti anlıyorum. Milyonlarca beyaz Amerikalı Derek Chauvin’in, beyaz Minneapolis polisinin George Floyd’un boğazına dokuz buçuk dakika boyunca dizini bastırması sonucu ölümünün Floyd’un sözümona ilaca bağlı hastalığı ile birleştiği için meydana geldiği şeklindeki abuk subuk savunmasını kabullenmeye çoktan razıdır.

Neonazi bir palyaço Fox News ya da Oan’a çıkıp siyahların polisler tarafından öldürülme oranının beyazların öldürülme oranından daha yüksek olmadığını söylediği veya Demokratların habis ırkçı Donald Trump’tan 2020 başkanlık seçimini “çaldıklarını” iddia ettiği zaman bu süzme salaklar Nazileşmiş sallabaşlarla birlikte kafalarını sallıyorlar. Unutmayın pek de ustaca söylenmiş sayılmayan “Hırsızlığı Durdurun!” yalanının altında yatan şudur: Trump başkan olmalıdır çünkü beyazların oylarını almıştır.

Kurumsal Medya Beyaz Irkçılığı Besliyor

Yine de Fox’tan olmayan liberal ekran gevezelerinin endüstrilerine ve ceplerini doldurdukları sisteme bakacak olursak gurur duymaları için en ufak bir neden yoktur. Amerikan kurumsal medyası beyaz milliyetçilik üreten bir makinedir. Ülkenin televizyon ekranlarını sekiz yıl boyunca adı Müslüman adına benzeyen siyah bir başkan ve şimdi siyah Hintli bir kadın başkan yardımcı dahil zengin siyah ünlüler geçidi ile doldurur. Yüksek seviyeli ve şöhretli makamlarda siyah ve kahverendi yüzlerin düzenli bir şekilde sıralanması bir yandan ırkçılığın siyahların ilerlemesinin ve eşitliğin önünde artık ciddi bir engel olmadığı şeklindeki ölümcül yanılsamayı beslerken öte yandan çok sayıda beyazın “siyahların” liberal ve solcu seçkinler tarafından sağlanan haksız avantajları kullanarak kendilerinin önüne geçtiği biçimindeki yanlış ve paranoyakça inancı tetikler.

Aynı zamanda Amerikan kurumsal medyası her gece siyahların şehirde işledikleri suçları ve döktükleri kanı bağlamından kopararak sundukları haberlerle beyaz izleyicilerini besler. Bu “kentsel kabus” haberleri televizyonların suç dramalarıyla, Holywood filmleriyle (belalı siyah karakterler, imgeler ve ırkçı kinayelerle dolu), Jerry Springer, Maury Povich gibi nesnel olarak faşist ucube reality showlarla pekiştirilir. Vahşi bir ırk-sınıf ayrımı altında, derin bir yoksulluk içinde feci şekilde tecrit edilmiş çaresizlik gettolarında yaşayan Siyah halkın maruz kaldığı sefil travmatik koşullara ilişkin en ufak bir yoruma yer vermezler. Siyahların köklerinde yatan 250 yıllık köleliğin bıraktığı acı, Jim Crow yüzyılı ve yarım asırlık ırkçı kitlesel baskı ve suçlanma sürekli yok sayılır.

Siyahların başarısının ırkçılığın olmadığının kanıtı olarak algılayan yaygın imaj ile birleştiğinde ortaya çıkan ölümcül karışım, siyahların içinde bulundukları yoksulluğun ve şiddet ortamının, toplumsal ve ırkçı baskıları değil kendi başarısızlıklarını, ezilmişliklerini ve sorumsuzluklarını yansıttığının sözde ispatıdır. Irkçılık artık siyahların gelişmesi önünde bir engel olmaktan çıktığı için -“Obama’ya, Oprah’a, Kamala’ya, Denzel’e, Beyonce’a, Michale’a ve LeBron’a bakınız”- gece haberlerindeki kanlı getto sahnelerin tek nedeni Siyah halkın ve kültürünün kendisidir.

Medya görüntüleri, aşırı ırksal yerleşim ve ona eşlik eden eğitimsel ayrım gerçek Siyah deneyimini ve Siyah Amerikalıların (ne ünlü ne de kentsel çete üyesi olan) çoğunluğunun hayatlarını küçük bir beyaz nüfus dışında kimseye görünmez kılıyor.

Bu yeterince kötü değilmiş gibi, kurumsal medya ve internete dayalı “sosyal medya” on milyonlarca bihaber Amerikalının atomlarına ayrılmış cahil tüketiciler, kuşbeyinli ve tek yönlü sabık-vatandaşlar olmalarına yardım eder. ABD’de uzun çalışma saatleri, zehirli gıdalar, su ve hava, covid-19’un gücünün gerisinde dile getirilmemiş ek hastalıklar Amerikalıların zihinlerine zarar vermiştir. Bilişsel olarak sakatlanan halk gelişmemiş kabile kimliği ve öfkesinin ötesinde akılcı düşünme yetisini kaybeder. Herhangi bir karmaşık tarihsel, toplumsal, politik ve çevresel olguyu, ırkçı baskıyı, iklim değişikliğini, Seçmen Kurulu adı altındaki anti-demokratik saçmalığını, Tek Ödeyenli sağlık sigortasının anlamını ve özgürleştirici potansiyelini, sendikalaşmaya ilişkin argümanları, bir pandeminin dayattığı halk sağlığı gereksinimlerini, dünya tarihinin en büyük askeri-sınaî tesisine yapılacak ödeme için insan ve çevre ihtiyaçlarının potansiyel olarak karşılanması için çalınan inanılmaz tutarlardaki kamu kaynaklarını, kapitalizmin kara kalbinde yatan insanlığın ve yeryüzünün ömrünü tüketerek sürdürdüğü artı değer sömürüsünü anlayamaz hale gelir. Yaşamla politika arasında sakat ve ölümcül bir bulut kütlesi içinde, kurumsal olarak yaratılmış amnezi bellek kaybı ve temel tarih bilgisi yoksunluğu ile eski suçları ve zulmü tekrarlamak için onları cesaretlendiren temel tarihsel bilgiden yoksun bir biçimde başıboş dolaşırlar. Genç Amerikan yetişkinlerinin ezici çoğunluğunun Nazi Holokostu hakkında hiçbir bilgisi yoktur. Bu Amerikalıların onda biri Holokost’a Yahudilerin neden olduğunu düşünür.

Irkçı Kapitalizm

Bir de televizyon programı sunucularının kendilerini Bernie Sanders gibi “uçuk” (belli belirsiz sosyal-demokrat) radikalleri korumaya adadıkları daha derin bir sistem var: Hegemonyası, liberal CNN ile MSNBC’nin program segmentleri arasındaki uzun reklam aralarında (üst orta sınıfa yönelik akıllı ilaç, araba, sigorta ve yatırım hizmetleri reklamları) normalleşen kapitalizm. Kapitalizm çıktığı ilk anlardan beri beyaz-olmayan emeğin, toprağın ve uygarlıkların fethine, imhasına ve sömürüsüne -ve bu talanın gerekçesiymiş gibi ırkçı ideolojilere ve duygulara- dayanmıştır.

Kapitalizm, bir yandan ünlü Siyah Amerikalı Marksist W.E.B. DuBois’nın “ırkçılığın psikolojik ücreti” diye adlandırdığı sinsi ama güçlü bir fikri, elit-olmayan Beyazlara, bir birey oldukları, ayrıcalıklı “biz”in parçası oldukları, “onlar”, “zenci”, “pislik”, “wetback” (Meksikalıları aşağılamak için kullanılır), “Jap’lar”, “vahşiler”, red devils”, “Çinli”, “Chinks” (Argoda Çinli), “kikes” (Argoda Yahudi), “Havlu Kafa” (Sarık takan Orta-Doğulular), “deve jokeyleri” (Arap kökenlileri aşağılamak için kullanılır) vb. olmadıkları fikrini bahşederken, öte yandan kendi egemenliğine karşı birleşik kitlesel bir muhalefeti engellediği için toplumun ırkçı çizgilerle bölünmesinden yıllar boyunca çıkar sağlamıştır.

Kapitalizmi destekleyenlerin çoğu ırkçı baskının ve beyaz üstünlükçülüğün bu sözde “demokrat” rejimlerinin işleyişine özgü olduğunu söylerler. Amerikalı olmayan beyazların liberalleri ve bazı ılımlıları kapitalizmi ırkçılık açısından daha az kaba ve daha kapsayıcı hale getirmek için müdahale etme gerekliliğini savunarak Siyah Hayatların Değerli olduğunu gururla kabul ederler. Bu müdahaleler, ekonomik fırsat eşitliği programları, başta Georgia ve Texas gibi beyaz milliyetçi eyaletlere karşı kurumsal baskı kampanyaları, ırk duyarlılığı eğitimi, anlayışlı medya ve polis şiddeti gören Siyah mağdurların politik olarak ele alınması, entegre haber ekipleri reklamları, ırkları kapsayan televizyon oyunları ve komedileri, tuhaf bir biçimde Siyahları ve Latinleri köleci ABD’nin kurucuları olarak gösteren son derece kötü bir Broadway müzikali, birleşik kurumsal ve polis inceleme heyetleri ve benzerleridir.

Liberal aktivistlerin çoğu iyiniyetli olsa da kapitalizm koşullarında ırk eşitsizliğini ve ırkçı zulmü engellemek başarısızlığa mahkumdurlar. Amerika’nın ve Batı’nın Afrika’nın ve Afrika kökenli diasporanın üzerine yıktığı sefaletin önemli bir parçasına anlamlı bir biçimde saldırmak kâr sisteminin fiili sınıf diktatörlüğünün tepesindekilerin kapasitelerine ve çıkarlarına aykırıdır. Düzensiz küresel rekabet mantığı sayesinde kâr oranları sürekli saldırı altındadır. Gerçek ve potansiyel halk muhalefeti ve yeryüzünü zehirleyen ahlakdışı sisteme yönelik kızgınlık, toplumsal adalet ve demokrasinin yanı sıra canlı bir ekolojiyi de ortadan kaldırmak, ırksal olarak ısrarlı bir böl-yönet politikasını (sonuç olarak geveze sınıfları sürekli beslemek suretiyle haberlerin ratinglerini arttıran) ve DuBois’nın “psikolojik ücret”inin korunmasını gerektirir.

Yüzleşilmesi Gereken Esas Konu

“Irk sorunu”na kapitalizm koşullarında kalıcı ve sağlam bir çözüm bulunamaz. DuBois bunu görmüştü. Irk ayrımının ve eşitsizliğin “Amerikan Açmazı”nı anlayıp üstesinden gelmek için 1930’larda ve 1940’larda yürütülen büyük bir araştırma projesine seçkin bir bilim insanı olarak başkanlık etmesinin Carnegie Corporation [eğitimi desteklemek için kurulmuş bir vakıf -çn] tarafından reddedilmesinin nedeni budur. Carnegie yoluna çekingen İsveç sosyal demokratı Gunnar Myrdal ile devam etmiş, Myrdal’In Amerikan ırkçılığı üzerine kapsamlı belgelerine, gerekli kurumsal ve yapısal değişikliklerin yapılması için yeterli olmaktan uzak yumuşak ve utangaç tavsiyeler eşlik etmiştir. Myrdal’a göre çözüm Amerika’nın sözde demokrat değerleri ve kurumları ile uyumlu olarak beyaz kalplerden ve kafalardan önyargıları silmektir. DuBois’ya ve hafızalardan silinmiş büyük Siyah sosyolog Oliver Cox’a göre ise Myrdal’ın ırkçı kapsayıclığı ve demokrasi yararına “idealist vaazları” ırksal bölünmenin sosyal sistemden ve politik-ekonomik köklerinden saptırarak burjuvaziyi teselli ediyordu.

Ekolojik yıkıma yol açan II. Dünya Savaşı ardından Amerikan ve Batı kapitalizminin “Altın Çağı” yara aldıktan sonra çevreciler daha büyük bir yıkımın kapıda olduğu konusunda uyardılar. Richard Nixon’ın fantastik “Kanun ve Nizam” başkanlığından önce iki suikast gerçekleşti. Önce, 4 Nisan 1968’de, ülkesinin Vietnam’la savaşmasına karşı çıktığı günden tam bir yıl sonra Martin Luther King ve sonra yaşasa 20 Ocak 1969’da başkanlık koltuğuna oturacak olan başkan adayı Robert Kennedy öldürüldü. Nixon Beyaz Saray’a son derece ırkçı “güney stratejisi” ile yerleşti, Siyahları ve savaş karşıtı protestocuları kriminalize etmek için Uyuşturucuya Karşı Savaş başlattı. Nixon, New York Valisi Nelson Rockefeller’ın 1971 Attica Cezaevi İsyanı’nı korkunç bir biçimde bastırmasını çok sevmişti çünkü “bildiğiniz gibi bunlar Siyahların işleriydi… tüm isyana önderlik edenler Siyahlardı.

Bu gerici felaketin tarihî arifesinde hayatının sonuna yakın günlerde yazarken Dr. King “Siyah devrimin” ABD’yi “birbiriyle ilişkili tüm kusurlarıyla nasıl yüzleşmek zorunda bıraktığını” anlatıyordu: Irkçılık, yoksulluk, militarizm ve maddiyatçılık. Bu devrim toplum yapımızın derinliklerine kök salmış tüm kötülükleri açığa çıkarmaktadır. Yüzeysel kusurlar yerine sistematik kusurları açığa çıkarmakta ve yüzleşilmesi gereken asıl konunun toplumun radikal bir biçimde yeniden inşası olduğunu önermektedir.”

Bu King’in “birbiriyle iç içe geçmiş üçlü bela” diye adlandırdığı ırkçılık, kapitalizm ve militer emperyalizme karşı zarif bir devrim çağrısıydı. İki yaz boyunca dökülen kanın ardından King bunun alternatifinin sürekli şiddet ve “sağcı bir darbe ve ulusun ruhunu tahrip edecek faşist bir devlet” olduğunu düşünüyordu.

ABD’nin tahrip edilecek saygın ve demokrat bir ruha sahip olduğu bir an olup olmadığına emin değilim, ama King seçenek konusunda haklıydı. Ya sosyalizm ya faşizm (sermayenin neden olduğu çevre katliamı sorununu düşündüğümüzde şansımız kaldıysa eğer…).

Yakın geçmişte King’in bizi uyardığı sağcı darbenin kıyısından döndük. Beceriksiz ve başıbozuk ama kindar ve tehlikeli beyaz-üstüncü şamatacı bir faşist, üst düzey politik danışmanları olan açık faşistler (Steve Bannon ve sonra Stephen Miller) ile birlikte 4 yıl boyunca Beyaz Saray’da oturdu. Tarihi covid-19 “kazası” olmasa, trajik ve muhtemelen terminal bir ikinci dönem için geri gelecekti. Bize verilen kısacık bir nefes alma süresi içinde dikkatimizi King’in “yüzleşilmesi gereken esas sorunu”na vermezsek aptallığımıza doymayalım. Bunun anlamı, özel inançları veya bilgileri ne olursa olsun Rachel Maddow, Don Lemon, Anderson Cooper ve Joy Reid gibi liberal yeni-Myrdalci medya yıldızlarının herhangi bir anda açıkça kucakladıkları toplumsal değişime daha fazla ve daha sıkı bağlı olmamız gerektiğidir. Gerçek bir devrim için örgütlenmenin çoktan zamanı geldi. Başka yolu yok!

(*) Fotoğraftaki slogan: Çiçekler kapitalizmin küllerinde yetişecek!

Counterpunch‘ın 16 Nisan 2001 tarihli sayfasında yer alan “Racial Oppression Will Not be Overcome Under Capitalism” Paul Street imzalı makale Alınteri Çeviri Grubu tarafından Türkçeleştirilmiştir.